İçeriğe geç

TRÖD' ÜN TERSİ

Bölüm 3 · 4 dk okuma

TRÖD' ÜN TERSİ

Bölüm 3

Bölüm:1.2 ''ölmek için yaşamak gerek"

Kıvırcık saçlı olan konuşmaya başladı yeniden:

"İyi olman güzel. Tecrübelerim bana insan olduğunu söylüyor. Bir balık değilsin. Yani öyle umuyorum. Bu da demek oluyor ki birkaç dakika öncesini hatırlayabilirsin, öyle değil mi? Önce hatırlıyorsun, sonra bize anlatıyorsun. Hadi bakalım," dedi.

Neden ne olduğunu öğrenmek istiyorlardı ki? Kimdi bunlar? Çok susadım, bacaklarım hareket etmiyor. Titreyen bedenimi hareket ettiremiyorum. Birkaç adım ötedeki suya gidebilecek gücüm yok. Uzanmaya çalışıp emekliyordum ki kıvırcık saçlı olan bana şişeyi uzattı. "Su gibi azimli ol," diyordu. Onu anlamam için o olmam gerekiyordu galiba.

"Doğrusu neydi ya! Hatırladın mı artık? Bu kadarı da fazla. Ben bile yarım saat öncesini uydurmadan hatırlayabiliyorum," diye devam etti.

Neyi hatırlayacaktım? Sahi, ne olmuştu da bu hale gelmiştim? Bugünün ilk anından sonrasını hatırlamaya çalıştım. Olanlar birer birer canlanıyordu zihnimde:

"Buradayım. Minik hapishanemde. Bu beton birikintisinin en sevdiğim yerinin, kapısının önünde diz çökmüş oturuyorum. Bu gıcırtılı kapıyı keşfetmem yıllarımı aldı. Eskiden, her saniye büyüyen hayallerimi bu ufak yere sığdıramayıp kendimi, hayallerimi ve düşüncelerimi küçültmeye çalışıyordum. Sanki buradan çıkamayacakmışım gibi..."

"Şimdi ne değişti?" diyordu H tipi. Hiç. Hiçbir şey değişmemişti. Sadece hayallerimi o kapıdan çıkarıp tüm evrene yaymıştım, bana ait olanı. Her yer benimdi artık.

"Ya da hiçbir yer senin değil," diye devam ettirdi çok bilmiş. H tipi bazen gerçekten de katlanılamazdı. Zihnimdeki tiplerin en bilgilisiydi. Her zaman haklı çıkardı ama sinir bozucuydu işte.

Kafamdaki sesler yükseliyordu yine.

Zihnimin bulanık olduğu her an gibi, en son ne düşündüğümü hatırlamaya çalışıyorum. Sanırım şeydi, öldükten sonra kendi evrenimde bıraktığım enerjimin kimler tarafından hissedileceğini tahmin etmeye çalışıp kimi nasıl etkilerim diye düşünüyordum ama bisiklet ve patatesi bu hikayenin neresine koyacağımı bilemiyorum. Bisiklet ve patatesi ne konuda düşündüm ki? Cidden kafam çok karışık. Ölmüş halimi; patatesten yapılmış bir bisiklet sürerken, kendi evrenimin ben öldükten sonraki halinde geziyor olarak hayal etmekten alıkoyamıyorum kendimi.

Zihnimdeki konular hızla değişiyor. Hiçbirine yetişemiyorum. Bu sesleri susturmak imkânsız. "Düşünmemeyi düşünmek..." Bu kelimeler umarım size yabancıdır. Bu acı hiçbir fiziksel acı ile karşılaştırılamaz. O sesler asla susmazlar. Hiç bulamadığım aklımı kaybediyorum.

"Küçük dilini kesersen, akan kanda boğulur musun?" diyor D tipi. Ölmemi istiyor. Bunun gibi, midemin kaldıramayacağı, zihnimin algılamakta güçlük çekeceği milyonlarca şeyi peş peşe, aynı anda sıralıyorlar. Duymazdan gelmek işe yaramıyor.

Hiçlikte boğulmuş organım sonunda bir komut veriyor: "Sesleri susturamıyorsan, ritim kazandır." Ritim, evet. Ritim kazandıracağım. Şarkıymış gibi. "Dinlemesini bilirsen her ses müzik olur," diyor H tipi. Aklımı kaybettiren o mide bulandırıcı sesler harika bir şarkıya dönüşüyor zihnimde. Ayağa kalkıp kendimi müziğe bırakmak istiyorum. Kendi yaptığım müzikte dalgalanmak istiyorum. Ayağa kalktığımda, uzun süredir oturmaktan uyuşan bacaklarımı kontrol etmekte zorlansam da müzik alıp götürüyor beni kimsenin bilmediği diyarlara. Saçma ve sebepsiz dansımda ruhum da bana eşlik ediyor. Siz hiç ruhunuzla dans ettiniz mi?

"Kim bilir, belki de ruhunla yaptığın son danstır," diyor D tipi. Belki de öyledir. Ruhum gitmek isterse, onu kendimde tutamam herhâlde.

"Ölecek misin?" diyor H tipi müziğin ritmiyle. Cevabı düşünmeme fırsat vermeden, "Ölemezsin sen," diyor.

"Neden?" dediğimde kaybolup gidiyor. Ben de ölebilirdim. Ne saçmalıyordu ki?

"Korkak, korkaksın H tipi. Cümleni tamamlayamıyorsun bile." Ne desem boştu. Canı isterse ortaya çıkar, canı isterse giderdi.

Dansımı bitirmiş ve ruhumu uğurlamıştım.

Karnımda başlayan ağrıyı hissediyordum. Tam o anda gözüm duvardaki saate takıldı. Dördü dört geçiyor.

İçerideki soğuk hava ciğerlerime yeni ve kalın bir kafes örerken, kalbim hızlanıyor. Yaşıyor olduğum, tarif edemeyeceğim korku veya endişe benzeri hislerin yoğunluğu ile gözlerim kapanıyor. Gözlerim kapanınca oluşan kâbus içimi daha da donduruyordu.

"Bir çeşme görüyorum önce. Yanında da biri var, cinsiyetini anlayamıyorum. Simsiyah, upuzun bir pelerin giymiş. Çeşmeden durmadan akan suya elimi uzatıyorum. Su elime değdiği an yanımdaki kişi acı dolu çığlıklar atıyor. Elimi çeşmeden uzaklaştırınca eski haline geri dönüyor. İki elimi de suyun altına yaklaştırıyorum ve acı dolu çığlık sesleri duyulmaya başlıyor. Upuzun pelerinin altından süzülen koyu kırmızı sıvı beni güldürüyor. Ve suyu içmeye yelteniyorum. Avcumdaki suyu hızla ağzıma götürüyorum. Serin ve tatlı. Suyu yuttuğum anda yanımdaki kişi, pimi çekilmiş bir bomba gibi patlıyor. Her zerresi bir yere dağılmışken, o kocaman siyah yapraklı ağacı görüyorum. Etrafımdaki koyu kırmızı tonlar beni mutlu ediyor. Kahkahalar atıyorum."

Hatırlamıştım.

Bu neydi böyle? Tek bildiğim, kâbus olamayacak kadar kötü olduğu. Birisine bile bile acı çektirmiştim ve bundan zevk alıyordum. Kendime acı çektirebilirdim ama bu çok farklıydı. Başka birinin, kâbus da olsa, canını yakmak bana tarif edilemez bir acı veriyordu. Tüm organlarım erimiş gibi. Her yerim, her zerrem acı çekiyor. Hatırlamak, her zaman olduğu gibi, iyi gelmiyor.

Kıvırcık ev baskıncısı, zihnimdeki sesi bastırıyor:

"Hoop! Burada mısın? Anlatacak mısın artık?"

Birkaç dakika daha sessizliğimi korudum. Zihnim, her zamankinden farklı olarak, sessizdi. Bu iyiydi. Daha sonra, ne hatırlıyorsam anlattım.

Onların da bana anlatacakları vardı, emindim.

Güvenmiş miydim? Hayır. Sadece tek başıma devam edemeyecek kadar yorgundum.

Sanırım bu, kötü şeylerin daha da kötü şeylere gebe olduğu o iğrenç zamanlardan biriydi.

D tipi: "Güvenmesen anlatmazdın. Güvendin işte. Sen, önüne çıkan herkese güvenen bir balık akıllısın."

Güvenmek değildi bu. Ne olduğunu bilmiyorum ama güvenmek değildi. Tanımadığınız birine güvenebilir miydiniz ki?

S tipi: "Biz buna ölüm korkusu diyoruz. Bazenleri kuyruk sıkışması dediğimiz de doğrudur."

Vücudumdaki acı gittikçe azalıyordu. Ama zihnim... Zihnim yine karmakarışıktı.

Ne zaman sessizdi ki zaten? Sanırım, hiç.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Çok vurucu: "Bir çeşme görüyorum önce. Yanında da biri var, cinsiyetini anlayamıyorum. Simsiyah, upuzun bir pelerin giymiş. Çeşmeden durmadan akan suya elimi uzatıyorum. Su elime değdiği an yanımdaki kişi acı dolu çığlıklar atıyor. Elimi çeşmeden uzaklaştırınca eski haline geri dönüyor. İki elimi de suyun altına yaklaştırıyorum ve acı dolu çığlık sesleri duyulmaya başlıyor. Upuzun pelerinin altından süzülen koyu kırmızı sıvı beni güldürüyor. Ve suyu içmeye yelteniyorum. Avcumdaki suyu hızla ağzıma götürüyorum. Serin ve tatlı. Suyu yuttuğum anda yanımdaki kişi, pimi çekilmiş bir bomba gibi patlıyor. Her zerresi bir yere dağılmışken, o kocaman siyah yapraklı ağacı görüyorum. Etrafımdaki koyu kırmızı tonlar beni mutlu ediyor. Kahkahalar atıyorum."