İçeriğe geç

Trimorphis: Hekate

Bölüm 28 · 12 dk okuma

Trimorphis: Hekate

Bölüm 28

Maskeler Altındaki Gerçek Yüzler

Josephines klanı korkulandı her daim. En güçlü yöneticiler hep Josephineslerden gelmişti. Akıllarda ilk gelen her daim Germenialı Helen'in sağ kolu olan Alabastare Josephines idi. Nooren Hanedanı prensesi İsole ile evliydi. o prenses hakkında ki bir sürü rivayet akardı etrafta bir nehir gibi. Denen o ki Bowen Sıra Dağları'nın en karlı tepelerinde eşi ile günlerce kamp yapan yabani ve barbar bir prenses idi. İsole ve eşi Alabastare Josephines dış ülkelerle bağ kurmaları bir yana ellerinde bütün askeri gücü bulundururlardı. Bu da söylentileri beraberinde getirirdi. Bu kadar gücü ve korkulan bir klan nasıl bu kadar güçlü bir prensesi gelin olarak almışlardı? En güçlü yöneticiler onlardan gelse dahi hanedan asla onları kabul etmemişti. Maddeline neredeyse tekti. O ve bir avuç soyu. Josephinesler sırlarla dolu bu haneleri ile gözleri üzerlerinde tutmaya devam ettiklerini anladıklarında çocuklarını tek tek göz önünden çektiler. Özellikle Alabastare'nin çözülemeyen ölümünden sonra her şey bu hanede ters gitmeye başlamıştı. Bu denenlere göre Trimorphis hanedanının sonunun laneti idi. Bu ölüm ile Anne, Kocakarıya dönmüştü. Nooren bunu reddetti. Ölümü üzerinden yedi yüzyıl geçti dediler. Biz hala Anne'nin gölgesi altındayız. Siz Josephinesler sadece yıkılmış bir kale duvarı enkazında ölen tanrıçanın öğretisinden giden bir avuç soytarısınız. Zeki olmanız, parlementoda söz sahibi olmanız sizin yerinizde bir değişiklik yaratmaz. Bu haneye sadakatle bağlı kalıp ayaklar dibinde eğilmeye devam edersiniz. Nooren hanesi yüce soydan gelen Tanrıya ya da sizin inancınızda Turn'a en yakın olan soydur. "Ute Karlo morennas. Pol haneze nawe Karlo." (eski kral öldü. Çok yaşasın yeni kral.)

Her bir çocukları Scylla'nın paganik inancına sahiplerdi. Scylla anlatılarda adasında herkesin kaybolduğu bir cadıydı. Germenialı Helen'nin denizcisi Aoron Mei o denizlerde adasına rastladığında her şeyini kaybetmişti. Scylla zamana ve varlığa hükmedebilen bir tanrıça ve ilk cadı, gökteki parlayan ışığın ve cennetin denizlerinin kızı... Üç kardeşi içinde en fazla parlayanı, Slywa halkının ve Nooren hanedanının geldiği kutsal abla Euridike'nin halası, Slywa halkının yaşadığı dağlardaki iblislerin teyzesi. Her bir iblisi tutan tanrıça. Denen o ki nefesini onlara sakinlik versin diye üflermiş. Kozmosun ulu tanrısı Tanrı Turn'un biricik ve uğruna kanatlarını bahşettiği aşkıymış. İki kanadının olduğu yerde artık kozmosun delikleri olan kozmos tanrısı ve herkesin babası ona bir ada verdiğinde Scylla tamamen dünyevileşmiş. İşte insanlar o andan itibaren tanrılarını görmeye başlamışlar ve gökteki yüksek 9 kuleye her sene daha fazla adak adamışlar. 9 Kule ki dünyayı ve evreni yaratan ilahi gücün temeliymiş. Her bir taşı bir temele açılırmış. Hava, su, toprak, ateş, karanlık,boşluk,kaos,zamansızlık ve ruh kulesi. Ancak zaman Scylla'nın ellerinden akıp giderken patrikler ezmeye başladığında tanrılarını terk etmek zorunda kalmışlar. Bu zamanlara Tanrıların Kıyameti denmiş ve bu kıyametten tek sağ çıkan Josephines evi olmuş. İnançları yıkılmaz ve sarsılmaz olan klan Patrik şapellerince men edilmişler. Bu paganik dinin getiri olan ağır inançlar, oruçlar, ayinler her geçen yıl Josephines topraklarında ve Bowen Dağlarında kutlanırken klanın çocukları silikleşmiş.

Keşiş hayatı yaşayan bu çocukların zincirini kıran ise Maddeline Josephines'ten başkası değildi. Genç cadı Luis'in tüm aşkına sahip olmakla beraber adını tarihe geçiren bir kraliçe olmuştu. Güçleri olmayan her bir kişiye verilen eşitlik ve ayrımcılık yapanlara dair uyguladığı ağır işkenceler ile bilinen kraliçe halkın gözünde bir melek olsa da yüksek kraliyet surları arkasında eli kanlı bir kraliçe idi. Dahası çocuklarını çok seven bir anne olmasına karşın Maddeline çocuklarını birbirine kırdıran yılanı görememişti. belki de görmek istememişti. Luis'in ilk aşkı olan Nana'nın ölümünün Luis'in kalbinde yanan bir kin yaratacağından korkmuştu. Aslı ise Luis asla bu nedenle yüreğinde kin filizlendirmezdi. Her gece aynı yatağa yattığı kalbi kaybetmekten bu kadar korkan Maddeline kendi çocuklarını elleri ile şeytana vermiş oldu.

Maddeline o zaman alacağı birkaç nefesi olduğundan bir haber yeğeni Rose ile konuşmuş onun Fabianne Westerburg' u bulmasını istemişti. Rose'nin güçlerine ve kabiliyetine güveniyordu. Rose bunu boyun eğerek kabul etmişti. Çekingen kız bir Westerburg ile nasıl konuşacağını bilemez haldeydi. Birlikte bahçede ilerliyorlardı ki at nalı sesleri her yeri doldurdu. Kraliçe Maddeline geleni görmek için başını çevirdiğinde gördüğü kişi ile titredi.

Daniela kahverengi kısrağı üzerinden indiğinde onu durdurmadılar. Kimse siyahlar içindeki bir rahibeyi durdurmak istemezdi. Daniela hızla ve heyecanla ilerlediğinde göz göze geldiği annesine özlemle baktı. Yorgun bedeninden hayatının ne kadar ucuna geldiği okunuyordu. Bir cadı bu gözlere baktığında yaşadıklarını okurdu. Bir annenin en zor sınavı kendi kızının kendi yaptığı hatalar yüzünden eridiğini görmektir. Maddelşne iyi bir kraliçe idi ama kör bir anneydi de. Kinsey'in çığlıklarını duymadı, Daniela'nın ağlayışlarını, Sophia'nın çırpınışlarını, Patricia'nın yakarışlarını duymadı. O sadece baktı, izledi ve mutlu olduklarına inanmak istedi.

Kraliçenin içindeki son sessiz çırpınışlar kızına tutunmaya çalışırken hareketini yitirdi ve kayboldu. Aklına gelen anılar ile gözlkerini kaçırma gereği duydu.

Kraliçe sessizce sarayın soğuk taş duvarlarını biraz olsun kıran eski kralların tabloları ile süslü koridorlarda dolaşırken duyduğu ağlama sesi ile dondu. ağlama sesinin geldiği yeri bulduğunda ise kızı Daniela iki farkklı gözü de kızarmış halde 3. Cassandra'nın tablosu önünde ağlıyordu. Ne yapacağını bilemez halde lacivertin en koyu tonuna çalan ipek elbise eteklerini tutup yanına oturdu. Kızının saçlarını hafifçe okşadığında kızı ürkmüş bir bülbül gibi titredi. Kabarttı tüylerini ve biraz daha sindi. Bu onun güçlü durma eğilimi idi ama sindiğini sadece Maddeline görebilirdi.

-Neler oluyor Daniela?

Daniela gözlerini Cassandra'nın tablosuna kaldırdı. Onun ihtişamlı siyah elbisesinde ve siyah incilerle süslü elbisesinde oyalandı. Boynundaki büyük haçı izledi. Kafasındaki siyah incilerle süslü ve kolyesinin bir örneği olan tacına hayranlıkla baktı. Elinde tuttuğu Slywa hanedan sembolü olan kristalden trimorphisi izledi. Kurumuş dudaklarını zorlayarak açtı en sonunda.

-Kraliçe 3. Cassandra 13. Patrick'in annesi idi. Söylentilere göre her bir metresine işkence etmesi ile ünlüydü. Ben nasıl böyle bir kadının torunu olabilirim?

-Sen bir Nooren'sın tatlım. Bu gerçeği hiçbir güç ya da büyü değiştiremez. Doğuştan gelen hakkın herkesin üzerinde.

-Ama eğer o torununun bir erkek için hele de bir Zeit için ağladığını, aciz konumuna düştüğünü bilseydi kabul etmezdi. Ben Daniela ancak beni kimse Daniela olarak görmedi leydi anne. Ben sadece kırılacak bir oyuncaktım. Virginia gibi birisi asla olamadım. Virginia'nın senin kızın olmasını isterdin değil mi leydi anne?

Maddeline bu sözleri üzerine şaşırırken neden böyle düşündüğünü elbette anlamıştı. Kızı onu hak etmeyen Zeit oğluna deli gibi aşıktı ve kolundaki yara her geçen gün ona ağır geliyor olmalıydı. Kızının güzel ve aydan daha parlak olan yüzünü okşadı.

-Sen bir prensessin. Ve bu değişmeyecek. Ne Virginia ne Margeret ne Penelope ne Helga ne Fabianne ne de başka bir leydi. Hiçbiri asla siz olamazsınız. Bana bak Daniela Adelheide Nooren. Sen kral Luis ve kraliçe Maddaline'nin kızısın. Sen fatih Germenialı Helen ve Güçlü Patrick'in yegane hanesi Nooren hanesindensin. Sen tanrıya en yakın olansın. Sen Turn'a en adanmış olan ve Turn'un gözettiği tek soydansın. Herkes kocakarı tepenizde diyor ancak bana bak Daniela asla şunu unutma siz burada olduğunuz ve bir olduğunuz sürece kocakarı asla gelemez. Siz kendinizi bildiğiniz sürece asla gelemez. Sen bir Nooren'sın. Birisi seni incitirse onun boynunu kopartırım. Eğer biri seni ağlatırsa ona kan ağlatırım.

Kraliçe bu dediğini yapmıştı. O gece verilen eğlenceye her zaman giydiği koyu renk elbiselerden başka bir kıyafetle katıldı. Bir cadıysanız ya da cadı soyundan geliyorsanız hayvansal bir kaftan giyemezsiniz. Sadece en güçlüler bunu giyebilir. Eğer cadıysanız ya da soyunuz cadıysa koyu renk harici giyemezsiniz yoksa gücünüz sizi yutar. Maddeline o dönemin en iyi ve güçlü cadıydı. Ölüleri diriltiyor, onlara yeni bir yaşam üflüyordu. Sonra da onları kendi şahsi ordusuna alıyordu. Maddeline o gece şölene kabarık ve kan kırmızısı bir elbise ile katıldı. Omuzları açıktaydı ve boynu altın kordonlarla kaplanmıştı. Omuzlarında kordonlara trimorphislerle sabitlenmiş bir samur kürk vardı. Samur kürk ölümsüzlüğü sembolize ederdi. Kafasında parlayan altın tacı ile masaya oturduğunda Joseph'in kupasına katılan iksiri onu neredeyse boğuyordu. Virginia'nın kollarına düşen bedeni titrerken gözlerinden kanlar akıyordu. Üzerindeki altın kaftanı kaplayan kandan gözyaşları arasında Zeit hanesi ayağa kalktı. Bunun üzerine kraliçe Maddeline de ayağa kalktı.

-Asde has! Upte du gernem vistesna du visteseze deinde blute. (Geri gidin! Eğer siz benim kızımı ağlatırsanız, siz de ağlarsınız kendi kanınızla birlikte.)

Bu sözler üzerine gerileyen leydi Zeit yaşlanmış ellerinde tuttuğu bastonunu ona salladı.

-Kızınızın gözyaşlarının nedeni biz değiliz ekselansları. Asla kendisine aşık olmayacağını bilen bir adama delice aşık olan ve sonradan onun hayatına devam etmesine sizin aracılığınız ile engel olmaya çalışan kızınızdır.

Kinsey ayağa fırladığı an Mary Zeit tehditkar birkaç adımı ona doğru attı.

-Seni tacından vazgeçmiş av köpeği, oğlumun gözünü çıkarttığın yetmiyor mu?

Kral 12. Luis araya girdi. Konu kendi kızlarıydı.

-Karşında taşralı yok Mary. Kendine gel ve özür dile.

Mary Zeit alaycı bir tavırla reverans yaptı ve gözlerini Kinsey'den çekmeden konuştu.

-Size gerçekleri söylediğim ve kendi oğlumu koruduğum için özürlerimi iletiyorum leydim.

Kinsey kılıcını çekip onun önğne birkaç adımda geldi ve boğazına dayadı. Öfkeden titriyordu. Müzik durmamıştı ancak Kinsey onu dahi duymuyordu. Gözlerinde o göreni geri adım attıran bakışı vardı. Koyu yeşil binici takımı üzerindeki kurt postu kendi ailesi aksine hanedan arması ile değil bir kurt başı ile tutturulmuştu. Saçlarındaki abartılı ve yeşil boncuklu örgüler prenseslik tacı altında sıkışmış birkaçı da firar etmişti. Buna dayanamıyordu. özrü kendisinden değil Daniela'dan dilemeliydi bu kadın. Mary Zeit gülerek kılıca ve ona bakıyordu.

-Bir soyluyu öldürecek misin?

-Emin olun elimin kana bulanmasından korkum yok. Hele de sizin gibi bir soya aitse bu kan.

Kılıcı kaldıracağı esnada ince bir ses yankılandı. Ses Coitriona Calesitilya idi. Bu kadının karışmadığı ya da arabulucuğu yapmadcığı tek an dahi yoktu. Kinsey'e göre bu kadın fazlasıyla iyi kalpliydi ki kendi metresinin çocuğunu dahi kendi oğlu olarak kabul ettiğini duymuştu.

-Prensesim, ekselansları... Bu sizi sadece iç savaşa götürür. İzin verin bu konu burada kapansın. Özrünü kabul edin. Devletin saadeti için. Kimse bir iç savaş istemez.

Kinsey geri adımladığı esnada ağır bakışlara daniela daha fazla dayanamadı. Tüm cemiyet onu suçlayan gözlerini ona dikmişlerdi. Daniela o gözleri okuyabiliyordu. Sesler beyninde büyüdü. Virginia'nın daha iyi olduğu sözleri ve bakışlar. Kolundaki ağrı dayanılmaz oldu. Midesinde bir şeyler çekildi kollarına aktı. Yer titredi. Yerin titremesi arttı. Zelzele her yeri vurduğunda ise deli nimfanın dibinde yattığı denizin yanına inşa edilen balo salonunun camları bir daha asla görülmeyecek bir dalga ile patladı. Her yer kıyameti andırırken sular Daniela'yı es geçiyor ve onun çevresinde kocaman bir taht şeklini alıyordu.

Maddeline kızına sarıldı. Arkasında gördüğü oğlan ile kaşlarını çatarken Daniela'ya baktı. Zeit oğlu mu? O seni öldürmek için giden birlikler arasındaydı.

-O artık prens Zeit anne ve...

Kısa süreli bir sessizlik anne kızın arasında kanlı bir bıçak gibi girerken maddaline öfkesini kontrol altında tutmaya çalıştı.

-O benimle evlenmek ve beni korumak için öte tarafa geçmiş.

Asla tamamen yaşadıkları bu değildi. Joseph ile fazlaca kavga, ihanet, gözyaşı ve korku atlatmışlardı.

-Neden evlendin?

-Aşığım.

Sesi titredi Daniela'nın. Aşıktı. Asla da kaybolmuyordu aşkı. Aşk için şu yaptıklarıma bak anne. Benden nefret eden bir adamı kör kütük sevdiğim için suçluyum. Belki de gerçekten cezalandırılmalıyım. İçinden geçen sesleri kesen ise Maddeline'nin çığlığı oldu.

-Aşık mısın? Ne aşkından bahsediyorsun sen? Sen ne aşkından...

Etrafında döndü. Rose'ye döndü. Onlara bir oda ver. Bana da bir kadeh şarap getirsin birisi.

Öfkeyle Joseph'e bakarken onun burnunun dibine girdi. Maddeline uzun boylu olmaktan çok uzaktı ve Joseph de dev sayılabilirdi. Ancak kraliçe bunu önemsemedi.

-Upte du gernem vistesna...

Joseph başıyla onaylayarak o geceden hatırladıklarını söyledi ve kraliçenin sözlerini tamamladı.

-Du viesteze deinde blute. Biliyorum ekselansları ve size şerefim üzerine yemin ederim, kızınız benim tek aşkım olarak mutlu olacak ve ölecek.

Maddeline ona doğru tısladı.

-Sende şeref olmadığını biliyorum Zeit

Joseph gülümsedi sonra da dizi üzerine çöküp bir şovalye gibi yemin etti.

-O zaman şerefsizliğim üzerine yemin ederim Slywa kraliçesi maddeline, kızınızın sevgisi ve hayatı temennim altındadır.

Korkuyla Kenneth'a baktım. Daniela için endişeleniyordum. Daniela'ya düşkündüm. Daniela için öldürürdüm. Daniela için her şeyimi verirdim. Vermiştim de. Onu anlayan onu sayan ve her hali ile kabul eden tek bendim o ne kadar ablalarıma uysa dahi bana diğerlerinden her daim daha yakın davranmıştı. Daniela'nın sağlıklı bir durumda olmadığını biliyordum. O Eros'uı görmüştü ona tutunmuştu ve görevleri bittiğinde ölecekti. Bunu istemiyordum ama bu farkındalığı da aşamıyordum. Kenneth gözlerime bakarken mırıldandım.

-Onun zarar görmesine izin veremem.

Yanağımı tuttuğu hemen yanımda yatarken. Onun gözlüklerinin olmamasına gözlerim alışmaya çalışıyordu ki Kenneth bakışlarını tavana dikmeyi tercih etti. Böylece onu izleme fırsatı buldum.

-O zarar görmeyecek Marie'im. ancak sen şu anın tadını çıkarmak yerine kuruntu yapıyorsun. şimdi sevgilinin kollarına gel.

Kollarına doğru sırnaştım ve göğsüne yanağımı dayadım. Derin bir iç çekip onun göğsünde parmaklarımı sanki ilkmiş gibi gezdirdim.

-Bana yardım edecek misin?

Kenneth olumlarcasına mırıldandı. Nefesi düzensizdi ve bu uymadığını gösteriyordu. Nefesi saçlarıma karışıyordu. Bir eli ile saçlarımı okşadı.

-Bana orayı anlatır mısın?

Bunu demesi üzerine gözlerim parladı. Orada kötü anılarım vardı belki ancak seviyordum. Beni ben yapan yerdi orası dahası doğduğum topraklardı.

-Üçlü ay bizim hanemizin sembolüdür. Göz kamaştırtan saltanatımızın nişanesidir. Bundan 14 yüzyıl önce kutsal abla eurudike, kendisi Scylla'nın küçük kardeşi Usteria'nın kızıdır, bir kraliyet şovalyesi ile kaçmıştır. Tanrıça Usteria Slywa'dan çok da uzak olmayan bir ülkede yaşayan bir kral ile babaları tarafından evlendirilmiş. Krala kızlarının onu tahtından edecek kadar güçlü bir soya sahip olacağı dendiğinde kral korkuş ancak kızının şovalye ile kaçmasına engel olamamış. Bunun üzerine onları Slywa'ya sürmüş. Slywa'da suçlular, cadılar ve canavarlar yaşarmış. Eurudike, Slywa'ya geldiğinde bir soy doğurmuş. Nooren hanesi. Ancak 14 yüzyıl önce olan tanrıların kıyametinde Turn inancını terk ettiler ve bu nedenle atamız Eurudike'ye kutsal abla demeye başladık.

Kenneth hafiften doğruldu. Bana anlamaz gözlerle baktı.

-Dinlere inanmam ancak bana dininizi anlatır mısın? Hep merak ederim.

Hafiften doğrulup çenemi çıplak göğsüne dayadım. Saçlarımı sevmeye devam etti. Mayışmamaya çalışarak onun gözlerine gözlerimi diktim. O gözlerde kendimi görüyordum ya da boğuluyordum. Onun yanında olduğum her an ciğerlerim boşalıyordu sanki. Gözlerine daldığımı fark etmiş olacak ki gülümseyerek bana eğildi ve dudaklarıma küçük bir buse kondurdu. Gülümsedi kocaman. Bu benim kafamı karıştırsa da kendime gelmemi sağlamıştı. Dudaklarımın üzerinde onun kırmızı kadifelerini hisseder haldeyken dilimi dudaklarımda gezdirme içgüdüsüne karşı büyük bir savaş verir halde konuştum.

-Anlatılar o yöndedir ki bundan çok uzun zaman önce sadece kuleler vardı. Dokuz kulenin her birisinde tanrılar yaşardı. Kuleler aslında hanelerdi. Tanrılar buralarda yaşardı. Kendi güçlerine göre haneleri vardı. Büyük tanrı ve yaratıcı Turn idi. Kozmosun tanrısı idi. Kanatları yoktu çünkü aşık olduğu bir kadın için onları feda etmişti. Scylla cadıların kutsal tanrıçası olması ile beraber zamana da hükmederdi. Kardeşleri Usteria zekanın ve savaşın, Pary ise denizlerin tanrısı idi. Yani aslında Slywa'da sadece bu 4 tanrıya tapınılır. Çünkü inançta Eurudike'nin annesi Usteria, Slywa halkı ise Pary'nin soyundandır. Paganik inanca devam eden Josephines klanı ise, annem de bu klana mensup, Scylla'yı kabul ederler. Turn zaten tapılması gereken en önemli tanrıdır. Ayrıca eskide kalmış bir dilimiz de var. Denenlere göre Pary'nin konuştuğu dil buymuş. Pariansa dili olarak da bilinen bu eski lehçeyi. Üst düzey kişiler, soylular, kahinler ve cadılar bilirler ancak kullanılması sadece kahinlerce ve cadılarca olur.

Kenneth alnımdan öptü. Oradan dudaklarıma kaydı ve en son da boynuma öpücükler yağdırdı.

-Desene, sen de konuşuyor musun fallon?

Kaşlarımı lakabımı demes üzerine çattım. Ancak üzerinde duramayacağım kadar güzel bakıyordu bana. Ben de yumuşayıp biraz daha ona sokuldum öpmesi için ve onun dudaklarını bedenimde hissederken gözlerimi kapattım. mırıldanarak eski lehçede konuştum.

-Du pol şulemas (Sen çok yaramazsın.)

Kenneth kahakaha attı beni altına çekti ve dudaklarını yüzümün her zerresinde gezdirirken mırıldandı. Öpmemesine sinirlenmiştim.

-Ne dedin Marie'm?

-Sen çok yaramazsın dedim.

Sırıttım ve onun kollarına girdim tekrar. Aklımdan ablama yazdığım endişe dolu mektup silinmişti.

"Daniela'dan haber alamıyoruz. sürekli yer değiştiriyoruz ve ben endişelenmeye başladım. Bir şey olacak gibi hissediyorum. Kötü bir şey geliyor e-Elizabeth. Çok kötü bir şey geliyor. Dileyelim de dendiği gibi kocakarı çoktan tepemize binmiş olmasın."

Bölüm sonu

6 yorum