''Gidiyoruz.'' dedi Dave.
Bilinmeze gidiyorduk . Ölüm dolu tuzaklara, nefretle dolmuş kalplere...
Kendime söz vermiştim. Ne olursa, olsun, yaşatacaktım onları.
Öleceksem de bir amacı vardı artık.
Sırt çantamı taktım. Ağır olmuştu. İçini böylesine doldurmadan önce düşünecektin bunu , Lucia.
Diğerleri çıkmıştı. Buster'ın yüzüne baktığınızda bir şeyler gizlediğini anlayabilirdiniz. Hiçbir şeyi içinde tutamıyordu. Hissettiği her duygu; yüzüne, hareketlerine yansıyordu .
Arkasında sakladığı akvaryumu göstererek :" Balık da bizimle geliyor.'' dediğinde zihnim ile olan bağımı sağlayan kablolar kısa süreliğine kopmuştu.
" Manyak mısın ? Yaşayabilir mi balık? Çıkar aklından bunu. Yol boyu taşıyabileceğini mi düşünüyorsun onu ?''
''Ben de öleceğim, Lucia. Ölmeden önce iki Buster , beraber geçirelim zamanlarımızı. ''
Ne denirdi ki ! Öleceğimizden emindik. Ona 'balığı geride bırak' da diyemiyordum. Burada güvenebileceği birileri de yoktu. Öleceğiz zaten deyip her şeyi yapıyorduk. Ölecek olmak ne güzeldi . Tüm kalıpları kırıyordu.
Saçım yamuktu, ölecektim zaten.
Zihnim karışıktı, ne önemi var ölecektim zaten.
Bu cümle, neyin sonuna gelse üstün bir rahatlama hissi geliyordu. Hayat mottom olabilirdi ,bu söz dizisi.
Ölecektim zaten...
''Tamam , gelsin; ama ne olursa, olsun koruyacaksın onu kabul mü?''
''Balık Buster da bizimle huhuuuu... Hayır, desen de getirecektim zaten. Sadece kendime bir suç ortağı arıyordum. '' Dedi ve hızlı adımlarla yürümeye başladı.
Diğerleri daha da hızlıydı; Buster, Balık ve ben onları geriden takip ediyorduk.
Kuyunun giriş kısmına geldiğimizde etraftaki ıslak toprak kokusu ile doldu içim.
Gece çökmüştü cehennem'e . Yıldızlar uyanmış bizi izliyordu. Nasıl öleceğimi tahmin etmeye çalışıyorlardı galiba .
Karanlığı sadece gökyüzünde, seviyordum.
Gökyüzüne bakmak, her zaman içimi mutlu ediyordu.
'S'tipi:" Şu yıldızın adı 'S'tipi olsun mu ?''
'H'tipi: ''En parlak olanın adı da 'H' tipi olsun. ''
Çevremdeki herkes isim koyma konusunda, üstün mütevazılık yeteneklerini kullanıyordu anlaşılan . Kafamdaki tipler bile ...
Kuyu sakinleri toplanmıştı. Bizi yolcu edeceklerdi. Ellerinde yeşil ve büyük yapraklar vardı. Yaşlı , genç demeden hepsi birer yaprak taşıyordu.Bir çoğu ağlıyordu .
Birilerini,ölüme uğurlamak bu olsa gerekti. Mavi pelerin , '' En az biriniz , geri dönün .'' Diyordu
Önlerine dizilmişti kurbanları - onlar için ölecek kişiler- hazırlardı, koşarak gidiyirlardı ;cehennemin sönmeyen ateşine .
Kuyu sakinleri garip bir şarkı söylüyorlardı. Belki de marştı kim bilir ? Duyduğu sesleri asla unutmayan ve selere karşı büyük bir zaafı olan benim için hiç kuşkusuz mükemmel bir detaydı bu ...
Vazgeçince ,mahvedersin aldığın yolu,
Her zaman açık, sana; bu derin kuyu.
Ölürse, sevdiğin; rahatça uyu...
Kavuşacaksın...
Kaybetsen de bileceksin ,
Bir kazanan olmadığını .
Sevdikçe hissedeceksin,
Yolunda, taş kalmadığını.
Öleceksin ...
Ama bu ,bir son değil.
Yaşa ve kaybet .
Öl ve kaybet .
Kavuşacaksın ...
Yanaklarım ıslanıyordu ılık yaşlarla. Öyle içli söylüyorlardı ki ! Şarkıyı hissediyorum ; en derinlerde...
Sözler ,zihnime kazınıyordu.
Şarkı, bittikten sonra tek tek önümüze gelip yüzlerimize baktılar. Bu geleneksel bir şeymiş. Savaşa giden kahramanların yüzleri ezberletilirmiş tüm halka . Hepsinin sırayla yüzümü incelemesi tuhaftı. Rahatsız hissediyordum. Neyse , ölecektim zaten. Buster, balıgı gösteriyordu; bizi, inceleyen kuyu sakinlerine. 'Kahraman balık' diye geçirdim içimden . Şu an karşımda o kadar ciddi ve duygulu bir halk vardı ki Buster' ın bu haline gülmemek için zor tutuyordum kendimi. Karşımdaki çocuklar bile bu kadar ciddiyken , laubali olmak istemiyordum.
Bu garip vedalaşma bittiğinde hepsi birden . ''Eve geri dönün '' diye bağırdılar. Sesler yükselirken etrafımızdaki meşaleler yandı. Her yerden ateşler yükseliyordu .Alkışlıyorlardı. Bir yandan da ellerindeki yeşil , büyük yaprakları fırlatıyorlardı bize doğru. Ne garipti! Sanırım bu da geleneksel bir şeydi . Gelenekler ne tuhaftı !
Sonradan , Abbey'nin anlattığına göre ; bu yeşil yapraklar onlar için yaşam ,demekti. Bizim , yaşamamızı diliyorlardı. Hangi yerde olursa olsun, ne kadar garip bir inanışı olursa olsun halklar hep yönetenlerden daha cana yakın ve daha da sempatik geliyordu bana . yaptıkları saçma olsa bile samimi ve içtendi...
Geri dönebilecek miydik?
Onlara el salladıktan sonra aşağıya inmeye koyulduk.
Dövmeli kız 'ı görememiştim ... bir daha da görme olasılığım yoktu anlaşılan ...
Önce Diablo ve Dave , sonra da Jack inmişti aşağıya.
Buster , balık Buster ile nasıl inebilecekti bilmiyordum.
Kuyu'nun tepesindeydim. Deniz , orman ... her yer,gözüküyordu. Esen rüzgâr da saçlarımı ağzıma doğru yönlendiriyordu. Rüzgâr, var ya! senden nefret ediyorum .
Çantamdan lastik bir toka çıkarıp saçlarımı bağladım . Yamuk kakülüm daha da görünüyordu sanırım.
Derin bir nefes aldım ve boşluklara basarak aşağıya inmeye başladım. Çıkmak, kadar kolay değildi . İnerken baya zorlanıyordum. Aşağıya yaklaşmışken ayağım , boşluğa gidince ; dengemi kaybettim . Düşüyordum... Ne güzel ! Yolculuk başlamadan ; öl ,Lucia.
Öleceğime bir kez daha emin olmuşken ...
3 metreden düşüp ölünür müydü ? emin degilim ... ama ölüm bu aralar aklımın en kutsal köşesindeydi ...
''Hoop yakaladım .'' Dedi Jack.
Jack, sayesinde ; yere düşmekten kurtulmuştum. Teşekkürümü ederken . Yukarından gelen ; Buster kahkahaları doldurdu ,kulaklarımı .
''Bak , balık Buster ; Lucia ,nasıl düştü ama?" Dedikten sonra da tuhaf kahkasına ,devam etti.
Daha sonra Abbey ve Buster da indiler. Balık Buster, iyiydi . Buster, akvaryumun üzerini kapatmayı akıl edebilmişti.
Dave, balığı gördüğü an ; Buster'a öyle bir bakmıştı ki ! Ben bile hissetmiştim o bakışın enerjisini.
'Ne yapıyorsun? Manyak mısın ? Nedeenn ! Nedeenn yapıyorsun bunu? ' Cümlelerinin, bakışa dönüşmüş haliydi.
Yürümeye başladık. Araçların doğru şekilde hareket edebileceği araziler değildi . Yürürken bile zorlanıyorduk .
Dave 'in anlattığına göre ilerdeki , Sıfır Işık Ormanı'na gidecektik . Issız yerlerdi buralar.
Aklı başında olan kimsenin, ayak basmayacağı yerler...
Denizin sesi , içimi rahatlatıyordu ama yürüdükçe, azalıyordu bu ses.
İçimdeki 'kötü şeyler olacak perileri ' harekete geçmişti bile.
Buster , balığın yemini verirken bir kısmını da kendi ağzına atmıştı. ''Balık gibi hissetmek istedim. '' Diyordu, onu hayretler içerisinde izleyen Dave 'e .
Ben bu görüntüyü zihnimden silmeye çalışırken; ilerideki uzun ağaçlar, görünmeye başladı.
Tuzaklarla dolu olması muhtemel olan yolculuğumuz, başlıyordu. Zihnimdeki olasılık makinesi mesai yapıyordu. Korku değildi bu ; bütün olasılıklar hesaplandıktan sonra gelen endişeydi , o kadar.
Gitmek istiyor muydum?
Cevap hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.
'H'tipi:"'İstediğin gibi gitmiyorsa; isteme, gitmesin . Sen istemediğin sürece devam etmeyecek .''
İstemesem de oluyor 'H' tipi . Hiçbir şey benim kontrolümde değil.
Kendi şansımızı yaratmak diye bir şey yok. Bu şanslı insanların uydurduğu bir yalan . Şanssız doğduk ,biz . Kimisi geleceğiyle beraber doğardı.
Biz karanlıklara doğduk. Ölemedik 'H' tipi .Ölemezdik...
_________🐜🐜🐜🐜🐜🐜🐜___________
F. peregrinus*: Bayağı doğan (Falco peregrinus) ; Gökdoğan hızıyla tanınır; avına doğru yaptığı kendine özgü dalış sırasında maksimum hızının anlık olarak saatte 360 km.'nin üzerine çıkabildiği tahmin edilmektedir. Bu hız gökdoğanı hayvanlar âleminin en hızlı türü yapmaktadır.
Kaynak: Wikipedia
....⁴....₄....⁴....₄....⁴....
Kimseye kolay değil ama bazılarına fazla zor öyle değil mi ?