Lee Minho:
Hyunjin uyandın mı {12.30}
Ulan kaldır artık şu götünü {12.45}
Herkes toplandık dağ ayısının uyanmasını bekliyoruz {13.00}
Hyunjin telefonundan aldığı bildirim sesleriyle zorlukla uyanmıştı, kaşları çatılmış telefona yönelmişti. Minho’dan gelen 3 mesajla yüzünü daha da ekşitti. Dün gece sarhoş olan herkesi eve bırakmış, yetmezmiş gibi bir de ilaç almıştı herkese. Güneş doğarken uyumuş ve kalkmıştı. Kaç saat uyumuştu? 3? 4? Bilmiyordu.
Zorlukla üstünü falan giyinmiş evden dışarı atmıştı kendisini, Chan olmadığı zaman aptal arkadaşlarının kıçını o topluyordu. Kendisi içmeyi sevmezdi ama dün Jisung tarafından bara gerçek anlamda sürüklenmişti. Hala dünden kalan hatıraları kalıcı olarak silmek ve Jisung’un bar masasındaki şovunu unutmak istiyordu.
Tüm bu düşünceler eşliğinde üniversiteye yetişmişti Alfa, ilk günden geç kalmıştı ve tüm suç arkadaşlarınındı. Oysaki herkes alışmıştı alfanın herkesten önce üniversitede olmasına. Görüş açısına diğer 5 kişi girdiğinde ofladı kendi kendine, hepsinin yüzündeki o onaylamaz bakışı silmek istiyordu.
M: Oh, gelmiş bizim ayı. Kış uykusuna yattın sandık. Olmaz ki böyle.
Kuzeninin alaycı tavrına göz devirmekle yetinmişti Alfa, keşke ona dün Jisung’un götü için yazdığı şarkıyı hatırlatabilseydi diye düşündü. O zaman da yüzünde aynı sırıtış olur muydu ki? Tartışılır.
“Kes bi sesini. Jeongin nerede? Annemgile bıraktığıma emindim, annemi aradım birisiyle okula gitti dedi. Kim kaçırdı çocuğu?
CB: Sence? Bıraktım bebeğimi hemen okula. Senin gibi okuluna geç kalamaz o, derslerine çalışıp büyüyecek ve benim şirketimin varisi olacak.
S: Senin hayallerini dinlemek zorunda değiliz, aptal. Hem sen neden buradasın? Yürü git işine be adam.
CB: Benim işim de gücüm de Jeongin. Ama şuan onun yanına gidemeyeceğime göre nerede olacağım? Tabii ki burada.
S: Bana akıl sağlığı yerinde bir, sadece bir insan verin. Sizin yüzünüzden ben de delireceğim, gidip kendimi Seoul Akıl Sağlığı Hastanesi’ne kapatacağım.
J: Hı hı, kapat da Chan hyung hastaneyi satın alsın, değil mi? Kaçmana da izin vermez.
Seungmin bu düşünce üzerine yüzünü buruşturmuş ve elini iki yana sallamıştı ‘boşver’ dercesine. Chan’ı kıçından ayıramıyordu resmen, ne istiyordu bu adam ondan? Dün de barda neredeyse çocuğun dudağına yapışacaktı. Anlamıyordu ki ne günah işlemişti de Allah ona böyle bir bela vermişti…
“Saçmalıklarınız bittiyse, hadi dağılın. Saat kaç olmuş dırdır ediyoruz burada.”
Hyunjin arkadaşlarının kapanmaz çenesini kapatmak için araya girmiş ve herkesi ittirerek kendi bölümlerine savuşturmuştu. Minho ile kaldığında üniversiteye girmiş ve diğer alfanın kendisini takip etmesini sağlamıştı.
İkili havadan sudan şeylerle konuşarak dersliğe ilerlerken yolda kaybolmuş bir civciv, hayır kaybolmuş birisini görmüşlerdi. Yani… kaybolduğunu hareketlerinden tahmin etmişlerdi. Annesini ve kardeşlerini kaybetmiş yavru civciv gibi etrafına bakınıyor, iç çekiyor ve surat asıyordu. Lakin sorun bu yumurcakta değildi, sorun ona kitlenmiş Hyunjin’deydi. Çocuğu resmen gözleriyle bitiriyor, başka yöne bakmıyor, daha doğrusu bakamıyordu.
Güçlükle yutkundu büyük olan, çocukta ne vardı bilmiyordu ama kurdu kendisini yiyip bitiriyordu. Elinde olmadan irisleri kırmızıya dönüyor olabilirdi şuan. Minho’nun gözü ise kuzenindeydi, durumun farkına varmadan bir hayalet gibi yanından süzülmüş ve dersliğe geçmişti. İkiliyi birlikte bırakmak daha mantıklıydı şuan için.
Sarışının bakışları büyük bedene döndüğünde kalbinden vurulmuş gibi hissetti, mızrak yutmuşçasına dikleşti durduğu yerde. İrisleri sarıya dönerken istemeden feromon salgılıyor, etrafın çilek tarlası gibi kokmasını sağlıyordu. Kurdu delirmiş gibiydi, kendine hakim olamıyordu…
Büyük beden, küçüğünün kokusunu aldığında kendisini kontrol etmesi kat kat daha zorlaşmıştı. Sertçe yutkunmuştu ve kurdunu bastırmak adına birkaç adım uzaklaşmıştı küçüğünden. Evet, ruh eşiyle böyle bir anda karşılaşmayı beklemiyordu.
Kendini topladığında boğazını temizlemiş ve sarışına doğru konuşmuştu.
“Hey… acaba, yönünü falan mı kaybettin?”
Çilli büyüğünün derin, kalın ve kadifemsi sesini duyduğunda hayatının geri kalanını sadece bu sesi duyarak geçirmek istemişti elinde olmadan. Konuşacak durumda mıydı bilmiyordu, bacakları bile titriyordu kendisini tutamadığı için. Bayılırsa iyi bir görünüm elde etmezdi, değil mi? Bu yüzden dudaklarını zorlukla aralamıştı konuşabilmek için, ama sadece küçük bir iç çekiş dökülmüştü sadece. Konuşamayacağını anladığında yavaşça başını sallamıştı.
Alfa, küçüğünün çekindiğini anladığında dudaklarının hafifçe kıvrılmasını engelleyememişti. Ne kadar da tatlı görünüyordu şuan kendisine. Kendisine çekmek ve sarmalamak istiyordu küçüğünü ama yapamazdı, o şuan kendisinden o kadar çekinirken olmazdı.
“Peki, hangi dersliktesin? Ve adın? Hitap etmek için soruyorum.”
Çilli dudaklarını büzmüştü istemsizce, konuşamıyorken adını nasıl söyleyecekti ki? Kısa bir süre duraksadıktan sonra tüm cesaretini şu kelimeler için kullanmıştı;
“Kore Dili ve Edebiyatı, E blok E-3 dersliği. Ve, adım Felix…”
Büyük beden gözlerini kırpıştırmıştı şaşkınlıkla, Edebiyat öğrencisi tıp bölümünde ne yapıyordu ki? Galiba yavru civciv sadece dersliğini değil, bloğunu da karıştırmıştı. Bu kıkırdattı büyüğü, yumuşakça baktı şaşkın gözlere.
“Şuan C bloğundasın, Felix. Ve sanırım, dersine tam 2 saat geç kaldın. İlk dersi kaçırmışsın sanırım. Seni E bloğuna götürmemi ister misin?”
Omega çaresizlikle iç çekmişti, omuzları düşerken yalvarırcasına bakmıştı büyüğüne. Dersine ilk günden geç kalmıştı ve onun daha ilk günüydü! Başını salladı yavaşça, hemen yetişmek istiyordu ikinci derse.
Hyunjin saate baktı hızlıca, kendisi de dersine geç kalmıştı… Ve galiba dekan ona patlayacaktı, favori öğrencisi nasıl olur da kaçırırdı ilk dersi!? Bu yüzden küçüğüyle vakit geçirme şansını kaybetmişti. Lakin Jisung gelip alabilirdi bu tatlılığı. O yüzden vakit kaybetmeden Jisung’u aramış, telefon birkaç kez çaldıktan sonra açılmıştı.
“Jis, şimdi hızlıca benim bölümüme kantinin önüne gelebilir misin? Yardım lazım. Hayır, para istemiyorum. Para isteyecek olsam senden mi isterim? Hayır, Minho çağırmıyor seni. Birisiyle tanıştım, senin bölümünden. Kaybolmuş, onu geçir E bloğa. Dersliğine bırak, tamam mı? Hayır şaka yapmıyorum, hızlan!”
Zorlukla Jisung’u susturmuş ve telefonu kapatmıştı Alfa, evet biliyordu defalarca Minho ile Jisung’un arasını yapmak için Jisung’u bu tarz sebeplerden dolayı aradığını ama neden yine de güvenmiyordu arkadaşı ona! Küçüğünü bekletmek istemiyordu çünkü hissedebiliyordu yalvaran bakışları üstünde.
“Dinle, Felix, ben değil bir arkadaşım gelecek şimdi yanına. O da senin bölümünden. Ona dersliğini söyle bıraksın seni, tamam mı?”
Felix’in yüzü düşmüştü sebepsizce, galiba ruh eşiyle vakit geçiremeyeceğine üzülmüştü Omega. Ama yine de karşısındakini kırmamak için başını sallamış ve hafifçe tebessüm etmişti. Büyük beden de gülümsemiş ve başını sallamıştı, daha sonra istemese de çilliyle vedalaşmış ve zaten geç kaldığı derse yetişmek için hızla dersliğine koşmuştu.
…
Felix yol boyunca susmayan Alfa’yla kendi bölümüne geçmişti. İlk başta Hyunjin’in kastettiği arkadaşının da bir Alfa olduğunu gördüğünde korkmuş, hatta kaçmak istemişti. Lakin nereden bilecekti Jisung’un yumuş yumuş bir kalbi olduğunu? Hatta Jisung trip bile atmıştı Felix’e kendisinden kaçtığı için. Tombul yanakları ve sincap görünümüyle korkutucu bile değildi ki! Bu çilli hangi cüretle korkmuştu minik sincaptan!
…
Felix ikinci dersini bitirdiğinde aklı sadece yakışıklı Alfa’sıydı. Tam aklındaki erkek arkadaştı. Hep hayal etmişti böyle bir erkek arkadaşı olduğunu, ama asla hayallerindeki tipin ruh eşi çıkacağını tahmin etmemişti. Ve şimdi ne yapacağını bilmiyordu, asla bulamazdı bu büyük fakültede onu. Bulduğu gibi kaybetmişti sevgilisini- pardon, ruh eşini.
Sarışının düşüncelerini bir anda yerinde beliren iri yapılı Alfa bölmüştü, yerinde zıplamış ve hızla kenara kaymıştı. Kalbi güm güm atarken karşısındaki beden somurtuyor ve ona onaylamaz bakışlar atıyordu.
“Bana bak çilli, kendine gel artık. Nasıl olur da korkarsın benden! Korkulacak insan mıyım ben yahu? Şahsen ben seni gördüğümde çok yakın arkadaş olabiliriz diye düşünmüştüm.”
Jisung küskün bir tonda konuşurken Felix hala kendinde değildi, alfaların kendisini kullanmasına alışmıştı ve asla bir alfayla ‘arkadaş’ olabileceğini düşünmemişti. Şuan burada kendisine arkadaş olalım diye mızmızlanan alfanın gerçek olduğunu düşünmüyordu, şaka falan olmalıydı. Çünkü eski üniversitesinde bildiği alfalar sadece onu zorbalar, onu kullanmaya çalışırlardı. Bir üreme makinesi olmak istemediği için ailesi çıkarmıştı onu o lanet üniversiteden.
“Bana bak, kime diyorum ben? O korkmuş bakışlarını çek üzerimden, yoksa vallahi ağlarım şurada.”
Felix yutkunmuş ve başını sallamıştı yavaşça, hala alışamamıştı bir alfanın kendisiyle bu kadar arkadaşça konuşmasına. Her an ‘tuvalete gel’ sözünü duyabilirdi bu sincap suratlıdan.
“Tamam, senin konuşamadığını varsayıyorum. Hadi gel sana fakülteyi gezdireyim. Bak sakın kaybolma, tamam mı? Hyunjin beni diri diri haşlar, sonra da bir güzel yer ona göre.”
Kaşları çatıldı çillinin Hyunjin lafı üzerine, kimdi ki bu cani herif!? Bir insanı diri diri haşlamak da ne demekti!? Ne biçim bir pislikti bu! Şuanda oldukça ciddi göründüğünü düşünüyordu ama Jisung karşısındaki yumurcağı ısırmamak için zor tutuyordu kendisini.
“Hyunjin kim ki?”
“Ah, siz tanışmadınız mı? Şu tıp bölümünde gördüğün kas yığınının adı Hyunjin. Hani şu baya kaslı olan, ama baya kaslı olandan. Bak başka kaslılar da görmüşsündür ama şu ciddili kaslı olandan bahsediyorum ben.”
Çillinin yüzü anında yumuşadı, cani olan ruh eşi miydi yani? Ruh eşi hiç öyle birisi gibi görünmemişti ki. Galiba Felix yine insanların kişiliğini görünüşlerine göre yargılamıştı. Meğersem ruh eşi pisliğin tekiymiş! Neden böyle bir insanla ruh eşiydi ki…
“Hyunjin o kadar kötü biri mi ki? İyi bir insana benziyordu ama…”
“Ha?”
“Dedin ya, seni diri diri haşlar ve yer diye.”
Jisung kahkahayı koymuş, karşısındaki civcivin masumluğuna katıla katıla gülmüştü. Gerçekten ciddiye mi almıştı bunu? Jis gülüyordu ama karşısındaki civciv çok ciddi bir suratla kendisine bakıyordu. Yani, kendisi ciddi olduğunu düşünüyordu. Gerçekte, bir insan sağlığı için tehlikeli derecede tatlıydı.
“Seni şapşal şey, seni yerim ben. Şaka yapıyordum, tamam mı? Demek istediğim, eğer seni kaybedersem Hyunjin çok kızar bana.”
“Beni yiyecek misin?”
Felix hızla geri çekilmişti iri yapılı adamdan, gözleri dehşetle açılmıştı. Resmen olduğu yerde titriyordu! Belki dışarıdan gören birisi onun deli falan olduğunu düşünebilirdi ama o sadece bazı piçlerin kurbanı olmuştu. Eski okulundaki zorbaların çirkin kirli lafları kulağında çınlıyordu.
‘Felix, seni bir gecede yiyebilirim.’
‘O biçimli kıçın, onu yemek istiyorum.’
‘Bir geceliksin, biliyorsun değil mi?’
Düşüncelerinden kurtulmak için sertçe başını iki yana salladı küçük beden, duymak istemiyordu bunları. Sincap adamın farklı olduğunu düşünmüştü ama o da aynıydı, o da sadece Felix’in vücudunu arzuluyordu. Tabii ki bilmediği tek şey Jisung’un sadece arkadaş olmak istemesiydi, ve eğer şuan gözlerini açıp Jisung’un şaşkın suratını görseydi kahkahalara boğulabilirdi. Jisung, ‘ben yine ne bok yedim’ dercesine bakıyordu yüzünü elleri arasına gömmüş sessizce ağlayan civcive.
“Şey… yanlış bir şey mi söyledim ki? Yani, kırdıysam seni çok çok özür diliyorum. Bazen çok patavatsız oluyorum ama söylediklerimi düşündükçe yanlış gelmiyor… Sadece çok tatlı olduğun için seni yerim dedim-“
“SUS! UZAKLAŞ BENDEN! GİT BAŞIMDAN!”
Jisung gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırmış ve hızla amfiden kalkmıştı, birkaç adım gerilemiş ve Felix’e alan tanımıştı. Küçük beden ise artık sesli bir şekilde ağlıyor ve hıçkırıyordu, peşini bırakmayan iğrenç anıları yine aklına geliyor ve yine kendisinden nefret etmesine sebep oluyorlardı.
Bu sırada içeri giren Alfalar manzarayı gördüklerinde yere çivilenmiş gibilerdi, bakışları ağlayan çocuk ile onu endişe ve şaşkınlıkla izleyen kaslı sincabın arasında gidip geliyordu.
Jisung ikilinin sorgulayan bakışlarına maruz kalmış olacak ki ellerini hızla teslim olurcasına iki yana kaldırdı ve başını iki yana salladı.
“Allah Kuran Kerim çarpsın ben bir şey yapmadım, sadece konuşmak istiyordum!”
Hyunjin iğneleyen yargılayıcı bakışlarını alfadan çekmiş ve ağlayan bedene sabitlemişti, derin bir nefes aldı ve yavaş adımlarla yaklaştı küçüğüne. Yanına eğildi yavaşça, tam elini uzatıp sarı tutamları nazikçe okşayacakken eli küçük omega tarafından itilerek reddedildi.
“Dokunma bana adi herif!”
Hyunjin aldığı hakaret karşısında afallamış ama bir tepki göstermemişti, küçüğünü her ne kadar yeni tanımış olsa da o masum ve ürkek bakışların bu sözleri söylemesi için büyük sebepler olması gerektiğini biliyordu. Bu sırada amfi yavaş yavaş dolmaya başlamış, insanların bakışları hissedilmişti dörtlünün üzerinde.
Alfa iç çekti ve kavradı küçük bedeni, çaba harcamadan kolları arasına aldı kaçmak için çırpınan omegayı. Amfiden çıkarken bakışlara aldırmıyordu, o şuan titreyen ruh eşine odaklanmıştı. Bunun sebebinin Jisung olmadığını az çok tahmin ediyordu, arkadaşı birisini aldatmayı bırak, yolda yürürken karıncayı bile ezemezdi.
Bahçeye çıkardı küçüğünü Alfa, ilgilenecekti meleğiyle. Her ne kadar hala küçüğünün çıkardığı ‘Beni bırak’ mırıltılarını duysa da o bile biliyordu Felix’in konuşmaya ihtiyacı olduğunu.
Bir banka oturunca hala kucağındaydı Alfa’nın küçük Omega. Yerinden memnundu ama tereddütleri, korkuları, travmaları ve kirli geçmişi bırakmıyordu kendisini.
Tekrardan sevilebilir miydi ki? Kim kirli bir insanı sevmeye çalışırdı ki? Kirlenmişti o, başkalarıyla kirlenmişti o. Kullanılmış, sonra da atılmıştı Omega. İnsanlar onun kadınsı bedeninden, feminen yüzünden ve kimsesizliğinden faydalanmışlardı. Türlü türlü işkenceye katlanmıştı küçük Omega, kendisinin bile bilmediği yerlerine yabancılar dokunmuştu ilk önce. Ondan sonra Omega kapanmış, kimseye de açılmamıştı. Bir daha açılacağını da sanmıyordu zaten…
Omega aklındaki düşünceler yüzünden ağlaması daha da hızlanmış, hıçkırıklarıyla karışmıştı. Dolu yüzleri yüzünden Alfa’sının endişeli bakışlarını göremiyor olabilirdi ama hissediyordu, Alfa’sı onun için endişeleniyordu. Her zamanki gibi insanlara yük olmuştu Omega, dünyada hiçbir özelliği olmayan ve büyük türlerin tatmini için yaratılmış hissediyordu kendini. Lakin, kader ve Hyunjin (bir de yazar) hiç öyle düşünmüyorlardı.
…
Alfa uzun bir süre izin vermişti küçüğünün gözyaşlarının göğsünü ıslatmasına, hala içli içli ağlıyordu ruh eşi ve bu onun da canını acıtıyordu. Bağları ne kadar daha gelişmemiş olsa bile hissediyordu, onun da kalbi sıkışıyor ve o da nefessiz kalıyordu. Endişenin yanında öfkesi de büyüyordu, öyle bir öfke hissediyordu ki damarları belirginleşiyor ve burnundan nefes veriyordu Alfa. Ant içmişti ruh eşini bu denli üzenleri yok etmeye.
Omega kendisini daha iyi hissettiğinde çıkmıştı saklandığı yerden, sisli bakışları Alfa’sınınkileri bulmuştu. O an karşılaşmıştı o öfke ve kararlılıkla, biliyordu ki Alfa’sını da endişelendirmiş ve öfkelendirmişti. Ve biliyordu ki, Alfa’sının tam şuan bir açıklamaya ihtiyacı vardı.
İç çekti küçük beden sessizce, sonra bakışlarını kaçırdı yoğun bakışlardan. Ne zamandan beri oturduğunu bilmediği kucakta kıpraşmış ve düzgün kelimeleri bulmaya çalışmıştı. Ne diyecekti ki? Tecavüze uğradığı anların bir anda gözlerinin önüne geldiğini falan mı? He böyle söylesin de daha yeni tanıştığı ruh eşi onu terk edip gitsin, değil mi? Böyle söyleyemezdi…
“Şey… çok ağlayasım gelmişti, o yüzden biraz şey oldum sanırım… Sağol ama.”
“Ağlayasın mı gelmişti?”
“Hı hı.”
“Bakışların öyle söylemiyor ama.”
“Ne diyor ki bakışlarım?”
“Bakışların canının çok yandığını söylüyor, Felix.”
“Yalan söylüyor onlar…”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Çok mu eminsin?”
“Hı hı.”
“Senin için hep yanında olacağımı bil. Her zaman, her anında burada olacağım. Gözyaşlarını silen tek kişi olacağım, küçük melek. Ama senin benimle dürüst olman gerek.”
Felix iç çekmiş ve başını sallamıştı. Hayatı boyunca bu tarz sözler duymamıştı ve doğruyu söylemek gerekirse imkansızdan öte geliyordu bu sözler. Karşısındaki kişi kimdi de ona bunları söylüyordu ki? Lakin güvenmeyi deneyecekti Omega, hileli ve boş hayatında bir kişiye güvenmeyi deneyecekti. Zaten elinden her şeyini almışlardı, ne kaybederdi ki güvenmeyi denemekten?
Bu düşüncelerle dudaklarını araladı Omega, fısıltıdan farksız konuşmasını Alfa’nın anlamasını umuyordu;
“Utanmalısın ve tiksinmelisin benden. Ben kimsenin ruh eşi falan olamam. Üzgünüm, seni de hayal kırıklığına uğrattım ama git ve düzgün birisiyle düzgün bir hayat yaşa. Yanlış kişiyle değil…”
_____________________
Kuzum senin ağzın neler der öyle? Merak etmeyin öpüşür barışırlar birazdan. Yalnız olan Jisung’a oldu yine asdfghjk
Bunlar daha arkadaş sevgili falan olacak tehoo.