İçeriğe geç

TOPUKLU FIRTINA

Bölüm 3 · 3 dk okuma

TOPUKLU FIRTINA

Bölüm 3

0.2

Karaca'dan

Elimdeki kağıt topunu daha da sıktım. Tüm sinirimi ufacık kağıt topundan çıkarıyordum. Bora denen insan müsveddesi ile aynı iş yerinde çalıştığım yetmezmiş gibi bir de aynı projede yer almak zorundaydım.

Proje benim kariyerimin zirvesi olacaktı, bu projede yer aldıktan sonra kendi ofisimi açabilir, kendi işimi yapabilirdim. Şu an yapamayacağım şeyleri yapabilir konuma gelecektim. Bu projede yer almak istiyordum ama o adamla değil.

Önümdeki ekrana bakıyordum, iş yapıyormuş gibi görünüyordum ama aklımda tek bir soru vardı.

Bu işi yapmalı mıyım?

Kalbim yapma diyordu ama mantığım her zamanki gibi kalbimle zıttı.

Yap diyordu.

Onun inadına yap.

Elimdeki sıkmaktan küçücük kalmış kağıt topunu masanın bir kenarına fırlattım. Başımı ellerimin arasına aldım, o kadar sinirliydim ki sinirimi neredem çıkaracağımı bilemiyordum.

"Sibel!" Diye bağırdım.

Birkaç saniye sonra odamın kapısı tıklandı ve içeriye asistanım Sibel girdi.

"Buyrun Karaca Hanım." Dedi ve ağzımdan çıkacak sözlerimi bekledi.

"Bana duble sade Türk kahvesi getirir misin? Lütfen!" Dedim ve sinirle saçlarımı karıştırdım.

Sibel 5 yıldır benimle çalışıyordu. Benim vücüduma tezat ince bir vücudu ve kısa turuncu saçları vardı. Sıska vücuduna ve kısa boyuna rağmen fiziksel gücü fazlaydı. Beni defalarca kendini bilmez müşterilerden korumuştu.

"Tabii ki Karaca Hanım." Dedi ve dışarıya çıktı.

Duble Türk kahvesi aslında benim şifremdi. Normalde günde 1 fincan Türk kahvesi içerdim ama tek seferde duble istiyorsam sinirli olduğumu anlardı ve laflarımı ikiletmezdi. Bunun gibi bir sürü şifrem vardı mesela koca bir kupa yeşil çay istemem, odaklanacağım bir iş yapacağımı ve rahatsız edilmek istemediğim anlamına geliyordu.

10 dakika sonra elinde koca bir fincan Türk kahvesi ile Sibel içeriye girdi.

"Buyrun Karaca Hanım." Dedi ve kahveyi masama bıraktı. Sonra birden yanıma gelip kollarını bana sardı. Şaşkınlıkla ağzım açıldı, tam konuşacağım sırada o konuşmaya başladı.

"İş yerinde böyle şeyleri sevmediğini biliyorum ama biz en yakın arkadaşlarız Karaca. Bir sorun olduğunda iş yerinde bile olsa bana söyle." Dedi ve çekilip yüzüme baktı.

Doğruydu, Sibel benim en yakın arkadaşımdı. Saçma kurallarım yüzünden iş yerinde bu kadar katı olmam hem ona hem de bana zarar veriyordu.

"Teşekkür ederim, Sibel." Dedim ve gülümsedim.

"Şu an sadece kahveye ve düşünmeye ihtiyacım var dedim.

"Pekala." Dedi ve odadan çıktı.

Kahve fincanının kulpundan tuttum ve havaya kaldırdım, ağzıma götürüp bir yudum alıp gözlerimi kapattım.

Onu pişman et!

Dedi içimden bir ses.

Onu bu işi yaptığına pişman et, projeden ayrılmasını sağla.

Koca fincanı tek seferde kafama dikip yanındaki suyu içtim. Ayağa kalktım, saçlarımı ve üstümü düzelttim.

"Hadi Karaca!" Diye fısıldadım ve emin adımlarla odadan çıkıp Gökhan Bey'in odasının yolunu tuttum.

Bora'dan

Masamdaki su şişesini elime aldım ve kapağını açıp şişeyi kafama diktim.

Bir şeyler yap Bora dedim içimden.

Bu proje büyük bir fırsattı hem benim hem de Karaca'nın kariyerine büyük katkı sağlayacaktı.

Hadi ama! Kim üniversitedeki salak saçma bir olay yüzünden bu projeyi reddederdi ki? 30'lu yaşlarını yarılamış insanların bunu yapması aşırı saçmaydı.

Onu ikna et dedim kendi kendime.

Bir şeyler yapmak zorundaydım ve bu tabii ki onu ikna etmek olacaktı. Tam ayağa kalkacağım sırada masamdaki telefonun sesini duydum.

Çalan telefonu 'of' diyerek açtım ve konuşmaya başladım.

"Soydan İnşaat, Bora Han Çelik ben buyrun." Dedim ve karşıdakinin konuşmasını bekledim. Telefonun karşısından Gökhan Bey'in sesini duydum.

"Karaca projeyi kabul etti. Ofisime gel de detayları görüşelim." Dedi ve telefonu kapattı.

"Nasıl ya?" Diye şaşkınlıkla fısıldadım.

Evet arkadaşlar ikinci bölümün de sonuna geldik umarım keyifle okuyorsunuzdur😻

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.