Peri'nin odası turuncu ve beyaza boyalıydı. Beyaz gövdeli genişçe yatak, odanın solundaydı ve üzerinde şişkin yatak örtüleri vardı. Beş yastık da denkleme girince bir hayli konforlu görünmüştü Eylem'in gözüne. Yatak başının dayandığı duvara tablolar asılmıştı, her birinin rengi oldukça canlıydı. Birinde turuncu renk ve baloncukları hatırlatan fontlarla 'Havalı ol!' yazıyordu. Diğerinde zarif bir kır çiçeği fotoğraflanmıştı. Bir diğerindeyse Peri'nin resmi vardı.
Yatağın sağ yanında yaprakları geniş ve açık yeşil renk bir çiçek devleşmişti. Çiçeklerin yerini sevmesi önemliydi ve muhtemelen bu oda, güneş ışığından yeteri kadar faydalanıyordu. Çiçeğin yanında kırık beyaza boyalı bir kitaplık vardı. Bolca kutu içeren raflar kitap yönünden ise noksandı. Kapının tam karşısındaki duvarı boydan boya kaplayan camdan ise nefis bir doğa manzarası izleniyor olmalıydı. Pencere önünde beyaz minderli bir oturma alanı vardı ve minderin ortası çöktüğü için Eylem, Peri'nin vaktini çoğunlukla burada geçirdiğini hesapladı. Manzara teorisi de buna dayanıyordu, çünkü gecenin bu saatinde karanlık ve odanın yansıması dışında pek bir şey göremiyordu.
Dejavu hissi... Çürük kolları hatırladığı an ürpermişti.
Odanın ortasına gelince durdu, yumuşak halı ayak parmaklarını gıdıklıyordu. Sessizliği yudumladı. Farklı bir enerjiyi hissetmeye çalıştı. Hiçbir şey yoktu, sadece yoğun bir boşluk. Tam alt kattaydım, diye düşündü. Peri'nin odasının izdüşümü. Bana görünen şey habis bir varlık mıydı yoksa arayış içindeki bir ruh mu? Hissettiği kötü duyguyu anımsadı. "Çürük şey, nesin sen?"
Yatağı tam karşısına almıştı şimdi. Peri'nin güneş sarısı saçları yastığa dağılmıştı. Çilli yüzü uyku kızarıklığındaydı, göz kapakları ise hareketliydi. Rüya görüyor, diye düşündü Eylem. Kız kötü bir rüyanın pençesinde.
Biraz daha yaklaştı. Kızın şakaklarında ter damlaları belirmişti. Üzerindeki pikeye sıkıca sarılmıştı, tırnaklarını kumaşa geçirmişti resmen. "Huzurlu uykularını sana geri verebilmek için elimden ne gelirse yapacağım Peri." Eylem bu sefer de elini duvarda gezdirerek ilerledi. Yoktu. Ne enerji, ne bir ses ne de bir görü... Tam bir hiçlikti.
"Neredesin?" Havaya doğru zikretmişti kelimelerini. Ne aradığını bilmiyordu, Peri'ye ne olduğunu bile bilmiyordu ki. "Adım adım..." Kendine telkinler vermeye başladı. "Gece ortaya çıkan bir şey var; aslında gece de değil, karanlıkta. Elektriklerin kesilmesi bunu temellendirdi, Peri ışıklar altında gayet sağlıklı bir ruh halindeydi. Gördüğüm çürük beden burada paranormal olayların cereyan ettiğinin göstergesi. Karanlığı seven bir şeyi araştırmalıyız, çürüyen bir şeyi. Bunun dışında bizden gizlenen bir kardeş var ve karlar altındaki kulübe. İlk geceye göre güzel ilerleme kat ettim. Şu anki yokluk beni yolumdan döndüremez."
Peri'ye son kez baktı ve odadan çıktı. O gece başka bir yere uğramadı. Görünmek istemeyen bir şeyi kovalamak enerji israfıydı. Böylece odasına girdi, yatağa yattı ve gözlerini tavana dikti. Orada Peri'nin hayali vardı ve aynı zamanda gerçek, uyuyan bedeni. Kızı düşünerek uykuya daldı. Teoman'ı bile zihninden kovalamıştı. Bir iz peşindeyken Eylem tüm ilişkilerden soyutlanırdı. Sadece olaya odaklanır ve etrafındaki kişilerden izole olurdu. Teoman ve Özgür de bunun bilincindeydi ve Eylem kendine gelip iz sürmeye başlamışken köşelerine çekilmişlerdi.
Eylem uykunun kolları onu kucaklarken mırıldandı. "Yine de gelip beni öpebilirdi." Rüyasında Teo'yu kırık bir kalbin kovaladığını göreceğinden neredeyse emindi.
**
Sabah burnunu gıdıklayan bir şeyle uyandı.
"Günaydın uykucu." Teo'nun sesiydi bu ve genç adam elinde bir kuş tüyü tutuyordu. "Bunu bahçede buldum, bembeyaz renk baksana. Neydi o zırva, beyaz kuş tüyü iyi şeyler olacağına işaret demek miydi?"
Eylem gerinerek esnedi, uykusunu hiç alamamış gibiydi. "Zırva diye tanımlama, insanlar bana da sahtekar diyor neticede."
"Yine de seni takip etmekten vazgeçmiyorlar." Teoman kaşlarını kaldırıp tüyü parmakları arasında döndürmeye başladı. "Burada güne erken başlıyorlar. Kahvaltıyı kaçırdın."
"Nasıl ya." Eylem yataktan destek alarak oturur pozisyona geçti, uykusunda çarşafı dağıtmış, yastığın birini yere düşürmüştü. "Ben niye tüm yemekleri kaçırıyorum ki."
Teo omuz silkti. "Saat ona geliyor. Burada kahvaltı dokuzda yapılırmış. Rutin işleyiş."
"Başlayacağım rutin işlerine." Eylem ayaklanarak üstündekileri çıkardı. Pamuklu şortu yeri boylamıştı ve sutyenini ararken Teo'nun gözlerine şenlik sunduğunun farkındaydı. Diri göğüsleri arzuyla ürpermişti ve bir an için elbise arayışını noktalayarak Teo'ya doğru ilerledi. Kalçalarının avuçlandığını hissetti ve sevgilisinden arsızca bir öpücük çaldı. Her ne kadar bu zevkli ana devam etmek istese de kendini geriye çekti. Askıdaki ilk elbiseyi üzerine geçirip kabaran saçını taradı.
"Bu yaptığına kalleşlik derler." Teo'nun dudakları yarı aralıktı ve yanakları kızarmıştı. Koyu kahve saçını eliyle dağıtıp kendine gelmeye çalıştı. Eylem'i tekrar tekrar süzmeyi de ihmal etmemişti.
"Ah, İdil'in kuralları unuttun mu? Birbirimizden uzak durmalıyız." Eylem gözlerini sevecen bir ifadeyle hızlıca kırpıştırdı ve çilek rengi parlatıcısını sürerek dudaklarını renklendirdi.
"Beni kapmak için böyle bir kural koyduğuna yemin edebilirim. Benimle bir şansı olduğunu düşünüyor." Teo tüyü nihayet buruşturmuştu ve ayaklanarak pantolonunun çıkan diz yerlerini düzeltti. "Hikmet pazar alışverişi için Feride'yle birlikte kasabaya inecekmiş. Onlara eşlik edeyim diyorum. Söylentileri kovalarım."
"Tamamdır. Özgür ne yapıyor?"
"Kütüphaneyi kurcalayacakmış ve dün gece senin gruba attığın mesajları tasnifleyip onları temel alarak internette araştırma yapacak."
"O zaman görev dağılımı tamam, ben de Peri'yle dün gece hakkında konuşacağım ve İdil'i sıkıştıracağım. Kayıp kardeş hakkında bir şeyler öğrenmeyi umuyorum." Eylem göz kalemini de çektikten sonra aynada kendine son kez baktı. Sarı elbisenin içinde bronzlaşmış teni göze hoş geliyordu. Saçı sıcaktan en kıvırcık halini almıştı. "Akşam yemekten önce kütüphanede buluşalım. Yeni verileri Tozlu dosyasına ekleriz."
"Tam bir dedektif gibi konuştun."
"Teoride dedektif sayılırım. Nihayetinde kayıp izlerin peşine düşüyorum." Eylem bunları söylerken tavana tekrar göz attı.