İçeriğe geç

Tsunami

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Tsunami

Bölüm 1

Giriş

Ben Mavi…Benliğini yitirmiş bir kız çocuğuyum. Babamı katlettiler. Galiba…Benim yüzümden. ∆ Abilerimle oturmuş televizyon izliyorduk. Annemle babam, geniş ve oldukça güzel mutfağımızda yemek hazırlıyordu. Abilerimle lacivert koltuğumuza yan yana uzanmıştık.Uras abimin göğsüne yatmıştım. Asi abimin uzun bacaklarının üzerine bacaklarımı uzatmıştım. Rahattık… Abilerim beni her zaman rahat ettirmek isterdi. Küçükken ortalama bir gelire sahiptik ama en rahat yatakta ben yatardım. Yemeğin en güzel bölümü hep benimdi. En fazla oyuncağa sahip olan çocuk bendim.Abilerim hiç gücenmezdi. Aksine, bunu onlar isterdi.Ben onların Mavişiydim. Uras Arel Demirbaş…İsmi bile korku verici türdendi. Siyah saçlı, buğday tenli, yeşil gözlüydü. Ne çok uzun ne kısa; 1.90 civarındaydı. Kızların hep ilgi odağıydı. Okula giderken siyah, yüzüne tam oturan hafif uzun saçlarını yukarı doğru tarar; okul formasını dikkatlice, özenle ütüler; en güzel parfümünü sıkınırdı.Kızlar onun için birbirini yerdi ama o sadece derslerini severdi. Matematik, fizik, kimya, Türkçe…Uras demek, başarı demekti. Asi Demirbaş… İsminin hakkını verirdi. Yeteri kadar kinci bir insandı. Kızlarla takılmayı pek sevmezdi. Aslında sadece bir yakın arkadaşı vardı; onun için her şeyi yapardı. Ta ki o kız, abime âşık olana kadar… Ondan sonra görüşmediler.Asi abim de siyah saçlıydı ama beyaz tenliydi. Uzaktan bile belli olurdu. Zümrüt yeşili gözleri vardı. Dış görünüşü annem gibiydi. Çenesinde, her güldüğünde oluşan bir gamzesi vardı.Sadece boyu babamdandı galiba…Çünkü huyları da anneme benziyordu.2.00 falandı ama ona o kadar yakışıyordu ki… Her şey.Bazen kızlardan kıskanıyordum bu ikisini. O kadar yakışıklı olmaları Allah’ın bir nimeti gibiydi.Annemle babamın bize seslendiğini, daldığım filmden kafamı kaldırınca fark ettim. Zaman çok hızlı geçmişti. Filme başlayalı çoktan iki saat olmuştu.“Geliyoruz babişş,” dedim enerjimi en yükseğe çekerek. İki saattir konuşmadığım için sesim tiz çıkmıştı ama umursamadım.Abilerimin üzerinden kalktım.“Hadi bakalım tosuncuklar, yemek vakti!”Sesimdeki eğlenceli tavırla Uras abimin dudağının kenarı kıvrıldı. “Maviş, Asi’yi uyandır da gelsin. O da öğlen yemek yemedi,” dedi, işaret parmağıyla Asi abimi göstererek.Yüzümü Asi abime çevirdim, hızlıca yanına gittim.“Abişim… abiş… ABİ, KALK! ÇABUK! EVE TİREKS GİRDİ!”İrkilerek ayağa fırladı.“Hani, nerede?!”Telaşlı sesi, benim gülücüklerime karıştı. Beni bir kenara fırlatmadan mutfağa kaçtım. “Maviş, dua et uykum var. Yoksa camdan atardım seni.”Babam güldü. Erkeksi, kalın sesi mutfağı doldurdu.“Elini yüzünü yıka da gel hadi oğlum.”Asi abim başıyla onayladı ve tuvalete doğru ilerledi. 2 dakika… 3 dakika… 5 dakika… Abim hâlâ yoktu.Kafamı tabağımdan kaldırıp babama baktım.“Baba, abim nerede kaldı?”Babam yüzüme meraklı ama tedirgin bir ifadeyle baktı.“Bugün günlerden ne?”Afaldım ama telefonuma baktım.“Mayısın 3’ü.”“Detaylandır.”Tekrar baktım.“2006 Mayısın 3’ü… Çarşamba.”Babam yerinden fırladığı gibi tuvalete koştu. 2 dakika… 3 dakika… 5 dakika… Abimin sesiyle irkildim.“Giden geri gelmiyor…”Sesi tedirgindi. Anneminki gibiydi.“Oğlum, ikimiz gidip bakalım. Kızım, sen burada kal ya da saklan. Her ihtimale karşı.”Başımı salladım. Masanın altına girdim. Abimle annem gittiler.Masadan başımı çıkardım.“Abi…”Asi abime baktım. İçimden bir ses “Git, sarıl ona,” diyordu.“Ne oldu Mavişim?” dedi.O güzel gözleri bana umutla, sevgiyle bakıyordu. İçim parçalandı.“Sana… sarılabilir miyim?”Abim annemi kolundan çekip yanımıza aldı. Annemi bıraktı, ben masanın altından çıktım ve boynuna atıldım. Kollarını belime doladı. Başımı kaldırıp omzunun üzerinden ona baktım. “O gözlerin…” dedi.“O güzel deniz mavisi gözlerin sönmesin sakın, Mavişim. Benim için… bizim için… açık tut o parıltını. Seni her gördüğümde orada olsun.”Abim, annem, babam… Hepsi farkındaydı sanki. Bu bir veda gibiydi.Beni yavaşça bıraktı.“Saklan. Ne olursa olsun çıkma, tamam mı?”Zorla başımı salladım. Masanın altına girdim. Masanın bacakları yoktu. Altında bembeyaz, oyuk bir taş vardı. Eğildim, içine girdim. Zayıf bedenimle, kısa boyumla sığmıştım.Abimle annem temkinli adımlarla ilerledi. Koridora girdiklerinde gözden kayboldular.Ve sonra…Bir çığlık.Annemin çığlığıydı. ∆ Ölüyordum ben.Ölüydüm. babamı, annemi öldürürlerken babamın abilerime "Ağlarsanız defolun gidin" dediği an abilerimin kendilerini sıktığı an; öldüm. O adam beni yakalayacakken; öldüm. Abilerimi bayıltıp dakikalarca darp ettiklerinde ;öldüm.Yıllar önce öldüm.Defalarca. O günden sonra yurt dışına kaçtım. Yıllarca… Aylarca… Günlerce…Ama alacağım intikamı unutmadım.Unutamazdım.Yedi cihan toplansa unutturamazdı.O günden sonra hafızam pek iyi değildi. Zaten yurt dışına gitmeme bir gün kala işkenceye uğradığım günden sonra unutmuştum ∆ Elimdeki vizeye ve pasaporta son kez baktım. Uzunca… Sonra oturduğum koltuktan kalktım. Evime baktım. Gözlerim evin içinde gezindi. Koltuklara, şömineye, masadaki vazonun içindeki lavantaya…Acımı dindirmek için kaçıyordum ama şunu biliyordum:Atilla Demirbaş’ın kızı geri döndüğünde, dünyayı yerle bir edecekti.Sarayı kökünden kazıyacaktı.Kapıdaki ayak sesleri kulağıma çarptı.Bam! İki adam içeri girdi. Beni hızla yakaladılar. Ardından kapıdan biri daha girdi. Sadece gözleri görünüyordu. Kahverenginin en açık tonundaydı. Kapının önünde olmasına rağmen seçebiliyordum.Yavaş adımlarla yanıma geldi.“Bu güzelliğine yazık olacak.”Eli yanağıma gitti. Hafifçe okşadı. Sanki incinmişim de beni kırmaktan korkuyormuş gibi. “Doğru konuş benimle. Kimsin sen?!”Gülümsediğini, kısılan gözlerinden anlamak zor değildi. Elini çekti.“Lacivert deniz rengi gözlerin… Simsiyah, beline kadar uzanan saçların… Ay parçası gibi bembeyaz tenin…”Şiir okuyordu sanki.“Kes sesini amın evladı seni!”Ne yaparsa yapsın… Abilerimin aşkla baktığı, uğruna bir ömür vereceği güzelliğimi bu adamın pis sözleri kirletemezdi. Yüzü kaskatı oldu. Yumruk yaptığı elini açtı. Tokat yüzüme indi. Bir tane daha… Bir tane daha…Adamlar beni bırakınca yere yığıldım. Yumruklar yağdı. Karnıma, yüzüme, bacaklarıma, sırtıma…“Yok,” dedi. “Demirbaşlara bu yetmez. Verin şırıngayı.”Elindeki, içi sarı sıvıyla dolu şırınga gözümün önünden geçti. Omzuma sapladı.Saniyeler içinde uyuştum. ∆ Demiştim… Asla unutmam diye.Abilerimin adını hayal meyal hatırlıyordum. Kendi ismim yoktu artık.Kendime yakışır bir isim verdim: Mavi.Abilerimin hayranlıkla baktığı lacivert gözlerim vardı.Kendimi sevmeyi öğrendim.Çünkü ben kendimi sevmezsem…Onları yenemezdim. Asla. -İlk bölüm ilk kitap acemiliğimin kusuruna bakmayın lütfen daha iyisine diyelim Yıllarımıza;p

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.