Büyük, beyaz ve her tarafı korumalarla dolu malikâneye kızıl saçlı, yeşil gözlü, yakışıklı ve üstünde kâhya kıyafetleri ile bir adam girdi. Yaşı en fazla 35 olabilirdi. Bu genç görünümüne karşın yüzündeki ciddiyet ve biraz da yorgunluk belirtisiyle yaşından büyük gösteriyordu. Malikanede diğerlerine göre daha ihtişamlı olan tahta kapıyı üç kere tıklattı ve yavaşça içeriye girdi.
İçerisi kocaman camlardan sızan güneş ışığına rağmen yer yer karanlıktı. Sağ tarafta duran büyük rafta siyaset ve politika ile alakalı birçok kitap boyutlarına ve yazarlarına göre ayrılmıştı. Sol tarafta ise bir konsolun üzerinde uzay mekiklerinin küçük modelleri duruyordu. Her taraf fazlasıyla düzenli ve temizdi. Ancak insanı tuhaf hissettiriyordu. Belki de 2185 yılında olmalarına rağmen odanın mekik modelleri dışında bir hayli eski ve otantik durmasından dolayı olabilirdi. Ama bu enteresan ortam bu adamı hiç etkilememişe benziyordu ki konuşmaya başladı.
“Bay Newerth, aracınız hazır.” Genç adam bir süre durdu. Kendi içinde devam etsem mi etmesem mi diye çelişiyor, bir türlü bir sonuca varamıyordu. En sonunda dayanamayıp devam etti. “Fakat size bir soru sormak istiyorum. Bu isteğimi mazur görün efendim.” Kırlaşmış saçlı, suratında her an bir sorun çıkacakmış ifadesi olan 30’lu yaşlarındaki adam, camdan bölümden görülen o eşsiz manzaraya biraz daha baktıktan sonra yardımcısına döndü. Elinde, tarihinden de anlaşılacağı üzere çok fazla eski olmayan dijital fotoğrafta kendisinin ve eşi Wendy Newerth’ın 20’li yaşlarındaki halleri vardı. Wendy Newerth’ın üstündeki gelinlikten fotoğrafın düğünlerine ait olduğunu şıp diye anlamak zor değildi.
William Newerth biraz daha inceledikten sonra dijital fotoğrafı çerçevesine geri koydu ve kâhyasının yüzüne baktı. Yardımcılarından biri olan Henry Ford bu malikâneye daha yeni gelmişti. Ama işlerini hızlı ve iyi yapması, saygılı tavırları, Lilly'nin gönlünü kazanan kibarlığı ve bir de başarılı gözlem yetenekleri sayesinde herkesin hatta William Newerth'ın bile sevgisini kazanmıştı. Bu yüzden çalışanların hepsiyle sık sık konuşmuş, onlardan William Newerth hakkında hiç de hoş olmayan bilgiler almıştı. Zaten en son kafasını karıştıran konuşmasında da güvenlik görevlileriyle konuşurken William Newerth'ın sadık adamlarını da yanında götüreceği uzayda bir tatil yapacağını öğrenmişti.
Bir şeylerden şüphelenmişti ama korkudan söylemek istemiyordu. Belki bu nedenle çalışanlar neler olduğunu sorgulamıyordu veya sorgulayacak cesareti kendilerinde bulamıyorlardı. Çünkü o herhangi bir yanlış yaparsa veya bu olaylara burnunu sokarsa işinden olabilirdi. Bu da ailesini yani karısı ve 9 yaşındaki oğlunu tehlikeye atabilirdi. Hatta William Newerth onun iş bulamaması için elinden gelen her şeyi de yapabilirdi. Newerth’lar aynı zamanda Lilly'nin piyano hocası olduğundan ona yüksek miktarda para ödüyor ve ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına dair kendisini kolay kolay inandırıyordu ki bu da tahmin edileceği üzere zengin bir aile için pek hayra alamet değildi.
Derin düşüncelerinin arasına Newerth'ın sesi girdi. “Peki, Henry sor bakalım.” Henry ucunda işini kaybetmenin olduğunu çok iyi biliyordu. Dudakları ve dili kupkuru olmuştu. Aklına Newerthlar hakkındaki bir sürü korkunç haber ve teori geliyordu. Çoğunun saçmalık olduğunun farkındaydı ancak şu anda her türlü saçmalığa inanabilecek durumdaydı. Korkuyordu. Ama sorusunu soramazsa da çok büyük bir pişmanlık duyardı. Babasının yanında ya da başka bir yerde çalışmak istemediği o genç zamanlarına lanet okuyordu. Onların yüzünden Newerthlara kâhyalık yapacak kadar çaresizdi çünkü. Ne kadar toy ve başına buyruk hareket etmişti. Oysa babsının yanında biraz bir şey öğrenerek çok daha farklı bir yerde olabilirdi. Sonunda merakı korkusunu yendi ve yutkunarak da olsa sorusunu sordu. “Efendim, araçlarınız tüm insanları bu yere daha yeni getirmiş olmasına rağmen neden başka bir yere gitmek istiyorsunuz?” dedi.
William Newerth’ın surat ifadesi ani şekilde değişti ama hemen toparlandı. Yeni işe aldığı bu adam niye böyle bir soru soruyordu? Şu ana kadar bu sakin adamdan oldukça memnundu. Sonuçta o aile dostları başarılı girişinci Sherlock Ford'un oğluydu ve en az onun kadar William Newerth’ın gözünde saygıya sahipti. Tabi bu soruyu sormadan önce... Birilerinden bir şeyler duymuş olmalıydı. Acaba Sail ona yanlışlıkla bir şeyler mi söylemişti? William bir süre düşündü ve kafasını salladı. Hayır. Bu çok düşük bir ihtimaldi. Sail Scorps yaşlı da olsa zeki bir adamdı ve William Newerth herhangi bir plan kurduğunda bile en ufak bir kafa karışıklığı veya sorun olursa diye kendisine danışırdı. Sail onun sağ kolu ve en güvenilir adamıydı. (Aşırı güvenilir yalnız.ಡ ͜ ʖ ಡ) Belki de diğerleriydi. Güvenliği sağlayan korumaları aklından geçirdi. Onların haberinin olduğu şey patronları ile yakınlarının bir geziye çıkacakları ve bu gezinin insanlığa karşı gizli olacak kadar önemli olmasıydı. Bu Henry Ford için önemli olabilirdi ama o herifler için gereksiz bir detay gibi duruyordu. Yine de Henry'nin herkesle anlaştığını düşününce onlardan biriyle konuşmuş olma ihtimali çok yüksekti. Ya da bu sürekli övdüğü zeki adam bu işin içinde bir şeyler olduğunu anlamıştı. İyi de daha dört ay bile geçmemişti.
Kafasında dönen onca soruya rağmen hiç bozuntuya vermedi ve gülümsedi. “Amaç bu görkemli uzayı keşfetmekti dostum. Sadece ailem ile tatil yapmak istiyorum hepsi bu.” demişti. Ama Henry bu cevaptan memnun kalmadı. Ne diye o zaman bu kadar saklamıştı ki bu geziyi? William Newerth boşu boşuna hiç gülümsemediğinden şu an yaptıkları hayra alamet değildi ama Henry Ford artık korkmuyordu. Ya da bir şekilde duyguları yok olmuştu. “Efendim, Bay Scorps’un hazırlattığı araçta su ve yiyeceklerini kendi üretebilecek ortama sahip bir alan var. Sadece tatil için bunları kullanmanıza gerek yoktur diye düşünüyorum. Ecouse’un acil durumlar için yapılmış olduğunu da düşününce ne gibi bir acil durum olduğunu merak ettim.” dedi.
Cesareti yerine gelmiş, duruşu bir hayli dikleşmişti. Yumruklarını sıktı. Fakat ne o ne de William Newerth geri adım attı. Newerth gerildi, gözlerini kıstı. “Doğal beslenmek istiyoruz. Wendy bu konularda çok takıntılıdır. Hem Ecouse’nin sadece acil durumlarda kullanıldığı gibi bir zırvalık da yok. Uzun tatiller için oldukça ideal bir araç.” William Newerth’ın sesi bu sefer sinirliydi. Sanki bir an önce bu adamdan kurtulmak, işlerine devam etmek istiyordu. Zaten Deadlion Labaratuvar’ının açılmasıyla beraber daha az zamanı kalmış ve ektirilen çiçeklerin bitimine yakın hâlâ burada olduğundan yeterince gecikmişti. Artık biraz daha geç kalacak vakti yoktu. Daha ne kadar Henry Ford ile uğraşabilirdi ki?
“Shotereiuslarla mı bir ilgisi var efendim? Onların geri gelmesinden korkuyor musunuz?” William Newerth bu soru üzerine yüksek sesli ve kibir dolu bir kahkaha attı. Sinirini dizginlemeye çalışıyordu.
“Shotereiuslar mı? O siyah, pörtlek gözlü, vahşi yaratıklardan neden korkayım ki? Biz onları çoktan yendik ve bir daha da bizimle savaşabilecek cesareti bulabileceklerini hiç sanmıyorum. Ayrıca, onları uzun süredir gören olmadı, değil mi? Bu da demek oluyor ki onlardan korkmama gerek yok.”
“Kusura bakmayın efendim ama bizi buraya, kendi keşfettiği gezegene getiren bir insanın bir anda bu kadar hazırlık yapması ve gezegenin dışına çıkmak istemesi kendi ailem konusunda beni endişelendiriyor.”
William Newerth derin bir nefes aldı. Sonra ayağa kalkıp Henry Ford'un omzunu sıkıca tuttu. Henry ne olduğunu anlayamadan bir anda patronunun siniriyle yüz yüze gelmişti. Ama William Newerth sinirini gizlemeye çalışmaya devam ediyordu. “Pekâlâ Henry. Gel, istediğin gerçekleri sana söyleyeyim.” dedi. Bakışlarından Newerth'ın ciddi ciddi onu bir yere götüreceğini anlamıştı. Kapılardan tek tek geçtiler. En son küçük Lilly’nin doğum günü hediyesi olan Barbie bebekleriyle oynadığı odasından geçmişlerdi. Lilly, maviş gözleri ve siyah kıvırcık saçları olan çok şirin ve güzel bir kız çocuğuydu. Babası ile Henry merdivenlerden inerken de boncuk gözlerini Henry Ford'a dikti.
Neden olduğunu bilmese de Henry Ford onu küçük oğluna benzetiyordu. Belki de ikisinin de mavi gözlü ve her şeye anlamaya çalışır gibi bakıyor olduğundan dolayı olabilirdi. Acaba Lilly yerine oğlu onu böyle görseydi ne olurdu? Babasının bu savunmasız halini görünce onun hakkında kim bilir neler düşünürdü? Belki de onun adına utanırdı. Ya da en iyi ihtimal olarak William Newerth’ı durdurmaya çalışırdı. Ama oğlu babasının nerede çalıştığını bilmediği için bunlar asla yaşanamayacaktı.
Sahi, oğluna ve karısına bu kadar düşkün olmasına rağmen William Newerth'ın oyununa gelmiş, onlara işinden neredeyse hiç bahsetmemişti. Yalnızca işverenin ne kadar zengin olduğu ve işinin iyi para kazandırdığı hakkında övünmüştü. Kâhyalık yaptığını bile ailesi kendi kendilerine anlamışlardı. Onların bildikleri tek şey buydu. Gerçi bu övünmelerini eski arkadaşı Andy kursağında bırakarak zengin insanlardan uzak durması gerektiğini söylemiş olsa da o zaman Henry’nin umrunda olmamıştı. Şimdi başına herhangi bir şey gelse hiçbiri haberdar olmayacaktı.
Merdivenlerden sadece Bay Scorps ve birkaç adam dışında hiç kimsenin, hatta yüksek ihtimalle Wendy Newerth'ın bile çünkü o buraya hiç girmemişti, giremediği depoya geldiler. Depo oldukça soğuk ve karanlıktı. Adeta karanlık işlerin burada yapıldığını duruşuyla belli ediyordu. İçeriden gelen jeneratörün sesi ortamı daha da korkunç bir hale getiriyordu. Sağ taraflarında Bay Scorps ve diğer adamlar vardı. Henry Ford’a pis bakışlar atıyorlardı. Bir tek Sail Scorps herhangi bir duygu göstermiyordu. Zaten Ford onunla konuştuğunda ilk izlenimi Sail’in ne kadar kurnaz ve zeki bir adam olduğuydu. Duygularını insanlara kolay kolay belli etmiyordu.
İri yarı bir koruma olan Aaron, tahta ve nem içindeki sandalyeyi Henry Ford ile Newerth’a uzattı. Yüzünde diğerlerinden farklı olarak tiksinme ifadesi yerine hüzün vardı. Ama o Henry'nin acınası halinden çok kendi başına geleceklere üzülüyordu. Suçunun farkındaydı ve olacak olan olayda maalesef onu payı büyüktü. Biraz daha çenesini tutmuş olsaydı belki de bunlar hiç yaşanmayacaktı. Sail’in imkânsız da olsa ikisini yan yana Newerth hakkında konuşurken gördüğünü söylememesi için dua etti.
Aaron'un getirdiği sandalyenin sorunu berbat bir halde olmasından çok etrafında lekeler bulundurmasıydı, ve o lekelerin sahipleri yüksek ihtimalle oradan kaçamamıştı. Henry Ford da oradan kaçamayacağını biliyor, hatta hissediyordu. Bu yüzden önlerindeki aşırı rahatsız görünen tahta sandalyeye hiç itiraz etmeden oturdu ve bekledi. Neyi beklediğini o da bilmiyordu ama içinden yakında kıyamet kopacağını anlamıştı. O zihninden bir bir olanları gözden geçirirken William Newerth, Sail Scorps’a dönerek pis pis güldü.
“Henry planımızı çözmüş Sail. Bu harika bir şey değil mi?” Newerth'ın gülüşünden kötülük akıyordu. Sail onu sakince başıyla onayladı. Henry’nin kendisine lanet okuyan bakışlarına hiç aldırmadan Newerth devam etti. “İnsanlar.” dedi tiksinerek. “Hepsi kötü, hepsi... Göktaşlarının durdurulamadığını ve benim keşfettiğim gezegene gidilmesi gerektiğini öğrendiğimde güldüm. Deadlion’un dehşet verici virüsünü onlardan sakladım. İnsanlar bana güvendi Henry. Yaptığım o yeni nesli güçlendiren aşılarımla insanların güvenini kazandım. Ama beni küçük yaşlarda neredeyse hayattan koparan insanlığa iyilik yapamazdım. Şirketimi de kullanarak insanları buraya taşıdım. Ölenler umurumda değildi çünkü onlar en az buradakiler kadar acı çekerek ölecekti. Buraya ayak bastığımızda ise artık tek yapmam gereken sadık adamlar bulup ailemle bu yeryüzündeki cehennemden bir an önce kaçmaktı. Tahmin edersin ki onları da buldum. Artık sadece kaçmak için Ecouse’nin hazırlığını bekleyeceğim.”
Henry sandalyesinde debeleniyor, yerinde duramıyordu. Nasıl olur da 3 milyar insanı ölüme terk ederdi? Nasıl olur da suçsuzlar ile suçluları aynı kefeye koyabilirdi? Masum çocuklarla cani adamları aynı yere koymak ne kadar doğruydu? Peki ya ailesi? Kendi hayatı umrunda bile değildi. Sadece karısını ve oğlunu düşünüyordu. Onlara bir şey olmaması için elinden geleni yapmalıydı ve onları durdurmalıydı. Öfke ve nefret dolu bir sesle bağırdı. “Yanılıyorsun. Türüne ihanet edemezsin William! İnsanların hepsi kötü değil seni adi herif!” dedi Henry Ford. Az daha ağzından köpük saçacaktı. Artık ne yanındaki adamlardan ne de patronu olan William Newerth’tan korkuyordu. O debelenirken Sail silahını çıkardı ve Newerth’a uzattı.
“Buna gerçekten inanıyor olamazsın Henry. Biz bile kötüyüz baksana. Türümüzü sırf kendi hayatımız için satmış insanlarız biz. Kendi türüne ihanet eden insanlar…” güldü ve Sail’in silahını Henry Ford'a doğrulttu. “Bugün için çok uzun zamandır bekliyordum. Artık zamanım kalmadı. Ve sıradan bir adamın planımızı bozmasına izin yok!”
Son sözlerinde aşırı yükselmişti. Newerth iki el Henry’nin kalbine ateş etti. Henry’nin elleri artık yere değiyordu. Cesedi Sandalyeden düşmek üzereydi ve kalbinden akan kan 1 metre ötede duran Newerth'ın ayaklarına bile gelmişti. Ford anında ölmüştü. Artık önlerinde hiçbir engel yoktu. W.N önüne çıkan tüm engelleri, ki buna bir çocuk babası olduğunu bildiği Henry de dâhildi, aştığına inanıyordu. Yine de Henry’i öldürdüğü için pişmandı. Gerekseydi onu da yanına alabilirdi. Bir hışımla korumaların olduğu tarafa döndü.
“Siz ona benim gezim hakkında bir şeyler mi söylediniz? Hemde benden habersiz mi?” Dedi. Hepsi başını hayır anlamında salladı. Fakat William Newerth’ın onlara kolay kolay inanması imkânsızdı. Bir şeyler biliyor mu diye Scorps’a döndü. Elbette Sail bir şeyler biliyordu. “Aaron’un onunla beraber konuştuğunu duydum. Sizin geziniz de konuşmalarının arasında geçti.” Dedi Scorps. Arkadaşının bakışlarına aldırış etmemişti. William Newerth onun yakasına yapıştı.
“Sen ona karşı aptal aptal konuşmasaydın şu an hayatta olurdu. O senin yüzünden öldü.” dedi ve Aaron'un yakasını bıraktı. Başı ağrıyordu. Bu iğrenç yerden ve cesetten bir an önce kurtulmalıydı. “Neyse ki önûmde hiçbir engel kalmadı.” Dedi mutlulukla. Ama birinin daha Lilly’nin odasından onları gördüğünü ve gizli gizli takip ettiğini anlayamamıştı. “William! Aman Tanrım, aman Tanrım sen ne yaptın? Ö-öldü mü?” bu sesler Wendy Newerth'a aitti. Elinde kızı Lilly’nin az önce oyun oynadığı bebekler ve saçını taramak için bir tarak vardı. Üstüne, kızı ile uyum içinde olan mavi pijamasını giymişti. Dağınık topuz yaptığı saçları neredeyse açılmıştı.
“Lanet olsun! Günüm daha ne kadar berbat olabilir? Wendy, buraya asla gelmemeliydin. Burası sana yasaktı. Kaç kere dedim!”
“B-b-ben sadece Lilly’nin seninle oynamak istediğini söylemeye gelmiştim. H-her şeyi duydum. Sen… Bunu bize nasıl yaparsın? Lilly'nin arkadaşları senin arkadaşların ve benim ailem burada!” diye bağırdı. Sesi üzüntü korku ve öfke karışımıyla titriyordu. William Newerth artık durmak istemiyordu. Burnundan soluyordu. Adamlarına bir işaret çakıp yavaşça karısına yaklaştı ve karısı Wendy Newerth’ın boğazına yapıştı. Boğazını öyle bir sıkıyordu ki Wendy birkaç saniyede ölebilirdi. Bu yüzden William konuşurken Wendy'nin boğazını sıkmayı bıraktı.
“Bak, seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Şimdi seninle açık konuşacağım çünkü artık bir sabrım kalmadı. Eğer benimle gelmezsen, bir daha Lilly’nin yüzünü göremezsin anladın mı Wendy? Anladın mı? Duydun mu beni!” William N. avaz avaz bağırıp kadının boğazını tekrar tüm gücüyle sıkıyordu. Wendy korkudan titrerken başını evet anlamında salladı. William N. onu bıraktıktan sonra da uzun uzun öksürüp nefes aldı. Boğazı kızarmıştı. Mavi gözleri doldu.
“Anlamıyorum. Neden o zaman insanları güçlendirdin? Aşı olmuş insanların yenilmeyeceğini söyleyen de onların acı çekmelerini en çok isteyen de sen değil misin? O aşılar insanların güvenlerini kazanmak için değil miydi?” William Newerth karısını başıyla onayladı. “Evet, amacım onların güvenini kazanmaktı zaten. Ama onlar benim umutlarımı tükettiler Wendy. Eğer güçlenmişsen her şeyi yapabileceğine inanırsın, ümit edersin. Onlar da edecekler. Hem de hiç ümit etmedikleri kadar. Ama bir arkalarına baktıklarında ise, puf, Bütün aileleri yok olmuş. Tüm umutları yok olmuş. Her şeyleri yok olmuş. Bunu görecekler. İşte o zaman gerçekten ölmüş olacaklar. Umutlarının tükendiği an. Benim de yaşadığım acıları yaşasınlar istiyorum Wendy.” Dedi.
Wendy eski kocasının artık tamamen yok olduğunu, karşısındaki intikam dolu ve gaddar adama bakarak anlamıştı. İlk evlendiği adam uzun süredir yoktu evet ama Onun geri gelebileceğine dair az da olsa bir ümidi vardı. Şimdi ise William Newerth’ı ne kendisinin ne de kızı Lilly’nin eski hâline getirebileceğine inanmıyordu. Karşısında bir yabancı vardı.
“Sen, benim evlendiğim adam değilsin. Sana ne oldu William?” Newerth hiç yüzünü çevirmeden karısına cevap verdi. “Ben her zaman aynı adamdım Wendy. Sadece sen bu yüzümü görmedin. Veya görmek istemedin. Şimdi, bavullarını topla ve Lilly’i yanına al. Uzayda bir tatile çıkıyoruz. Hem de çok uzun bir tatile...