Asrın
Beni uykumdan uyandıran şey karnıma saplanan tarifsiz acıydı. Yatağın içinde debelenmedim bile, gözlerimi açar açmaz avuçlarım karnıma dolandı. Başımı çevirerek yanımdaki adama baktım.
"Ferman." Dedim, yalnızca fısıltıyla. Fakat o fısıltı sevdiğim adamı uykusundan uyandırmaya yetmişti. Hızla gözlerini açtı ve bana döndü.
"Ne oldu?"
"Karnım ağrıyor."
Yan tarafındaki lambaya uzanarak ışığı açtı, o sırada acıyı çekmekle meşguldüm. Oda hafiften aydınlanınca üzerimize örttüğümüz yorganı kaldırdı. Yüzündeki o ifadeyi görmüştüm. Beni kandırmazdı. Bakışlarının uzandığı yere baktım. Pijamam kan içinde kalmıştı.
"Hayır."
Yine aynı şey oluyordu. Bir yıl önceki o geceye geri dönmüştüm sanki. Onu kaybediyordum. Abisinin yaptığı gibi o da beni bırakıp gidiyordu.
"Hayır, hayır, hayır, hayır."
Elim bileğine uzandı. Yardım etmesi için yalvardım. "Bir şey yap Ferman. Ne olur bir şey yap."
Acı içinde kıvranırken yataktan kalktı, ışıkları yakarak hızla üzerine bir şeyler giyindi. Hırkamı giyinmeme yardımcı olarak beni kucağına aldı. Odadan çıktığımızda bağırıyordu.
"Kahya! Mahmut!" Sesini duyan adamlar hızla avluya çıktılar. "Arabayı hazırlayın çabuk!"
Merdivenleri çok hızlı inmiştik. Ferman'ın sesi yalnızca adamlarını değil, ev ahalisini de uyandırmıştı. Ne olduğunu merak edenler hızla balkonlara çıkmış, kucağında kıvranan kadınla adama bakıyorlardı. Aralarında Mustafa amcanın sesini duydu. Ne olduğunu soruyordu. Ferman yürümeye kesmeden, arkasına bile bakmadan ona cevap verdi.
"Asrın'ın kanaması var, hastaneye gidiyoruz." Dedi.
Geriye kalan her şey çok hızlı gerçekleşmişti. Ferman beni avludan çıkartarak arabanın arka koltuğuna bindirdi, ardından yanımda yerini aldı. Hastaneye varmamız on beş dakikayı bulmuştu. Doktor, kanamanın her gebelikle olabileceği normal bir durum olduğunu söylemişti ancak emin olmak için ultrasona girdik.
Ferman yanı başımda elimi tutarak destek oluyordu. O burada olmasaydı ne yapardım bilmiyordum bile.
Doktor karnımı açtı, jelini sürdü ve aletini karnımda gezdirmeye başladı. "Bebeğiniz hala orada." Dedi, o an rahat bir nefes aldım. "Herhangi bir sorun da göremiyorum."
Ferman'la bakışlarımız birbirini buldu. Benim gibi o da rahatlamıştı, gülümseyerek karşılık verdi. Elimi daha çok sıktı. O da endişelenmişti.
"Bir dakika." Dedi doktor, Ferman ile bakışmamızı dağıttı. Hızla ona döndüm, kaşlarını çatmış ekran bakıyordu. "Sanırım bir sorun var."
Sanırım bir sorun var...
"Sorun." Diye fısıldadım. Kalbim göğüs kafesimin içinde sıkıştı, midem kasıldı. Bir sorun vardı, o sorun her zaman vardı. Bebeğimin öleceğini söyleyecekti. Biliyordum, abisinin yaptığı gibi o da beni bırakıp gidecekti.
Başımı duvardan tarafa çevirdim. Bunları söylerken onu görmek istemiyordum. Elimi Ferman'ın elinden çekmek istedim ancak bana izin vermedi. Daha sıkı tuttu elimi.
"Önceki gelmenizde size hangi doktor bakmıştı?"
"Bilmiyorum, top sakallı bir adamdı." Dedim, adını hatırlamıyordum.
"Sanırım doktorumuzun gözünde bir sorun var." Sözlerinin ardından başımı ona çevirdim. Ekranı işaret etti. Ferman'la oraya baktık. "Şunu görüyor musunuz? Bu sizin bebeğiniz." Dedi, ufak bir karartıyı göstererek. Aleti karnımda gezdirdi. "Ve bu da diğer bebeğiniz."
İki tane bebek.
"Tebrik ederim, ikizleriniz olacak."
Bakışlarımı doktorun gülümseyen yüzünden Ferman'ın gülümseyen yüzüne çevirdim. Kahverengi gözleri ekranla benim aramda gidip geliyordu. Yüzüme eğilerek tuttuğu elimi dudaklarına götürdü. "İkizlerimiz olacak." Dedi heyecanla.
Ben bebeğimi kaybedeceğimi düşünürken bir bebeğimin daha olacağını öğreniyordum.
Kaybetmeye alışkındım, bu duygu başka bir şeydi. Yeni ve farklı. Çok güzel...
Konağa dönüş yolunda heyecanlıydım, içim içime sığmıyor gibiydi. İçimde ufacık kırıntısını bırakan korkuyu görmezden gelmeye çalışıyordum. İkiz bebeklerim olacaktı, bu hayatımda aldığım en güzel haberdi ve hiçbir şeyin buna gölge düşürmesini istemiyordum.
Mutluydum.
Belki de hayatımda hiç olmadığım kadar mutluydum.
Amerika'dan döneli yalnızca iki gün geçmişti. O gün otelde yaşanan olayın ardından kim çağırdı bilmiyordum ama polisler gelmişti. Ve bu defa kardeşini Lucas, korumak için onu hastaneye kapatamazdı. Polisler benim ifadem ve doktorların delilleriyle beraber hapse gönderilmişti. Normalde olsa Lucas'ın Liam'ın hapse girmesine izin vermeyeceğini biliyordum ancak belki o da kardeşinin bana ne kadar zarar verdiğinin farkındaydı ve bu şekilde telafi etmek istiyordu.
Liam elinde kelepçelerle otelden götürülürken Ferman yanımdan ayrılmamıştı. Liam oradan kurtulup beni tekrardan bulacağına dair tehditler savunurken yanımda durmuştu. Onun desteğine hiç olmadığım kadar minnettardım.
O olaylardan sonra Amerika benim için çok farklı bir konuma gelmişti. En güzel zamanlarımı geçirdiğim bu yer artık bana dünya cehennemi gibi geliyordu. Bu yüzden orada daha fazla kalmak istemedim. Ferman'la beraber Mardin'e geri döndük.
"Doktorun dediğini duydun." Dedi Ferman, başımı kaldırarak ona baktım. "Yaşadıklarının ne kadar zor olduğunu biliyorum ama daha fazla stres yapmak yok. Anlaşıldı mı?"
Arabada konağa dönüyorduk. Koluna girerek başımı omuzuna yatırdım. "Anlaşıldı Ferman ağa."
"Artık iki değil, üç kişisiniz." Avucu karnıma uzanıp okşadı. Elimi elinin üzerine kapattım. "Bundan sonra size gözüm gibi bakacağım."
"Bir zahmet Ferman ağa." Gözlerimi açarak tatlı bir ifadeyle ona baktım. "Sana emanetiz artık. Bize iyi bak." Ferman'ın eli karnımda gezindi. İyi hissettiriyordu. "Sence ikisi de kız mı olur, yoksa erkek mi?"
"Kız olmalarını çok istiyorum ama erkek olacaklar."
"Nereden biliyorsun?"
"Dedem ikiz. Kendal'la Miran da ikiz. Muhtemelen bizim ikizlerimiz de erkek olur."
"Dedem ikiz. Kendal'la Miran da ikiz. Muhtemelen bizim ikizlerimiz de erkek olur." Dedi, kendinden bu kadar emin konuşması hoşuma gitmişti. "Sen ne düşünüyorsun?"
"Bence kız olup babalarını yanlış çıkartacaklar." Muzipçe başımı kaldırdım. "Bana benzeyen iki tane yaramaz kız çocuğuna razı mısın?"
Yanağımı okşadı. "Ben sana razıyım." Dedi, "Çocuklarım ister oğlan olsun ister kız. İsterlerse de senin gibi yaramaz olsunlar. Yanımda olun da başka bir şey istemiyorum."
"Çok seviyorsun bizi değil mi?"
"Çok seviyorum."
O akşam nasıl uyandığımı unutarak Ferman'ın göğsünde huzurlu bir uyku çekmiştim. Bebeğimi kaybedeceğimi düşünerek uyanmıştım ama iki tane bebeğim olacağını bilerek uykuya dalmıştım.
İki gün önce konağa döndüğümüzde Zilan ve Zişan'ı ortalıkta göremedim. Sonradan mutfakta çalışan kızlardan duyduğuma göre ailelerinin evine dönmüşlerdi. Sanırım bu işte Ferman'ın bir parmağı vardı. Belirli bir süreliğine gittiklerini ve geri döneceklerini biliyordum ama onlar olmadan konak daha bir çekilir hale gelmişti.
Hamileliğim sürecinde içten içe korktuğum gibi olmamıştı. Ferman benimle daha fazla ilgilenmişti. Her dediğimi yerine getirmiş, bebekler için düşündüğümden de fazla eşyalar almıştı. Baba olmaya can atıyordu.
Ferman Liam gibi değildi, aynı şeyleri tekrardan yaşamıyordum. Sanırım beni şaşırtan aynı zamanda hoşuma giden şey bu olmuştu.
Mardin'e alışıyordum, konağına alışıyordum. Polat soyadına, hanım ağalığa alışıyordum. Ferman ona çalışmak istediğimi söylediğimde Midyat'ta bir okulla benim için anlaşmıştı. Artık orada sevdiğim mesleği yapıyordum.
Yeni hayatım alıştığımdan farklıydı ama güzeldi. Ve yalnızca benim hayatım değil, arkadaşlarımınkiler de öyleydi. Roza'nın kocası hapisten çıktıktan sonra onu dövmeye devam etmişti. Bu yüzden onu pislik kocasından boşandırmak için kolları sıvamıştım. Amcamlar önümde duvar olmuşlardı ama bana en büyük yardımı Ferman ve Sena yapmıştı. Roza artık sessiz kalmayacağını söylediğinde ise duvarları yıkan vurucu darbe olmuştu. Zor olmuştu ama boşanmıştı. Bunu birlikte başarmıştık.
Roza boşandıktan sonra Behram abinin de dediği gibi çok fazla zorluktan geçmişti. Bawer çıkıp kızı istemese daha neler yaşayacaktı Allah bilir. Elbette bu durum bizi şaşırtmıştı ama bir yandan da iyi olmuştu. Onlar evleneli birkaç yıl geçmişti ama Roza'nın mutlu olduğuna yemin edebilirdim.
Bir şaşırtıcı haber de Şeyma'dan gelmişti. Konuşması için çok fazla sıkıştırmıştım ve en sonunda Behram abiden hoşlandığını söylemişti. İkisinin arasını yapmak için dedemlerin konakla bizim konak arasında mekik dokumuştum resmen. Ama değmişti. Şimdi bir aylık evlilerdi.
Onlar mutluydu, ben mutluydum.
Bir ara gerçekten her şeyin eskisi gibi olacağını düşünmüştüm ama Ferman bana aksini kanıtlamayı başarmıştım. Ne fiziksel ne de psikolojik olarak düşmeme izin vermemişti.
Ben bir evladımı kaybetmiştim ama Allah bana iki evlat birden vermişti.
Zorlanıyordum ama artık, hayatımın ipleri kendi elimdeydi ve harika bir destekçiye sahiptim.
6 Yıl Sonra
Ferman
"Sessiz ol! Şimdi babamı uyandıracaksın."
"Bana ne. Ben de annem gibi resim yapacağım. Sen karışma."
Beni uyandıran şey çocuklarımın fısıltılarının ardından yere düşen bir şeyin çıkarttığı küt sesiydi. Başımı yastıktan kaldırarak yere düşen şeyin ne olduğuna baktım. Asrın'ın boyaları ve fırçalarını koyduğu sehpayı düşürmüşlerdi. Boyaların ağzı kapalı olduğu için rahatlamıştım.
"Baba!"
"Babacığım!"
İkizlerim attıkları minik adımlarla yatağa çıktılar. İkisini de kollarımın arasına alıp mis kokularını içime çekerek öptüm. "Yaramazlık mı yapıyorsunuz bakalım?"
"Ömer annemin boyalarını kullanmak istedi. Ben izin vermedim ama beni dinlemedi."
"İspiyoncu!" dedi oğlum, kız kardeşine. "Aynı yaştayız. Bana ne yapacağımı söyleyemezsin." Onu büyük bir merakla izleyen babasına döndü. "Ben de annem gibi, Kendal abim gibi resim yapmak istedim. Yanlışlıkla oldu babacığım, özür dilerim."
Omuzunun üzerinden yerdeki boyalara baktım. Halledilmeyecek bir durum değildi. Bunun için ona kızmazdım.
"İkinizde annenize söylemezsiniz, olur biter."
Çocuklar doğduktan sonra değişmiştim. Asrın yumuşadığımı söylüyordu ama bu benim için sorun değildi. Çocuklarım ne isterse o olurdum. Onlar için yaşıyordum.
Başımı yana çevirip boş yatağa baktım. "Anneniz nereye gitmiş?"
"Bilmiyoruz ki, biz geldiğimizde yoktu."
"Tamam, siz odanıza gidip üzerinizi değiştirin. Sonra da kahvaltıya inin, oldu mu?" Turna'm, kardeşinin elinden tutup yataktan inince gülümsedim. "Ben de kaçak annenizi bulayım. Bakalım bu sefer nereye gitmiş?"
İkizlerimin birbirlerinin ellerinden tutarak odadan çıkmalarını izledikten sonra hızla üzerimi giyindim ve ben de odadan çıktım. Hatice'ye Asrın'ın nerede olduğunu sorduğumda sabah erkenden gittiği yanıtını almıştım. Bugün hafta sonuydu, yani gidebileceği tek bir yer vardı. Çiftlik.
Arabama atlayarak çiftliğin yolunu tuttum. Oraya vardığımda Kahya, Asrın'ın yaklaşık yarım saat önce Alaca'yı alarak şehre gideceğini söylemişti. Durmadım, Çakır'a atlayıp peşinden gittim.
Bunu son zamanlarda çok fazla yapmaya başlamıştı. Okulda geçirdiği zamandan sonra konağa dönüp benimle ve ikizlerle vakit geçiyor, yalnız kaldığım zamanlarda ise at binmeye çiftliğe iniyordu. Artık resim yapmaları da azalmıştı. Bunu okuldayken sürekli resim yapmasına veriyordum. Onu resim yaparken izlemeye seviyordum ve yakın zamana bu konuyu onunla tekrardan konuşacaktım.
İkizler doğduktan sonra yalnız geçirdiğimiz zaman sayısı azalmıştı, aynı zamanda değerlenmişti de. Beraber at sürdüğümüz zamanları seviyordum. Bu yüzden seve seve peşinden gittim.
Nerelere gidebileceğini biliyordum. Burada doğup büyümüştüm ve her caddede benim izim vardı. Birbirini andıran sokaklarda atımı sürmeye devam ettim. Bir süre sonra Çakır'ınkinden hariç nal sesleri duymaya başladım. Onu bulmuştum. Çakır'ı hızlandırarak sesi takip ettim. Bir sokak sonra onu görmüştüm, saçları rüzgârda uçuşuyordu. Peşinden gitmedim, onun yerine kestirme yoldan giderek önüne çıktım.
Asrın, Alaca'nın ipini tutarak şaha kalktı. Üzerinde görmeyi çok sevdiğim sarı elbisesini giyiyordu. Güneş gibi parıldıyordu adeta.
"Beni nasıl buldun?"
"Burası Mardin." Dedim gülümseyerek. "Burada her yol bana çıkar."
Benden kaçtığı ilk güne atıfta bulunuyordum. Aynı gülümsemeyle karşılık verdiğinde ruhum açılmıştı. Çakır'ı yanına yaklaştırdım. "Atla bakalım."
Asrın, Alaca'nın yelesini okşadı. "Doğruca çiftliğe git, tamam mı?" dedi eğilerek. Ardından bana doğru uzandı. Onu tek kolumla yakalayarak önüme oturttum. Kolumu karnına dolayıp sırtını göğsümle birleştirdim. Başının arkasına öpücük koyarak saçlarının kokusunu içime çektim.
"Bu kaçma işini bırakman gerekiyor, biliyorsun değil?"
"Biliyorum. Son bir feda doya doya at binmek istedim." Son bir defa mı? Asrın aklımı okumuş gibi sessizliğimi böldü. Omuzunun üzerinden bana bakarak, "Hamileyim." Dedi.
Şaşkınlığımı gizleyemedim. "Hamile misin?"
Tebessümle başını salladı. "Üçüncümüz geliyor." Dedi masum masum. "Belki dördüncüyü de yanında getiriyordur."
Bir kahkaha attım.
"Dört tane çocuğa bakabilecek miyiz?"
Beline sardığım kolumu sıkılaştırdım. Saçlarına uzunca bir öpücük bıraktım. "Önce bir doğsunlar yavrum, ne bu acele?" Sessizdi. İkizlerin doğumunda ne kadar zorlandığını ben biliyordum. Her zaman olduğu gibi şimdi de yanında olacaktım ve bu yüzden endişelenmesini istemiyordum. "İkizlere nasıl bakıyorsak onlara da o şekilde bakacağız. Sıkma canını."
Cevap olarak omuzlarını kaldırıp indirdi.
"Sen bana dünyanın en güzel haberini verdin. İkizlerime kardeş geliyor. Söyle bakalım, canın bir şey çekiyor mu? Aşeriyor musun?"
"Kayısı." Dedi birden, sanki kendi de şaşırmış gibiydi. "Kayısı çekti canım."
"Yavrum, bu mevsimde nereden bulayım ben kayısıyı?"
"Bana ne Ferman? Sen sordun. Canın bir şey istiyor mu dedin, aşeriyor musun dedin! Kayısı aşeriyorum. Almayacak mısın bana kayısı?"
Omuzunun üzerinden üzgün bakışlarla bana bakarken nasıl almazdım.
"Alacam tabii. Markete gidiyoruz."
"Atla mı?"
Gülümsedim, "Atla gidiyoruz."
"Tamam o zaman, hızlı sür de bir an önce bulalım şu kayısıyı. Canım çok çekiyor."
"Emredersiniz hanım ağam."
Çakır'ın dizlerini elime dolayıp onu dehledim. O gün tam on market gezmiştik, elbette bulamamıştık. Asrın'ı konağa bıraktıktan sonra etrafa soruşturdum. Bir tarlada varmış meğer. Tarlanın sahibi hanım ağasının aşerdiğini öğrenince hediye etmek istemişti ama parasını verdim. Konağa döndüğümde Asrın'ı mutfakta bulmuştum. İkizler avluda oynarken o bir şeyler atıştırıyordu. Elimdeki kayısı poşetini görünce havalara uçmuştu adeta.
Onu mutlu etmek beni mutlu ediyordu.
Asrın'ın hayatıma dahil olması hiç beklemediğim bir anda beklemediğim bir şekilde gerçekleşmişti. Fakat şimdi düşünüyordum da bizi bir araya getiren kaderin bir bildiği vardı.
Yanımda sevdiğim bir kadın, dünyalar güzeli iki evlat ve annesinin karnında bize gelmeyi bekleyen bir evladım daha vardı. Her şeye sahiptim. Sanırım dünyanın en şanslı adamıydım.
FİNAL
Merhaba, uzun olmasını beklediğim fakat kısa sürmek zorunda kalan bir kitabımın sonuna gelmiş bulunmaktayız. Belirtmek istediğim ufacık şeyler var. Kendimde bir okuyucu olarak verilen emeğe gösterilmesi gereken bir saygı olduğunu düşünüyorum. Okuyucularımı gerçekten çok seviyorum ve onların yorumlarıyla motive oluyorum, pozitif oluyorum. Aksi olunca tüm yazma isteğim kayboluyor. Bu kitapta da olduğu gibi... Eleştirileriniz ve yorumlarınız benim için fazla değerli ancak bundan sonra en azından belirli zamanlar içerisinde kendi bildiğimi yapma kararı aldım. Bu şekilde ne siz ne de ben yorulacağım artık.
Buraya kadar benimle olan bütün okuyucularıma teşekkür ederim. Asrın ve Ferman'ın arada zorlansalar da iyi bir hayatları var.

