İçeriğe geç

Tu me manques

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Tu me manques

Bölüm 1

Sen tam bir şeytansın

"O piçi bana bulmadan gelmeyin. Anladınız mı?"

Diye oldukca sert bir şekilde bağırdım adamlarıma. Hiç kimsenin cevap vermediğini görünce bu defada fazlasıyla gür bir şekilde bağırdım.

"ANLAŞILDIMI? DEDİM"

"EVET EFENDİM"

hepsi aynı anda bağırırken gülümsedim ama bu gülümseme hiç de masum değildi.

" Harika şimdi gidin ve bana o adamı getirin!"

Adamlarım emrimi duyar duymaz hemen karanlık depodan çıkmış ve baskını yapıcakları yere yola çıkmışlardı. Normalde baskınlara mutlaka bende gider liderliği bizzat kendim yapardım. Sonuçta benim yaptığım her şey kusursuz olmalıydı ve ben beceriksiz birilerine güvenip her şeyi bozamazdım. Ama bu seferki hedef fazla kolaydı. Üstelik nasıl oldu bilmiyorum ama Hyunjin bu operasyonu kendisinin yönetmesi için beni ikna etmişti. Hyunjin güvendiğim tek kişiydi. En fazla bir saat sonra o piçin bu depoda elleri bağlı bir şekilde önümde olucağına adım kadar emindim. Hyunjin kendinin iyileştiğini ve normale döndüğünü bana kanıtlamak için her şeyi yapa bilirdi. Zaten o herifi yakalayacaklarınada o yüzden bu kadar emindim. Kendine zarar vermese bari.

****

Tamda düşündüğüm gibi olmuştu.

Sadece 48 dakika sonra adam önümde elleri bağlı şekilde duruyordu. Kaşı ve dudağı patlamıştı anlaşılan Hyunjin bir kaç yumruk atmaktan çekinmemişti.

"B-benden ne istiyorsun?"

"Bence sen çok iyi biliyorsun"

Boş boş bakmasından cidden de nedenini bilmediğini anlamıştım. Salak herif!!

"Sadece sahibinin yerini bilmek istiyorum"

"Cidden bilmiyorum"

Dayanamamış ve yüzüne oldukca sert bir yumruk atmıştım.

"BENİMLE OYNAMA İT HERİF!! ONUN KÖPEKLERİNDEN BİRİ OLDUĞUNU BİLİYORUM!!"

Yüzüne yaklaşmış ve sert bir ses tonunda konuşmaya başlamıştım.

"Uslu bir köpek ol ve bana sahibinin yerini söyle."

"G-gerçekten bilmiyorum. Bizim karşımıza neredeyse hiç çıkmıyor. Çoğu zaman farklı numaralardan arayıp yapmamızı istediği şeyi söylüyor ve bizde yapıyoruz"

Bir anda arka cebimde bulunan bıçağı çıkarmış ve boynuna dayamıştım.

"Hayııır. Bunlar bir sikime yaramaz bilgiler. Dinle hadi seninle bir anlaşma yapalım. Bana sahibinin sadece bir açığını söyle. Her hangi bir şey zayıf noktası da olur bende seni serbest brakayım. Ha ne dersin?"

Sesimde bariz bir alay vardı.

"A-anlamıyorsun. S-sana söyleyip burdan çıksam bile onu sattığım için b-beni anında öldürür. L-lütfen bırak gideyim"

" Dinle eğer bana işime yarıyıcak bir şey vermezsen burdan cesedinin tek parça halinde çıkıcağı garantisini bile veremem"

Tam konuşucaktiki sadece ikimizin olduğu depoya Hyunjinin girmesi ile durdu. Bana doğru gelen Hyunjinin yüz ifadesinden bir şeyler olduğunu anlamış ve adamın boğazına dayadığım bıçağı çekip Hyunjine dönmüştüm.

"Bir şeymi oldu?"

"Evet. Bilmen gereken bir şey var."

Adamın bizi duymaması için Hyunjini kolundan tutup bir köşeye çektim ve fısıldayarak konuştum

"Sorun ne?"

"Seungmin adamın çocukları varmış. Üstelik iki tane."

"Ne! Hani ailesi yoktu bu adamın. Göktenmi indi bir anda?"

"Adam her kesden saklıyomuş. Böyle zamanlarda ailesiyle tehdit edilmemek ve ailesine zarar gelmemesi için her kesten saklıyomuş."

"Off. Tamam Hyun sen git ben hallediceğim."

"Tamam"

İkimizde bir birimizden uzaklaşdık. Ben yine adamın tam önünde durmuştum. Hyunjinse çıkışa doğru ilerliyordu.

"İlaçlarını içmeyi unutma."

Arkasından sesimi hafif yükselterek söylediğim şeye bana bakarak göz devirmişti.

"Ciddiyim Hyun eğer içmezsen geldiğim zaman zorla içirdeceğimden emin ola bilirsin"

"Off tamam"

Çocuk gibi dudaklarını büzerek uzaklaşmasına güldüm. Onun benden büyük olduğuna eminmiyiz?

"Her neyse nerde kalmıştık?

Ha doğru. Çocuklarına bir şey olmasını istemiyorsan bana patronun sırlarını söyle!"

Diye bağırarak söyledim son cümlemi.Artık cidden sinirleniyordum ne sanıyordu bu adam beni? İşsiz birimi? Eğer öyle düşünüyorsa yanılıyor. Ona harcayacak fazla zamanım yok!

Normalde asla çocuğu olan adamları kaçırmam. Yani büyüklerin ayak işlerini yaptırdığı adamlardan bahs ediyorum. Bizim gibi günahlarının içinde yüzen insanlar yüzünden masum çocukların ailesiz kalmasını istemiyordum. Ama bu adam ailesini fazla seviyor olucak ki böyle durumde zarar görmemeleri için onları saklamış. Adam bi anda gözlerini büyüterek bana bakmıştı.

"S-sen tam bir şeytansın..."

Dediğiyle elimde olmadan sırıtmıştım.

" Doğru ta kendisiyim.

Şimdi!! Eğer ailene bir şey olmasını istemiyorsan bana işime yarayacak bir şeyler söyle."

"Tamam. Yeterki onları bu işden uzak tut."

Yüzümdeki zafer gülümsemesiyle kenarda duran sandalyeyi almış ve ters bir şekilde adamın önüne koymuş ellerimi arka kısmında üst üste koyup birleştirmiş ve oturmuştum.

" Başla hadi"

"Bazı nedenlerden dolayı bir kaç kez yüz yüze görüşmüştük."

"Nasıl nedenler?"

"Bazen öldürdüğüm adamların üzerinden almam gereken eşyalar oluyordu. Mektup, anahtar, falan. Onları vermek için bir kaç kez yaşadığı yere gitmiştim."

Merakla ve dikkatlice anlattığı şeyleri dinliyordum. Sonunun nereye gidiceğini merak ediyordum. Eğer bunu zaman kazanmak için falan yapıyorsa cidden baba falan demez direk onu öldürürüm.

"Garip olansa sürekli ev değişmesi."

"Nasıl? Hangi sıklıkla?"

"Hangi sıklıkla olduğunu kesin söyleyemem çünkü ben gelmediğim aralıklarda ev değişip değişmediğini bilmiyorum. Fakat ben her yanına gittiğimde hem ev hemde yanındaki adamlar değişiyordu."

"Yani sürekli olarak kaçtığı biri vardı"

Kimden kaçıyorduki?

DUR!!

TANRIM BU BENİM!

Sürekli kaçtığı kişi benim!

Bu yüzden ona karşı yaptığımız her baskın boşa çıkıyor, evler boş oluyordu.

Tanrım! Peki bizim baskın yapıcağımızı nasıl önceden öğreniyordu?

İçimizde bir hain olabilirmi?

Bunu daha sonra Hyunjinle konuşmam gerekicek.

"Evet sanırım birinden yada birilerinde kaçıyordu. Yanındakilerden sadece iki kişi değişmiyordu."

"İsimlerini biliyormusun?"

"Birinin ismi Jeongin. Onu tanıyorum hatta benim yardımımla şu an orda. Üstelik sanırım Kong Jae den intikam almak istiyor. Nedenini bende bilmiyorum. Diğerini tanımıyorum ama sanırım ismi Chris. Bir kaç kez Jae'nin ona öyle hitap ettiğini duymuştum."

Duyduklarımla resmen kulaklarım çınlamaya başladı. Kalbim sıkışıyor ve sanki nefes almamı engelliyordu. Kalbim hızla atıyordu bunu his ediyordum ama neden nefes alamıyordum?

Kendimi zorlada olsa sakinleştirdim yada kendimi buna inandırdım çünkü hala içimdeki ağlama isteği gitmemişdi. Neden her ismini duyduğumda hala bu hale geliyordum?

"Şu Chris onun hakkında başka ne biliyorsun?"

"Pek bir şey bilmiyorum. Sanırım orda esir olarak tutuluyor çünkü her zaman berbat halde oluyor."

"Berbat derken?"

Tanrım lütfen bu işin sonu düşündüğüm gibi çıkmasın.

"İşkence görüyor. Bu çok belli her tarafı yaralarla dolu ve cidden ölüden pek bir farkı yok. Hatta onu ilk defa gördüğümde o kadar kötü haldeydiki ilk öldüğünü sanmıştım. Üstelik ona bir kaç kere Chris diye değilde başka bir şekilde seslenmişti."

"Nasıl?"

Tanrım lütfen lütfen. Hayır.

"Chan."

Hayır hayır hayır tanrım bu gerçek olamaz. Yaşıyor olamaz.

Tamam sakin olmalı ve her zamanki gibi soğukkanlılığımı korumalıyım.

"O çocuğun görünüşü nasıl?"

"Kıvırcık sarı saçları var ve büyük burnu başka-"

"TAMAM YETER!"

Adam bir anda bağırdığım şaşırmış olmalıki bana 'delimi bu?' bakışları atıyordu.

Artık nefes alamadığımı hiss ettiğimden dolayı hemen depodan çıkmış ve evin çatısına gitmiştim.

Buna inanamıyordum. Ne yani 2 yıldır öldüğünü sandığım sevgilim aslında yaşıyor ve işkencemi görüyordu? Tanrım şu an tam olarak ne hiss etmem gerektiğini bile bilmiyorum.

Yaşadığı için sevinmem mi yoksa iki yıldır durmadan işkencelere maruz kalıp acı çektiği için üzülmem mi gerekiyordu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.