İçeriğe geç

trahison

Bölüm 12 · 14 dk okuma

trahison

Bölüm 12

Kırılma Noktası

Lea, sarayın koridorlarında sessiz adımlarla ilerliyordu. İçinde fırtınalar kopsa da dışarıya soğuk ve mesafeli görünüyordu. Görev bilinci, ona her şeyi unutturmuştu; hislerini bastırıyordu.

Victor, sessizce yanında belirince irkildi. Göz göze geldiler; aralarında kelimelere dökülemeyen bir ağırlık vardı.

Victor hafifçe yaklaştı, sesini alçaltarak konuştu:

“Lea… Sarayın gülüsün.”

Lea, şaşkınlık ve hüzün karışımı bir ifadeyle ona baktı.

“Bunu neden söylüyorsun?” diye sordu, sesi nazik ama kırılgandı.

Victor, hafifçe gülümsedi, gözlerinde derin bir anlamla:

“Gülleri seviyorum. Ve sen... Sen hep saraydasın. Bu yüzden, sen sarayın gülüsün. Anlamını anlıyor musun?”

Lea gözlerini kaçırdı, içine dolan karmaşık duygular arasında bocaladı. Bir an durdu, sonra fısıldadı:

“Anlamını bilmiyorum… Belki de bilmeyi reddediyorum.”

Victor, hafifçe yana eğildi, fısıldadı:

“Umarım bir gün anlarsın.”

Lea, gözlerinden yaşlar süzülürken Victor’a dokundu. İkisi de o an, kelimelerin yetmediği yerde duygularıyla baş başaydı.İki gün geçti. Sarayın yoğunluğu ve görevler arasında zaman adeta eriyordu. Lea, içinde büyüyen bu karmaşık duyguları bastırmak için kendini işe verdi.

O sabah, sarayın bahçesinde yalnız yürürken Victor sessizce yanına yaklaştı.

“Lea,” dedi, “biliyorum kalbinin derinliklerinde bir savaş var. Ama bil ki, ben burada, hep yanındayım.”

Lea durdu, Victor’a baktı ve soğukkanlılığını koruyarak cevap verdi:

“Yanında olmana gerek yok, Victor. Bu benim savaşım.”

Victor, pes etmedi:

“Bir gün, bu savaşta yalnız olmadığını göreceksin. Sarayın gülüsü, sen güçlüsün.”

Lea hafifçe başını salladı, gözlerinde kararlılık ve kırgınlık bir aradaydı. “Zaman gösterecek,” dedi, “ama şimdi sadece görev var.”

Victor, Lea’nın kararlılığını saygıyla karşıladı ve sessizce uzaklaştı.

Lea, o gün ormana gitmek için hazırlanmaya başladı. İçinde hem umut hem korku vardı. Planı netti; ama kalbinde açılan yara henüz kapanmamıştı.Lea, ormana doğru yürürken sarayın karmaşasından uzaklaşmanın hafifliğini hissetti. Ağaçların arasından süzülen sabah ışığı, ona az da olsa huzur veriyordu. Ama içindeki fırtına dinmemişti.

Victor, onun yanına geldiğinde sessizliği bozdu:

“Burada, doğanın içinde, herkes kendi gerçek yüzünü bulur. Sen de kendi gerçeğinle yüzleşebilirsin.”

Lea derin bir nefes aldı, gözlerini kapadı. “Gerçek… O kadar basit değil Victor. Gerçek bazen en çok acı verendir.”

Victor, onu dikkatle izledi, ardından yavaşça elini uzattı. “Yine de, her acının ardından bir umut filizlenir. Sana güveniyorum.”

Lea, onun elini tutmadı ama gözleri ona karşı yumuşadı. “Teşekkür ederim. Ama benim yolum farklı.”

Ormanın sessizliği içinde, iki yürek birbirine yakın ama ayrı duruyordu. Lea’nın planı vardı ve bu planın önünde ne duygu ne de insan durabilirdi.

İkisi ormanın derinliklerine doğru yürürken, bilinmezlik ve kader onları bekliyordu.Lea, ormanın sessizliğinde adımlarını ağırlaştırdı. Toprağın hafif nemli kokusu, sarayın yapay havasından sonra insana iyi gelen tek şeydi. Victor, biraz geriden yürüyor, aralarındaki mesafeyi koruyordu. Konuşmak istiyor gibiydi ama kelimeleri bulmakta zorlanıyordu.

“Lea,” dedi sonunda, sesi nazik ama kararlıydı. “Biliyorum, senin için bu sadece görev. Ama bilmiyor olabilirsin, sarayda seni izleyen gözler var. Senin güllerden, o zarif çiçeklerden hoşlandığını biliyorlar. Ve sen, sarayın gülüsün.”

Lea durdu, başını hafifçe kaldırdı. Gözleri Victor’un gözlerine takıldı, orada bir samimiyet, bir içtenlik vardı. Ama o, buna izin veremezdi.

“Gülümsemem ya da sarayın bir parçası olmam, senin düşündüğün gibi anlamlı değil,” dedi soğuk bir tonla. “Ben buradayım çünkü bu benim görevim. Başka bir şey yok.”

Victor, adımlarını hızlandırdı, yanına geldi ve yumuşak bir sesle devam etti:

“Ama bazen, görevlerimizi yerine getirirken kendimizi unuturuz. Ve bazen, görev dediğimiz şeyler aslında kalbimizi esir alır. Sen de buna benziyorsun, Lea. Bu sarayın gülü olmak zorunda değilsin.”

Lea gözlerini kaçırdı, sertleşen dudaklarını araladı:

“Bu işi yapıyorum çünkü başka çarem yok. Babam, krallığımız için bunu yapmalıyım.”

Victor, hafifçe gülümsedi, ama gözlerindeki ciddiyet kaybolmadı:

“Anlıyorum. Ama unutmamalısın ki, gerçek güç yalnızca tahtta değil, kalpte saklıdır. Senin gücün, sadece sarayın duvarları arasında değil.”

Lea, içindeki karışıklığı bastırmaya çalışarak başını salladı. “Belki de bu yüzden birbirimizi anlamıyoruz.”

Victor bir adım daha yaklaştı, gözleri kararlıydı:

“Belki de… Ama ben pes etmeyeceğim.”

O an, ormanın huzuru içinde aralarında kırılgan bir bağ oluştu. Lea, kendi planına sımsıkı tutunurken, Victor onun kalbindeki bu zayıf yumuşaklığı fark etmişti. Her ne kadar görevler, ihanetler ve entrikalar onları ayırmaya çalışsa da, o an her şey mümkün görünüyordu.

Bir süre sessizlik oldu. Ardından Victor, “Yarın sabah tekrar buluşalım,” dedi.

Lea ona baktı, gözlerinde kararlılık ve biraz da kırgınlık vardı.

“Tamam,” dedi fısıldar gibi.

Victor dönüp uzaklaştı. Lea ise ormanın derinliklerine doğru yürümeye devam etti. İçinde fırtınalar koparken, bu küçük anın değerini biliyordu. Ama görev onu bekliyordu, ve görev aşkın önüne geçmişti.Lea, ormanın derin sessizliği içinde adımlarını yavaşlattı. Toprağın hafifçe nemli kokusu, sarayın soğuk taş duvarlarından sonra sanki başka bir dünyaya ait gibiydi. Gözlerini yere dikti; içindeki fırtınalar dışarıya asla yansımamalıydı. Görevini unutmamalıydı. Aklında babasının sert sesi, krallığın geleceği ve kendi sorumluluğu vardı.

Victor, birkaç adım geriden sessizce takip ediyordu. Konuşmayı açmak için doğru anı kolluyordu ama Lea'nın soğuk duruşu onu tereddüte düşürüyordu. En sonunda cesaretini topladı.

“Lea,” dedi, sesi neredeyse rüzgarın hafif uğultusu kadar sessizdi ama kelimeleri güçlüydü. “Biliyorum sen bu iş için buradasın, görevini yapıyorsun. Ama bilmeni isterim ki, sarayda kimse senin gibi değil. Sen, sarayın gülüsün.”

Lea başını kaldırdı, Victor’a baktı. Gözlerinde bir anda karmaşık duygular belirdi; şaşkınlık, korku ve belki de kırılgan bir umut vardı. Ama hemen kapandı, sesinde soğukluk vardı:

“Gülüsün olmak kolay değil. Bu sarayda kalmak, bu maskeyi takmak zorundayım. Bu sadece görev. Benim başka bir seçeneğim yok.”

Victor biraz daha yaklaştı, sesi yumuşadı:

“Biliyorum. Ama bazen görev dediğimiz şey kalbimizi hapseder, duygularımızı zincirler. Sen de böyle görünüyorsun, Lea. Her zaman güçlü ve mesafeli, ama içinde bir yerlerde kırılganlığın saklı.”

Lea gözlerini kaçırdı, sert bir nefes aldı:

“Beni tanıdığını sanma. Ben buradayım çünkü babam ve krallık için bunu yapmak zorundayım. Bu işi bırakamam.”

Victor hafifçe gülümsedi, gözlerindeki kararlılık kaybolmadı:

“Gerçek güç sadece tahta sahip olmaktan değil, yüreğinde taşıdıklarından gelir. Senin gücün, sarayın soğuk duvarlarının çok ötesinde.”

Lea’nın dudakları kıvrıldı, ama bu bir gülümseme değil, adeta içindeki acıyı gizleme çabasıydı:

“Belki de bu yüzden birbirimizi anlayamıyoruz.”

Victor adım attı, bakışlarıyla onu esir aldı:

“Ben vazgeçmeyeceğim, Lea. Senin kalbini kazanmak için savaşacağım.”

Ormanın sessizliği içinde aralarında kırılgan ama gerçek bir bağ oluştu. Lea, içindeki buzları biraz eritmişti ama planından vazgeçmeyecekti. Görev, aşkın önündeydi. O anın büyüsü içinde, iki farklı dünya arasında ince bir çizgi vardı.

Bir süre sessizlik oldu. Sonra Victor, hafifçe,

“Yarın sabah yine burada buluşalım,” dedi.

Lea gözlerini ona dikti, içindeki kararlılık ve kırgınlık bir aradaydı.

“Tamam,” dedi fısıltıyla.

Victor döndü, adımları yavaşça uzaklaştı. Lea ise ormanın derinliklerine doğru yürüdü. İçinde bir fırtına koparken, o küçük anın kıymetini biliyordu. Ama görev onu bekliyordu; aşk, en azından şimdilik, bir lüks olamazdı.Lea, o sabah erkenden uyandı. Gecenin sessizliği içinde kalbinin hızlı atışını bastırmaya çalıştı. Sarayın soğuk duvarları, Victor’un sözleri ve kendi kararlılığı arasında sıkışmıştı. Görev ne kadar ağırsa, içindeki çelişki de o kadar derindi.

Hazırlıklarını hızlıca tamamladı ve sarayın avlusuna indi. Hava hâlâ serindi, kuş sesleri uzaktan duyuluyordu. Victor, tam söz verdiği gibi orada, ağaçların gölgesinde bekliyordu. Bakışları hemen Lea’yı buldu.

“Günaydın,” dedi sessizce.

Lea kısa bir baş selamı verdi. “Günaydın.”

Aralarındaki mesafe biraz azalmıştı ama duvarlar hâlâ vardı. Victor, dikkatle Lea’ya yaklaştı ve söyledi:

“Biliyorum, içinde fırtınalar var. Ama burası, bu anlar, belki senin için bir kaçış olabilir.”

Lea, gözlerini ormana çevirdi. “Kaçış değil. Bu görev.”

Victor omzunu hafifçe salladı. “Bazen görev dediğimiz şey, gerçekten kalbimizi hapsetmekten başka bir şey değildir. Ama yine de, anlamaya çalışacağım.”

Bir süre sessizlik oldu, sonra Victor devam etti:

“Bu sarayın içinde, senin gibi birinin olması bir şans. Sarayın gülü olmak zor, ama sen bu rolü taşıyorsun. Beni anlamanı istemem, sadece yanında olduğumu bilmeni.”

Lea, gözlerindeki yaşları zor tuttu. “Sen de benim için çok şey ifade ediyorsun. Ama duygularımı bastırmam gerek.”

Victor bir adım daha attı. “O zaman sana söz veriyorum, sabırlı olacağım. Ama bir gün, sen de kendine izin vereceksin. Gülüşünün anlamını.”

Lea, derin bir nefes aldı. İçinde yaşadığı çelişkinin ağırlığı, Victor’un sözleriyle biraz daha hafifledi. Ancak planı ve görev bilinci dimdik duruyordu.

“Yarın görüşürüz,” dedi, arkasını dönerek.

Victor hafifçe gülümsedi ve elini kaldırdı: “Sarayın gülü.”

Lea, sessizce gülümsedi ve yürüyerek sarayın içine doğru döndü. İçinde hem umut hem de kararlılık vardı. Her şey yolunda gitmeli, ama kalbinin sesini de duymalıydı. Ama şimdilik, her şey görev içindi.Lea, sonraki günlerde sarayın içinde Victor’la geçirdiği anları düşündükçe, kalbindeki buz yavaş yavaş eriyordu. Gözlerine yansıyan o gülümseme, sessizce dokunan o el, ardında bıraktığı sıcaklık… Tüm bunlar, görevden çok daha fazlası olmuştu artık.

Gündüzleri toplantılar, saray işleyişi ve raporlar arasında kaybolurken; geceleri Victor’un sözleri, tebessümü ve varlığı zihninde yankılanıyordu. Duygularını bastırmaya çalıştıkça, daha da büyüyordu içinde.

Bir sabah, avluda Victor’la karşılaştıklarında göz göze geldiler. Bu kez aralarındaki mesafe azalmıştı. Victor hafifçe yana eğildi ve:

“Sarayın gülü, bugün gülüşün daha bir parlak,” dedi.

Lea’nın yüzüne utangaç ama içten bir tebessüm yayıldı.

“Belki de ben… biraz değişiyorum,” diye itiraf etti fısıltıyla.

Victor, onun elini nazikçe tuttu. “İzin ver kendine. Görev dışı, belki bu senin yeni gücün olur.”

Lea, o an her şeyin mümkün olduğunu düşündü. Belki de kalbini kapamak zorunda değildi.Lea, o gün sarayın bahçesinde Victor ile buluştuğunda, içinde taşıdığı soğukluk yerini hafif bir sıcaklığa bırakmıştı. Gözleri, ona karşı hissettiklerini artık gizleyemiyordu.

“Bugün çok güzel görünüyorsun,” dedi Victor, gözlerini Lea’dan kaçırmadan.

Lea hafifçe gülümsedi, çekingen ama samimiydi. “Senin yanında öyle hissetmek mümkün.”

İkisi yavaşça sarayın avlusunda yürüdüler. Her adımda aralarındaki mesafe azaldı, sessizlik içinde bile bir bağ vardı.

“Biliyorum, görevimiz var, ama seni düşündüğümde her şey biraz daha anlam kazanıyor,” dedi Victor.

Lea durdu, derin bir nefes aldı. “Victor, bunu saklayamam artık. Kalbim… kalbim sana ait.”

Victor, karşılık verdi: “Ve ben, sana. Bunu bilmeni istedim.”

İki beden bir anlığına yakınlaştı ve dudakları buluştu.

O an, sarayın soğuk duvarları arasında küçük bir ateş yandı; iki yalnız ruh birbirini bulmuştu.Lea, Victor’la geçirdiği anların etkisiyle yürürken, kalbindeki buz katmanı yavaş yavaş çözülüyordu. Sarayın sessiz koridorları, onların fısıltılarını taşıyordu artık. Her bakış, her dokunuş aralarındaki mesafeyi eritirken, Lea kendini daha önce hiç hissetmediği bir huzurun içinde buldu.

“Lea,” dedi Victor, sesini alçaltarak, “biliyorum her şey kolay değil. Ama yanımda olduğunda, dünyanın yükü hafifliyor.”

Lea gözlerini ona çevirdi. “Seninle olmak… görevimi unutmak gibi. Ama bunu unutamam. Bu kalbimi yakan bir ağırlık.”

Victor ellerini nazikçe tuttu. “Görevimiz var evet, ama biz de insanız. Kalbimiz var. Ve ben, kalbimin sesini duyuyorum. Senin sesini.”

Lea, Victor’un ellerini sıkıca kavradı. “Biliyorum. Ben de… Seni seviyorum.”

Victor’un yüzünde hafif bir tebessüm yayıldı. “Ben de seni. Sarayın gülü, artık yalnız değilsin.”

Birbirlerine daha da yakınlaştılar, dudakları buluştu. O an, sarayın soğuk duvarları bile ısındı sanki.

Lea, Victor’un kollarında kendini güvende hissetti. Artık yalnız değildi.

Lea, ertesi gün sarayın bahçesinde Victor’la buluştuğunda, gözlerindeki ışık yeni bir umut taşıyordu. Gündüzün telaşı içinde hissettiği karışıklık, onun yanında huzura dönüşmüştü.

Victor, “Sarayın gülü,” dedi, “gülüşün her gün daha da güzelleşiyor.”

Lea utangaç bir şekilde gülümsedi. “Belki de kalbim sana açılmaya başladı.”

Victor hafifçe yana eğildi, “İzin ver kendine, Lea. Aşk, görevden daha güçlüdür bazen.”

Lea, günler geçtikçe Victor’la geçirdiği vakitlerde büyüyen sevgisini saklayamaz hale gelmişti. Sarayın içinde gizli bakışmalar, sessiz sözler ve kısıtlı dokunuşlar arasında kalbini ona açtı. Bu aşk, görev bilincine rağmen büyüyordu.Lea, o gün sarayın kütüphanesinde çalışırken, aklı sürekli Victor’daydı. Kitapların arasında parlayan gözleri, sarayın soğuk taş duvarlarından çok daha sıcak bir dünyaya ait gibiydi. Her düşüncesinde Victor’un sözleri, dokunuşları yankılanıyordu.

Birden kapı hafifçe açıldı ve Victor sessizce içeri girdi. Lea başını kaldırdı, gözleri buluştu. Aralarındaki sessizlik, artık kelimeler olmadan da anlaşılan bir bağ halini almıştı.

Victor yaklaşarak hafifçe fısıldadı:

“Lea, sana olan hislerimi gizlemek artık mümkün değil. Seninle her an, başka bir dünyadayım.”

Lea gözlerini kapattı, kalbi hızla atıyordu. “Ben de… seni seviyorum, Victor. Bu hisler bazen korkutuyor ama… gerçek.”

Victor elini uzattı, nazikçe tuttu Lea’nın elini. “Birlikte olacağız, ne olursa olsun. Bu saray, bu görev, artık seninle anlam buluyor.”

Lea hafifçe başını eğdi, “Biliyorum. Ama yine de bu aşk, yükümü artırıyor.”

Victor gözlerinde kararlılıkla, “Yükünü paylaşacağım. Sana güç vereceğim.”

O an sarayın soğuk koridorları bile onların aşkının sıcaklığını taşıyor gibiydi. Lea, Victor’un yanında kendini ilk defa gerçekten özgür hissetmişti.

Lea, sonraki günlerde Victor’la gizlice buluşmayı sürdürdü. Sarayın bahçesindeki gizli köşeler, onların sevgisinin tanığı olmuştu. Her dokunuş, her bakış aralarındaki bağı daha da kuvvetlendiriyordu.

Bir akşam, yıldızların altında Victor tekrar yanındaydı.

“Sarayın gülü, bu gece kalbimi sana açıyorum,” dedi yumuşak bir sesle.

Lea gözlerini ona dikti, “Seninle olmak hayatımdaki en güzel yanı.”

Victor dudaklarını nazikçe ona dokundurdu. “Biliyorum, zor zamanlar var ama seni koruyacağım.”

Lea, o an tüm dünyaya karşı Victor’un kollarında güven buldu.Lea, sarayın sessiz koridorlarında Victor’un elini tutarken, kalbinde hem umut hem de korku vardı. Her adımda görev bilinci ve aşkın karmaşası birbirine karışıyordu. Ama o an, sadece Victor’un sıcaklığını hissetmek istiyordu.

“Biliyor musun, Lea,” dedi Victor, gözlerinin içine bakarak, “Sarayda geçirdiğin her anı, seninle paylaşmak istiyorum. Bu yükü birlikte taşımaya hazır mısın?”

Lea derin bir nefes aldı. “Hazırım, ama unutmamalısın ki, görev her şeyden önce gelir. Kalbim seni istese de, her şey kontrol altında olmalı.”

Victor hafifçe gülümsedi. “Kontrolü ben de kaybetmek istemem ama bazen kalbimizi dinlemek gerekir.”

Lea gözlerini kapadı, içindeki karışıklığı bastırmaya çalışarak, “Sana güveniyorum, Victor. Ama ikimiz için de zor olacak.”

Victor, onun saçlarını nazikçe okşadı. “Zor olacak ama birlikte aşacağız. Sen sarayın gülü, ben de seni koruyacak olanım.”

Lea’nın kalbinde yeni bir güç doğuyordu. Bu güç, sadece görevden değil, sevgiden de besleniyordu. Ve bu güç, ona her geçen gün daha fazla cesaret veriyordu.

Sarayın bahçesinde, gün batımının kızıllığı altında Victor ve Lea’nın siluetleri, birbirlerine olan bağlılıklarının sessiz bir kanıtı gibiydi. Lea, Victor’un gözlerine baktığında, içinde büyüyen duyguların sınırlarını zorluyordu.

“Belki de bu saray, sadece bir görev yeri değil. Aynı zamanda kalbimizin sığınağı,” diye fısıldadı Lea.

Victor gülümsedi, “Evet, ve bu sığınakta seninle birlikte olmak en büyük şansım.”

Lea’nın yüzünde umut dolu bir ifade belirdi. İçinde fırtınalar kopsa da, o an her şey biraz daha anlam kazanmıştı.

Bu duygusal ve içsel çatışmalarla dolu anlar, Lea ve Victor’un aşkının güçlendiği ve birlikte yol aldıkları günlerin başlangıcıydı.Lea, o sabah erkenden kalktı. Sarayın ağır sessizliği içinde kalbinin ritmi hızlanıyordu. Görev ne kadar baskı kuruyorsa, içindeki duygular da o kadar büyüyordu. Victor’un yanında geçirdiği anlar, onun için artık sadece bir teselli değil, umuttu.

Günün ilk ışıklarıyla birlikte sarayın bahçesine indi. Ağaçların gölgesinde Victor bekliyordu; gözlerinde geçen gecenin sıcaklığı vardı. Sessizce yanına yaklaştı.

“Günaydın,” dedi Victor, sesi her zamankinden yumuşaktı.

Lea hafifçe başını eğdi. “Günaydın.”

Bir süre sadece birbirlerine baktılar; kelimeler anlamsızdı bu an için. Sonra Victor hafifçe elini uzattı ve Lea’nın elini tuttu.

“Lea, seninle olmak… bu sarayın en değerli anı oldu benim için. Senin yanında, bu görev biraz daha katlanılır hale geliyor.”

Lea gözlerini kaçırdı, kalbi hem mutluluk hem suçlulukla çarpıyordu. “Victor, biliyorum… Ama hala korkuyorum. Görev, bizi zorlayacak.”

Victor dudaklarında hafif bir tebessümle, “Aşk her zaman zordur. Ama bazen, en zor olan şey, en değerlisidir.”

Lea başını kaldırdı, gözlerine baktı. “Ben… sana aşık oldum.”

Sarayda yankılanan kelimeler, içlerindeki fırtınayı büyüttü. Victor, nazikçe yana eğildi ve Lea’nın saçlarından birkaç tutamı yana attı.

“Ben de sana,” dedi.

O an, dünya sadece ikisinin etrafında dönüyordu. İkisi de geleceğin belirsizliğini unuttu, sadece o anın sıcaklığında kayboldular.

Birkaç gün boyunca sarayın koridorlarında, bahçelerinde birlikte geçirdikleri zamanlar Lea’nın yüreğine hem huzur hem de sancı getirdi. Her gülüş, her dokunuş, içinde büyüyen aşka küçük bir pencere açıyordu.

Ama Lea, babasının gözlerinin üzerlerinde olabileceğini hissetmeye başlamıştı. Bu durum, görev bilincinin yanında aşkın sancılarını da büyütüyordu.

Lea, yalnız kaldığı bir akşamüstü, düşüncelere daldı. “Kalbimle aklım arasında böyle bir savaş olmamalı,” diye fısıldadı kendi kendine.

Victor, o sırada yanına geldi ve elini tuttu. “Ne olursa olsun, yanında olacağım.”

Lea gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve fısıldadı: “Teşekkür ederim.”Lea, sarayın sessiz koridorlarında yürürken, Victor’la geçirdiği son anları düşündü. O anların sıcaklığı içini hem ısıtıyor hem de sızlatıyordu. Görev ona her şeyi unutturacak kadar ağırdı, ama Victor’la yaşadığı duygular, bazen gölgesi gibi peşinden geliyordu.

Bahçeye ulaştığında, Victor çoktan oradaydı. Göz göze geldiklerinde, aralarındaki mesafe biraz daha azalmıştı. Victor, Lea’nın elini nazikçe tuttu.

“Bugün birlikte bir yürüyüş yapalım,” dedi.

Lea, kalbinin hızlandığını hissederek başını hafifçe salladı.

İkili, sarayın geniş bahçesinde sessizce yürüdüler. Rüzgar ağaçların yapraklarını hışırdatıyor, kuşların cıvıltısı sessizliği dengeliyordu. Victor, bir an durdu ve Lea’ya baktı:

“Lea… Seninle geçirdiğim her an, bu sarayın soğuk duvarlarının arasındaki en sıcak an. Biliyorum, görev seni zorlayacak ama bilmeni isterim ki, yanındayım.”

Lea, gözlerinde biriken yaşlarla karşılık verdi:

“Victor… Ben sana karşı ne hissettiğimi biliyorum. Ama bunu kabul etmek ve yaşamak, görevimi unutturacak.”

Victor hafifçe gülümsedi:

“Görevini unutmanı istemiyorum, sadece yanında olmayı… Belki aşkımız, bu yükü biraz hafifletir.”

Lea derin bir nefes aldı. “Seninle olduğumda, kendimi daha güçlü hissediyorum. Ama aynı zamanda da daha kırılgan.”

Victor elini daha sıkıca tuttu:

“Kırılganlık, güçsüzlük değil, insan olmaktır. Sana bunu göstermek istiyorum.”

Lea başını hafifçe eğdi, kalbindeki fırtınalar arasında küçük bir sükunet bulmuş gibiydi.

O gün, sarayın bahçesinde başlayan aşkları, içlerinde büyüyen umutla birlikte yeni bir boyut kazandı. Ancak Lea’nın içinde hala görev ve aşk arasında giden savaş devam ediyordu.

Birkaç gün boyunca, Lea ve Victor sarayın gizli köşelerinde buluştular. Konuşmaları derinleşti, hayalleri paylaştılar. Ancak Lea’nın yüzünde bazen kararsızlık ve korku belirdi.

Bir gece, Victor, Lea’nın ellerini tutarken, gözlerine baktı:

“Lea, bana güven. Birlikte her şeyi aşabiliriz.”

Lea, gözlerinden süzülen birkaç damla yaşla fısıldadı:

“Senin yanında olmak istiyorum, ama görevimi asla unutmamalıyım.”

Victor onu sıkıca sardı:

“O görev senin kalbinden kopmasın.”

Lea, sarayın içinde ilerlerken artık başka bir kadın olmuştu. Görevine bağlıydı ama içinde büyüyen aşk, onu zorluyordu. Kalbinde iki ateş yanıyordu; biri krallık için, diğeri ise Victor için.

Ve böylece, 12. bölüm Lea’nın aşkını açık ettiği ve duygularının yoğunlaştığı anlarla devam etti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.