İçeriğe geç

Türk Cephesinde

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Türk Cephesinde

Bölüm 2

Yeni Şehir Yeni Yaşam

En büyük travmam sanırım bu. Annemin ölümünden sonra şimdi çaresizce babamın ölümünü bekliyorum. Babam bir asker. Askerdi. Şimdi eli silah tutan herkes vatanı için gidiyor sınıra. Biz Karadenize. Gemilerden gelen düşmanlar için. Su da savaş olur muydu. Ya biri hastalanıp üşürse.

Gözlerimi yavaşça araladım. Amasra ya gelmiştik. Denizinden tanırdım ben burayı. Babam uyandığımı hissetmiş olsa gerek, "Artık yeni evimiz askeriye.".

Babam benim için kapıyı açtı. Peluşumla beraber indim arabadan. Babamın elini sımsıkı tuttum. Askeriyeye doğru ilerledik. Avluda benim gibi bir çok çocuk vardı. Aralarına karıştım. Babamın gülümseyerek bana baktığına emindim.

"Hey minik civciv" diye bir ses duydum. Sebepsizce bana denildiğini hissedip gelen sese doğru baktım. Hayır bir sebep vardı, sarışındım. Bir erkek çocuğuydu bu. Bana gülerek yaklaştı, "Katılmak ister misin" dedi ve topla oynayan çocukları gösterdi. Tebessüm ettim, "Tabii.". Elini tutmam için uzattı onun elini tuttum ve ikimizde koşarak çocukların yanına gittik.

Belki 7 saat önce bir bomba patlamış olabilirdi ama biz daha çocuktuk, değil mi.

Elini tuttuğum çocuk, "Bu yeni arkadaşımız. Evet minik civciv, adın ne.". Çocuklara sonra çocuğa baktım, "Ben söylersem sende söyleyecek misin." diye sordum. Tereddüt ettiğim anlamış olmalı ki sıcacık gülümsedi ve adını söyledi, "Ben, Doruk." dedi, gülümsemesi bile yetmişti aslında tüm tereddütlerimi yıkmak için. "Ben de Moni." dedim ve aynı şekilde gülümsedim. "Eee hadi oynayalım artık minik civciv." dedi ve ben daha cevap veremeden beni oyunun içine itti.

Akşam saatlerine kadar oyun oynadık. Bir çok çocukla tanıştım ama Doruk hariç hepsinin adını unuttum. Oyunumuz, babamın beni yemek için çağırmasıyla bölündü.

Bir sürü dev gibi adamın -askerin- yemek yediği büyükçe bir salondaydık. Babamın kocaman elini tutmuş boş bir yer arıyorduk. Fil gibi bir adam, "Burak, burası boş." dedi gür sesiyle. Babamla oraya ilerledik. Babamın hemen dibine oturdum. Masa o kadar yüksekti ki -yada bana öyle geldi- kafam bile masanın önünden gözükmüyordu. Bir kaç kıkırtı duydum ama kimlerden geldiğini anlamadım. Çok zor bir durumdaydım ve insanlar -hayvan da olabilir ama buraya hayvan sokabileceklerini sanmıyorum- bana gülüyordu. Babam beni koluyla kaldırdı ve kalçamın altına bir kaç kalın kitap koydu. Nihayet herkesi ve tabağımdaki yiyecekleri görebildim. Bamya, pilav ve yoğurt. Ben bamya sevmezdim ki. Aklıma dahiyane bir fikir geldi, babam biriyle konuşmak için kafasını çevirdiğinde tabağımdaki bamyayı onun tabağına dökecektim.

Fil gibi olan adam, "Bu kız senin kızın mı." deyince babam kafasını çevirdi. Bu sırada elime bamya dolu tabağı aldım. bu sırada beni bir başka asker izliyordu. İşaret parmağımı dudaklarıma yaklaştırıp "sessiz ol" dedim. Adam sırıtınca cevap almış gibi babamın tabağına bamyayı boşalttım. Elimdeki boş tabağı rastgele birinin önüne koydum. Sanki bana hiç bamya konulmamış gibi yapmalıydım. Babam önüne dönünce, "Bu bamya nereden geldi." dedi kendi kendine. Boş tabağımı önüne koyduğum adamı gösterdim. Babam cıkladı, "Hiç yakıştıramadım Selim. Hani sen yemek seçmezdin." dedi. Selim denen adam anlamasın diye, "Baba benim uykum geldi." dedim.

Babamla yemekhaneden çıktık. Beni odaya götürüp yatırdı ve tekrar odadan çıktı.

Uykum olmadığı için ayağa kalktım ve pencereden dışarı baktım. Doruk dışarıdaydı. Bu saatte ne yapıyordu ki.

Bölüm sonu

1 yorum