İçeriğe geç

TOPRAK ŞEHİR

Bölüm 7 · 14 dk okuma

TOPRAK ŞEHİR

Bölüm 7

Yedinci Bölüm

"Boşanırsanız eğer berdel bozulur."

"Boşanma falan yok kızım, sana yalan söylemişler."

Babamın sözleri sinir bozucu bir çan sesi gibi zihnimde çınladı. Felaket diyordu. Felaket!

"Baba... Ne diyorsun sen baba? Ferman söz verdi, boşanırız dedi baba." Durumun ciddiyetine yeni vardım. Babam haklıydı. Boşanma olursa berdel bozulurdu. Boşanma yoktu, sonsuza dek burada kalmak zorundaydım. "Ben burada yapamam baba. Bir şey yap ne olursun."

Yalvaran gözlerimle babama baktım. Bir şey yapmak zorundaydı. Beni burada bırakmazdı o.

"Üzülme kızım." Dedi annem, destek verircesine ellerimi sıkıyordu. "Biz yola çıkmadan önce Sena'yı aradık. Şimdi yoldadır zaten, akşama burada olur. Oturup boşanma işlemlerini nasıl halledeceğimizi konuşuruz."

"Dilan ne olacak anne? Bebek?"

"Baksınlar başlarının çaresine kızım. Kaçarken sana mı sormuşlar? Utanmadan bir de seni günah keçisi mi ilan etmişler! Yok öyle bir dünya. Her koyun kendi bacağından asılır."

"Baba." Dedim, hala sessiz olan babama. "Bir şey söyle. Ben burada yaşayamam baba. Ne olur bir şey yap."

"Ahmet." Dedi annem de.

Bir şeyler yanlıştı.

Babam ağzını açtı ve felaketim olan o cümleyi kurdu. "Boşanırsan sadece Ardil'le Dilan'ı değil, seni de öldürürler kızım."

Ağlamaya başladım. Lanet olsun, gerçekten lanet olsun!

Güçlü olmayı öğrenmiştim ben, bu kadar kolay pes etmemeyi. Beni yine kırmış, yine parçalamışlardı! Daha ne kadar kandırılıp aptal yerine konulacaktım? Daha ne kadar ezilecektim?

"Baba." Dedim yalvaran sesimle.

Babam beni kendisine çekti. "Tamam güzelim, tamam güzel kızım. Ağlama sen. Ben bu işi halledeceğim. Merak etme."

Babama güveniyordum ancak bu töreler, Polat aşireti... Bunların şakası yoktu. Gözlerimin önünde birini öldürmüşlerdi. Ben boşanmaya kalkarsam hiç kuşkusuz beni de öldürürlerdi. Boşanmama yardım etmeye çalıştıkları için babama neler yaparlardı Allah bilir. Ancak bu cehennemde, Ferman ağa denen o yalancıyla sonsuza dek evli kalamazdım! Bunun mümkünü yoktu.

Babamlar şimdilik Mardin'de kalacaklarını söyleyerek gitmişlerdi. Bu evlilik meselesini halledeceklerine dair güvence vermiş, en ufak bir olayda onları aramamı tembihlemişlerdi.

Onlar gider gitmez Ferman'ı aradım. Onu dedesi ve misafirleriyle beraber alt kattaki misafir odasında bulmuştum.

"Konuşmamız lazım." Dedim.

Ferman başını kaldırarak bana baktı. Kahve gözleri ağlamaktan kızarmış gözlerimi görünce irice açıldı. Kaşlarını çattı. Daha sonra misafirlerinden müsaade isteyerek benimle beraber odadan çıktı. Birlikte yatak odasına geçtik.

"Ağladın mı sen?"

"Sana tek bir şey soracağım ve bana düzgünce cevap vereceksin. Dilan'ın bebeği doğduktan sonra boşanmayacağız değil mi?"

Kaşları düz bir halde geldi. İfadesinin değişmesini an be an izlemiştim. Cevap vermemişti ama bir şey söylemesine de gerek kalmamıştı. Gözleri onun yerine konuşmuştu zaten. O an öfkem kendini belli etti ve ona bir tokat attım.

Başı savrulmadı bile. Bu beni daha da öfkelendirdi.

"Bana yalan söyledin. Beni ikinci kez kandırdın!" dedim, onun iri bedenini iterken. Yerinden kıpırdamıyordu, hareket bile etmiyordu.

"Asrın."

"Travmamı anlattım ben sana be! Kimseye sesli dile getiremediğim şeyleri sana söyledim. Hangi hakla, hangi hakla beni kandırırsın?" Gözlerim doldu, ona vurmaya onu göğsünden ittirmeye devam ediyordum. "Bana nasıl yalan söylersin?!"

"Asrın."

"Bir de aramızda saklı gizli kalmasın dedim, ne kadar aptalmışım! Nasıl da kanmışım sana. Nasıl da kandırmışsın beni. Nasıl, çok eğlendin mi? Kandırdım onu diye alay ettin mi benimle?"

Kollarımı bileklerimden yakalayarak beni göğsüne çekti ve yüzüme doğru bağırdı. "Yeter!"

Gür sesi korkutucuydu. Ancak yeterince korkutucu değil, ondan daha kötüsünü görmüştüm. Bir de haklı gibi üste çıkıyor bana bağırıyordu. Sıkı sıkı tuttuğu bileklerimi kocaman ellerinden kurtarmaya çalıştım. Zar zor bırakmıştı beni. Hızla geriye çekildim.

"Bence de yeter." Dedim, gözlerimde meydan okuyan bir bakışla. "Bu evcilik oyunu buraya kadarmış. Ben gidiyorum."

Gözlerinin içine bakarak kararımdan ne kadar emin olduğumu anlamasını sağladım. Ardından yanından geçerek valizimi aldım. Kıyafetlerimi dolaptan çıkartıp valizime doldurduğum sırada beni kolumdan yakalayarak geriye çekti.

"Hiçbir yere gitmiyorsun."

"Bırak beni. Boşanacağım senden!" Kolumu ondan kurtaramaya çalıştım ama izin vermedi. "Bırak dedim!"

"Çıkar şu boşanmayı aklından. Hiçbir yere gitmiyorsun."

Sesi durgundu ve bir o kadar da tehditkâr. Onu hiç tanımadığımı bir kez daha anlamıştım. Bana gösterdiği bu yüzü ona yakışıyordu. Ağa olan Ferman korkutucuydu. Fakat ondan korkmuyordum. Köprüyü geçmeden önce iyi yüzünü ve geçtikten sonra kötü yüzünü gösteren başka birini daha tanıyordum.

Ferman'ın Liam'dan farklı olabileceğini düşünmek benim hatamdı.

"Bırak beni Ferman. Bu saatten sonra ne Dilan umurumda, ne Ardil. Ne de-"

O günahsız sabinin doğup büyümesini çok isterdim ama bu işi başlarına kendileri örmüştü. Annemin de dediği gibi kendileri halletmeliydi.

"Ben seninle bebek doğana kadar evli kalmayı anlaşmıştım. Şimdi kendi başının çaresine kendin bakacaksın çünkü ben artık yokum. Ne yapıyorsan yap, umurumda bile değil."

"Gitmiyorsun dedim Asrın!"

Beni kolumdan tuttuğu gibi yatağa götürüp bir çuval gitti fırlattı ve sonrada odadan çıktı. Hemen ardından kapının kilitlenme sesini duymuştum. Koşarak kapıyı açmaya çalıştım, yumrukladım.

"Ferman aç şu kapıyı."

"Ben söyleyene kadar bu odadan çıkmayacaksın." Dedi kapının arkasından.

"Ferman aç kapıyı. Bak, beni delirtme aç şu kapıyı!" Ses gelmedi. Avuçlarımı kapıya vurdum. "Ferman!"

Gitmişti. Beni bir mal gibi buraya kilitleyip gitmişti... Bunu bana yapmıştı. Beni babaannem gibi bir odaya kilitlemiş ardına bile bakmadan gitmişti.

"Ferman!" dedim bir kez daha. Ses gelmedikçe kafayı yiyordum. "Ferman aç dedim sana, aç şu kapıyı!"

Açmıyordu. Açmayacaktı.

"FERMAN!!"

Ağlamamalıydım! Bu ağa bozuntusu yüzünden ağlamayacaktım.

Telefon! Annemleri arayıp olanları anlatmalıydım. Onlar ne yapacaklarını bilirlerdi, onlar beni kurtarırdı. Hızlıca telefonumu elime alıp babamı aradım. Ona Ferman'ın beni odaya kilitlediğini ve beni kurtarmalarını söyledim.

Gelmelerini beklemek zulüm gibiydi. Saatler geçmek bilmiyordu ve düşüncelerim düğüm olmuş bir ip gibi birbirine girmişti. Buradan gitmek istiyordum ancak o boşanma davasını açtığımda bana ne olacaktı? En önemlisi o bebeğe ne olacaktı? Ardil'le Dilan bir kez kaçmaya çalışmış ve başaramamışlardı. İkinci defa hiç şansları yoktu. Bebeği öldüreceklerdi. Boşanmak istediğim için beni de sağ bırakmayacaklardı.

Kardeşini çok sevdiğini söyleyen, onun için hem kendi hayatını ve hem benimkini mahveden o ağa müsveddesi bakalım şimdi ne yapacaktı? Kız kardeşini karnında bebeğiyle beraber öldürecek miydi?

Bana ne yapacaktı?

Bana hiçbir şey yapamazdı! Bir kez daha kaderimin bir erkek tarafından yönetilmesine izin vermeyecektim.

Ona bu kadar kolay nasıl kanabilirdim aklım almıyordu! Bir de hediyeler alarak gözümü yıkamaya çalışmıştı. Parmağımda parıldayan altın yüzüğe baktım. O pislik adamın yüzüğünü parmağımda taşımak istemiyordum artık.

Yüzüğü çıkartarak komodinin üzerine koydum. O sırada aşağıdan siren sesi gelmeye başladı. Babamlar gelmişti işte!

Hızla kapıya koştum ve yumruklamaya başladım. "Kimse yok mu? Açın şu kapıyı artık. Beni daha fazla burada tutamazsınız."

Gelen giden kimse yoktu. Pencerenin önüne koşarak ses var mı diye dinlemeye çalıştım ama nafile. Üçüncü kattaydım ve buradan hiçbir şey duyulmuyordu. Ama polis gelmişti değil mi? Beni burada bırakmazlardı.

Düşünmekten kafayı yediğim sırada kapımın kilidi döndü. Gelen Hatice'ydi. Mahcup olmuş bir ifadeyle önümde eğilip bükülüyordu, yüzüme bakamıyordu. Şimdilik onunla uğraşamazdım.

Yanından geçip gideceğim sırada bir kadın çıktı önüme. Şeyma'nın annesi, Ferman halasıydı. Kısa boyluca tombul bir kadındı. Gözlerinde ki ateşin hedefi ise yalnızca bendim.

"Bana bak gelin hanım. Eğer aşağıda jandarmalara ağzını açıp tek kelime edersen seni kendi ellerimle öldürürüm..." Dedi, işaret parmağını yüzüme doğrultarak beni tehdit ediyordu. "Bir yeğenimi daha kaybetmeye heç niyetim yok. Anladın?"

Bu kadın hangi hakla karşıma geçip beni tehdit ediyor anlamıyordum ama onunla şimdi uğraşamazdım.

Koşar adımlarla avluya çıkan merdivenleri indiğim sırada jandarmaları görmemle adımlarımı yavaşlatmam bir olmuştu. Yanıp sönen kırmızı mavi ışıklar avluyu aydınlatıyordu. Annem, babam ve Sena buradalardı. Onların hemen karşılarında dimdik duran Ferman vardı. Meraklı aile üyeleri de yanındaydı.

"Kızım!"

Annem koşarak boynuma sarıldı. Babam öfkeden kudurmuş bir haldeydi ve odağı yalnızca Ferman'dı.

"Hayırlı akşamlar Asrın Hanım." Dedi komutan.

Annemden ayrılır ayrılmaz yanlarına doğru yürürdüm. Sena'ya bir bakış atarak komutana döndüm.

"Zorla tutulduğunuza dair bir ihbar aldık. Ferman ağa iyi adamdır, pek ihmal vermedim açıkçası ancak avukat hanım ısrar edince bir de sizden duyalım istedik. Asrın Hanım, burada zorla mı tutuluyorsunuz?"

Zorla bir odaya kapatılmış mıydım? Evet. Ancak evlenmeyi ben seçmiştim. Durum böyleyken jandarma hiçbir şey yapamazdı. O çukura bile isteye kendim girmiştim ve yalnızca kendim çıkabilirdim.

Az önce tehdit edilmiştim. O boşanma davasını açarsam yalnızca benim değil iki insanın canı daha tehlikedeydi. Bebekten bahsetmiyordum bile. Liam'ın bana yaptıklarını hatırlıyordum. Ona olan sevgimi kullanmış ve beni manipülasyonlarıyla mahvetmişti. Her şeyi sineye çeken, kaderine razı gelmeye çalışan o zayıf kadın olmak istemiyordum artık. Ben de savaşmak istiyordum, oynadıkları oyunu oynamak istiyordum. O yüzden şimdilik olmamı istedikleri o kız olacaktım.

"Zorla tutulma gibi bir durum yok. Kavga ettik, evet ama karı koca arasında olur böyle şeyler değil mi?" Yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirerek bana kafa karışıklığıyla bakan Ferman'a baktım. Bu oyunu yalnızca iki kişi oynayabilirdi.

"Kızım iyi misin sen? Ne diyorsun!"

Babam elini gelişi güzel kaldırarak bana doğru adımladı.

Geri adım atmadım. Bu ailemi karşıma alacağım anlamına gelirse bile geride durmayacaktım artık. Ferman'ın yanında geçtim. "Ben bir anlık öfkeyle ailemi aradım. Onlar da telaşlanmışlar tabii. Kusura bakmayın lütfen, sizi buralara kadar yorduk."

Komutan, Ferman'a baktıktan sonra bir sorun olmadığını anlayarak konaktan ayrılmıştı. Babam kaşlarını çatmış anlamayan bakışlarıyla bana bakıyordu. Yanındaki annem de ondan farksızdı.

"Ne diyorsun kızım sen, ha? Sen aramadın mı bizi, baba gelin beni kurtarın demedin mi? Şimdi ne değişti de böyle söylüyorsun?"

Babam haklıydı ama diğerlerinin önünde ona bir şey söyleyemezdim.

Babam sessizliğimin arkasında bir neden olduğunu anlamış gibi Ferman'a ve diğerlerine baktı. "Tehdit mi ediyorsunuz siz benim kızımı?"

"İleri gidiyorsunuz." Dedi Ferman, birkaç adım önüme çıktı.

"Sen karışma." Dedi annem. "Biz kızımızla konuşuyoruz, seni ilgilendiren bir şey yok."

Annem bile sesini yükseltmeye başladıysa sorun vardır demektir, çünkü annem benim gördüğüm en sessiz kadındır. Bu meselenin büyümesini asla istemezdim fakat bana başka çare bırakmamışlardı. Ayaklarımın üzerinde durmam için bu gerekliydi.

"Kızınız benim nikâhlı karım." Dedi Ferman. "Artık onu ilgilendiren her şey beni de ilgilendirir."

Ses tonu baskıcıydı ve aynı zamanda korumacıydı da. Bana söylediği yalanları, beni bir odaya kapatması olmasaydı bu hareketi kalbimi tekletirdi ama şimdi midemi bulandırıyordu. Ferman yalnızca ağalığını yerine getiriyordu. İtibarını koruyordu.

"Nereden karın oluyor senin? Kızımı kandırıp karın yapmışsın-"

"Baba." Dedim araya girerek. Yanlarına yaklaştım, "Ben iyiyim baba, anne. Siz şimdi gidin, yarın yanınıza geleceğim. O zaman konuşuruz."

"Kızım." Babam itiraz edecek gibi olunca, izin vermedim.

"Lütfen baba."

Babam beni kırmazdı, şimdi de kırmıyordu. Omuzumuz üzerinden öfkeyle Ferman'a baktı. Ardından başını iki yana sallayarak bana döndü. "Yarın konuşacağız." Dedi.

Annem ve babam gittiğinde sakince bir soluk aldık. Sena yanıma gelerek boynuma sarıldı. Ben de çok özlediğim kuzenime sarıldım. Benden iki yaş büyük olan teyzemin kızı avukattı. En yakın arkadaşım olmakla birlikte bir de aile avukatımızdı.

"İyi misin?"

Başımı sallayarak cevap verdim. "İyiyim." Dedim.

Sena'nın bakışları yanımdaki uzun adama kaydı. Sena korkusuzdu, dik başlıydı. Laflarını esirgemeden söylerdi. "Bak, eğer sana kötü davranıyorlarsa bana söyle. Aile içi şiddetli geçimsizlikten dava açabiliriz."

"Avukat hanım!" dedi Ferman'ın dedesi. Dedem gibi bastonunu yere vurdu.

Sena işinde yüzlercesiyle karşılaştığını söyleyen bir yüz ifadesiyle ona döndü. "Bakın beyefendi. Ben yalnızca Asrın'ın kuzeni değil aynı zamanda avukatıyım da. Şu anda kuzeni olarak burada bulunuyorum ve inanın bana avukatıyla tanışmak istemezsiniz."

Onun bu cesaretine hayrandım ve çoğu zaman kıskanıyordum da. O benden daha güçlü bir kadındı.

"Sena." Dedim, "Ben iyiyim. Halledemeyeceğim bir sorun yok, olursa ilk seni ararım zaten merak etme."

Başını salladı. "Şimdilik buradayım. Bu meseleyi de yarın konuşacağız."

"Tamam." Dedim. Ona veda ettikten sonra gitmişti.

Yarın onlarla konuştuğumda beni anlayacaklarını umuyordum. Şimdilik bu meseleyi en az hasarla atlattığım için seviniyordum. Ya da ben öyle düşünmüştüm çünkü Ferman'ın dedesinin başka bir fikri vardı.

"Gelin hanım! Bu ne demek oluyor?" diye bağırdı. Bana doğru yürüyerek bastonunu sinirle yere vurdu. "Jandarmaların bizim konakta ne işi var, hemen cevap ver!"

"Torununuz beni odaya kapatmasaydı, bugün jandarmalar burada olmazdı."

"Torunum seni o odaya kapattıysa vardır bir bildiği."

Gülümsedim. Bunlar dedemin evindekilerden daha beterdi. Ancak eskisi gibi köşeme sinip oturmayacaktım. Neyi hak ediyorlarsa onu alacaklardı. Rahat bir tavırla kollarımı göğsümde bağladım. "Doğru, var bir bildiği. Hatta ben size söyleyeyim ne biliyor." Bakışlarımı Ferman'a çevirdim. Ona meydan okuduğumu anlamış ve yapmamam için başını yavaşça iki yana sallıyordu. Ama yapacaktım. Bundan sonra yapmaman gereken ne varsa yapacaktım. Ve yaptım da. "Dilan hamile."

Hepsi şaşırdı. Kıymetlileri onları ezip geçmişti. Bunu öğrenmek zor olsa gerekti.

Fakat benim asıl merak ettiğim Ferman'ın tepkisiydi. Benden böyle bir hareketi beklemediğini o kadar belli ediyordu ki ifadesi hoşuma bile gitmişti. Yeri olmasa şuracıkta kahkaha atabilirdim.

"Asrın." Dedi sıktığı dişlerinin arasından.

"Dilan evlenmeden önce hamileydi. Ben berdeli kabul etmeyince sizin torununuz bebeği bahane ederek benimle bir anlaşma yaptı. Bebek doğduktan sonra boşanacaktık." Gözlerimi kısarak ona baktım ve devam ettim. "Bana yalan söylemiş. Bunu öğrendiğimde de beni odaya kapattı. Yani sizin anlayacağız ben bu evliliğe rıza göstermedim, Ferman beni kandırdı! Ama ilk fırsatta boşanacağım ondan! Duydunuz mu beni?"

Devam etmeyi, tıpkı bana yaptıkları gibi onları kelimelerimle mahvetmeyi çok isterdim ama Şeyma "Dede!" diye bağırmıştı.

Ferman'ın dedesi –adını hala bilmiyordum- kalbini tutarak geriye doğru yalpalandı. Ferman amcalarıyla beraber dedesine doğru koştu ve onu düşmeden yakalayabildiler.

"Dede!"

"Baba, kendine gel. Baba!"

"Hatice koş, su getir. Kolonya getir!" dedi Ferman'ın halası. Hepsi adamın başına üşüşmüştü. Şeyma sanki bir doktor gibi herkesi dedesinin başından uzaklaştırdı. Adamın gömleğinin yakalarını açtı ve Hatice'nin getirdiği suyu yüzüne çarptı. Kolonyayı burnuna koklattı.

O sırada Ferman daha önce o kahve gözlerinde görmediğim bir ateşle bana baktı ve kolumdan yakaladığı gibi beni sürüklemeye başladı. Aklımın en derinine gömdüğüm anılarım büyük bir hızla geri gelirken onları geri göndermek için uğraştım. Şimdi sırası değildi. Hiç değildi!

Ferman'a karşı çıkmadan beni yatak odasına götürmesine izin verdim. Kapıyı arkamızdan kapatır kapatmaz beni bıraktı. Bende acıyan kolumu ovuşturarak geriye doğru çekildim.

Öfkeliydi. Ellini beline yerleştirdi ve odanın içinde dolanmaya başladı. Birazdan bana bağırıp kızacakmış gibi duruyordu ve bunda da haklıydı.

"Özür dilerim," dedim. "İşlerin bu raddeye gelebileceğini düşünemedim."

Ferman bana döndü. Gözlerinde öfkenin yanı sıra hayal kırıklığı da vardı. "Bana söz vermiştin Asrın. Kimseye söylemeyeceğim demiştin."

"Görünüşe göre ikimizde verdiğimiz sözleri tutamıyoruz." Dedim kendimi tutamadan. Az önce yaptığım kabul edilemezdi belki, kendi çıkarlarım uğruna ileri gitmiştim ama onun yaptıklarını da unutacak değildim elbette. Beni buna o zorlamıştı.

"Mecburdum!" dedi bastıra bastıra. "Boşanma lafını ortaya atmasaydım evlenmeyi kabul etmeyecektin."

"Seninle bir ömür geçireceğim bir evliliği mi? Asla kabul etmezdim!" Bu sefer sesini yükselten bendim. Ona doğru ilerledim. "Benim burada yapamayacağımı biliyordun Ferman. Ben sana kimseye söyleyemediğim şeyleri anlattım ya. Ben sadece 8 ay burada kalıp gidecektim, beni buraya bir ömür boyu hapsettin sen! Niye yaptın bunu bana?"

"Sana daha önce söyledim. Kardeşim benim canım dedim, onun için gerekirse seni de harcarım dedim. Kabul etmeyebilirdin, evlenmeyi sen seçtin Asrın." Dedi, beni pişman etmek ister gibi. "Ha yok, kabul etmeseydin de seni buna zorlamasını bilirdim ama ben yine de konuşarak halletmeyi seçtim. Bence sen yat kalk benim vicdanıma dua et."

"Ne diyorsun sen be!"

Sözleri beni iyice çıldırtmıştı, kendimi bu sefer hiç tutamadım.

"Sen kim olduğunu sanıyorsun ya! Ağamızdaki kibre bak sen. Senin vicdanına dua etmeliyim, öyle mi?" Öfkeyle ağzımdan bir hah döküldü. "Nasıl bir adamsın sen ya? Sen hem yalancısın, hem kibirlisin... Yaptıkların iyiymiş gibi bir de üste mi çıkıyorsun? Sen beni bir mal gibi odaya kapattın be! Benim kapalı kapılar ardında neler çektiğimi-"

Az önce ağzımdan kaçıracağım şeyleri fark edince sesimi kesmek zorunda kaldım. Dolan gözlerimi hızla sildim.

"Bir bakıyorum beni kurtaran sen oluyorsun, bir bakıyorum kapıya kilit vuran gardiyan oluyorsun! Kimsin sen Ferman?"

Sinirlerim boşalmıştı ve gözyaşlarım birer birer yanaklarımdan aşağıya damlıyordu. Başkalarının yanında ağlamaktan nefret ediyordum. Özellikle de bu adamın karşısında ağlamak beni aciz bir kadın gibi göstermiş olmalıydı. Olduğum o kadın gibi...

"Özür dilerim."

Duymayı beklemediğim o sözler Ferman'ın dudaklarından dökülünce başımı kaldırarak gözlerinin içine baktım.

"Özür dilerim, seni öylece bu odaya kapatmamalıydım... Sen boşanma lafını edince ben bir an kendimi kaybettim. Affet." Sıkıntıyla iç çekti. Kelimelerini toparlamaya çalışıyormuş gibi bir hali vardı. Ardından doğrudan gözlerimin içine bakarak ciddiyetle söyledi. "Boşanma yok Asrın. Boşanmayacağız."

Islanan yanaklarımı ve kirpiklerimi sildim. "Sen hiç de masum olmayan kız kardeşin için hem kendinin hem de benim hayatımı mahvettin. Seni asla affetmeyeceğim."

Ondan nefret ediyorum.

Bana yaptıkları şeyler yüzünden ondan nefret ediyorum.

*

Aklıma gelip göğsümü sıkıştıran düşünceleri def etmek için yatağa uzanmış uykuya dalmıştım. Beni uykumdan uyandıran şey kapının çalınma sesiydi. Uykumdan sıçrayarak uyanmıştım. Kapının ardındaki her kimse beni korkutmuştu ama cesaretimi bularak yataktan çıktım ve kapıyı açtım.

Karşımda daha önce görmediğim bir adam duruyordu. Yanında da daha birkaç saat önce bu odada kavga ettiğim adam vardı, ayakta zor durduğu için yanındaki adamdan destek alıyordu.

"Kusura bakma yenge, bu saatte rahatsız ediyorum seni." Dedi. "Ben Bawer, Ferman'ın arkadaşıyım. Biraz sarhoş olmuş bizim ağa, ben de aldığım gibi buraya getirdim."

Başımı salladım.

"Yol boyunca seni sayıkladı ha." Dedi Bawer gülümseyerek.

Eminim sayıklamıştır.

"Asrın." Dedi Ferman. Göz kapakları kaldırmakta güçlük çekiyormuş gibi görünüyordu.

Bawer gittikten sonra onu kolundan tutarak içeriye çektim. Kapıyı arkamızdan kapatarak onu yatağa götürmeye çalıştım ama ağırdı. Zaten iri yarı bir adamdı ve sarhoş hali bin kat daha ağırmış gibiydi.

Ondan yayılan içki kokusuna aldırış etmemeye çalışarak yatağa yönlendirdim onu. Fakat beni durdurdu. Kolunu tuttuğum elimi yakaladı ve bileğimi okşamaya başladı. Bu hareketi ondan beklenilmedik bir şekilde nazikti. Dokunduğu yerden, bileğimin içinden başlayarak bir sıcaklık dalgası yayıldı bedenime. Bakışları pijamamın açıkta bıraktığı gerdanımda geziniyordu. Çikolata kahvesi gözlerinde açlık görüyordum.

Kalbim hızla atmaya başladı. Hain organım, beynimle farklı amaçlar için çalışıyorlardı.

Ferman'ın diğer eli belime uzandı ve beni kendisine çekti. Bakışları göğsümden dudaklarıma çıkmıştı. Beni öpmek istiyordu. Yapmayalı uzun zaman olmuştu. Ona izin verebilir ve bu gece akıl almaz bir sevişme yaşayabilirdik. Fakat ondan önce bana yaptıklarını unutmam gerekirdi ve benim onları unutmaya niyetim yoktu.

Dudaklarıma doğru uzandığı sırada ona okkalı bir tokat geçirdim. Zaten sarhoştu, aldığı darbeyle yatağa düşmüştü. Elini kaldırmaya takati olmadığından bir süre uzanmaya devam etti. Bende yastığımı aldım. Bu pislik herifle aynı yatakta yatamazdım.

Odadan çıkmadan önce mışıl mışıl uyuyan adam baktım. Öylesine masum görünüyordu ki yeni doğan bir bebekten farksızdı ifadesi. Onu böyle görünce... Yumuşamıştım sanki. Ancak daha sonra bana neler yaptığını hatırladım ve yastığımı ona geçirerek odadan çıktım.

Bölüm Sonu.

Bölüm hakkındaki yorumlarınızı buraya bırakabilirsiniz.

Yorum ve oylarınızı bekliyorum.

Bölüm sonu

2 yorum