İşte bir sabah o sabahtır ki ne ben ne de abim bir şey anlamadı. Yatılı okul fikri... Ne ben mutlu oldum ne de abim. Annem ve babama mutlu gibi gözükürken ikimizde biliyorduk ki, üzgündük. Annem bize sırıtarak bakıyordu, neden mi?
Daha iyi eğitim.
Daha iyi eğitim.
Ama kimse bizi anlamıyordu. Bir eğitim yüzünden sürekli azarlanıyorduk, bütün öğrenciler belki de... Abim yanıma yaklaştı. "Belki de bu evden gitme vaktimiz gelmiştir, hadi eşyalarını topla. Bu evi bir daha görmeyeceğiz. " sesi ile daha çok yıkıldım.
Bu evi bir daha görmeyeceğiz...
Nasıl da hançer gibi saptanmıştı kalbime. Bu hançer de belki hiç çıkmayacaktı. Düşünce bulutumu silkip, yukarı doğru koştum. Eşyalarımı küçük bavuluma koyup aşağıda indim. Babama göz devirerek baktım, sanki onlardan tiskinircesine. Babam, her zaman ki herşey yolunda bakışı attı ama anlamıyordu, hiçbirşey yolunda değildi.
O sırada abim aşağı indi. Bavulu benden büyüktü. Babam , elini omzuma koydu. "Hadi gidelim, unutmayın sizi ay, ay ziyaret edeceğiz. " ziyaret etmeleri bir şey değiştirmiyordu.
Arabanın kapısını açtı babam. İçeri girip kulaklığımı taktım ve cama döndüm. Herşey çok kötü olacaktı, belki beni seven biri olmayacaktı. Belki de bu olanlar herşey kötüye gittiğini belli ediyordu. Bunları düşünürken "geldik. Hadi inin" babamın deyişini duydum. Baktığımda karşımda sadece bir tren rayı vardı. "Bizi tren rayına bırakarak çok iyi bir şey mi yapıyorsunuz? "Babamın gülüşünü duydum.
" Hayır canım, karşıdaki yurtta kalıcaksınız" dedi. Kafamı yurda çevirdim. Çok büyüktü, hem de çok. Arabadan inip, kursun kapısına kadar yürüdüm.
Gitmek istemiyordum, hemde hiç.
Babam kapıyı hafifçe tıklattı. Karşımıza iri yarılı, çok gür bıyıkları, 1.80 boylarında, saçının ortasını keçi yalamış gibi gözüken bir adam çıktı. "Ah, bay Adam. Demek geldiniz. Açıkçası bu kadar erken geleceğinizi beklemiyordum" babam hafif gülümsedi. "Biraz hızlı gelmek zorunda kaldık. İşte oğlum Michael, bu da kızım Ruby" dedi babam. Adam bana baktı ve hafif sırıttı. Bende somurtkan şekilde ona baktım.
"Her neyse bunlar bana emanet, biliyorsunuz. İçeri girip ilk çocuklarla sonra sizinle konuşalım" dedi. Babam ikimizi alıp içeri kadar götürdü. Yüzünde tam belli olmayan bir gülümseme vardı. Abimde ise durum ciddiydi. Adama bakıp sürekli düşünceye dalıyordu.
Adam "İlk Ruby'den başlayalım. Gel içeri , kızım" babam bana bakıp başını salladı. İçeri adımımı attıp. Kalbim sürekli vücuduma çarpıp duruyordu. İçeride sanat tabloları, süslenmiş avizeler, kartallı bir saat, bir sürü kupalar karşıda özenle serpilmiş masa örtüsü, kalem kutular, kağıtlar, damga ve daha çok şey vardı. Masanın karşısında ise bir koltuk, önünde iki misafir koltuğu vardı.
Beni oraya davet etti. Oturdum.