Gemi hızla suya gömülürken, Cal’in kıskançlık krizleri yüzünden Jack, geminin alt katlarında zincire vurulmuştu. Rose, kurtuluş filikasına binmek yerine, hayatını hiçe sayarak sularla dolan koridorlara koştu. Baltayı kapıp Jack’in zincirlerini kırdığında, aşkın ölümden daha güçlü olduğunu bir kez daha kanıtlamıştı.
Yukarı çıktıklarında ise acı gerçekle yüzleştiler: Zaman tükeniyordu. Cal, Rose’u filikaya binmeye ikna etti, Jack’in de başka bir filikayla geleceğini söyledi. Rose filikaya bindi, filika yavaşça aşağı indirilmeye başlandı. Rose yukarı baktı; Jack’in gözlerindeki o çaresiz sevgiyi, o veda bakışını gördü. Hayır, onsuz yaşayamazdı!
Filika daha yarı yoldayken Rose, bir hamleyle geminin parmaklıklarına geri atladı. Jack, deliler gibi merdivenlerden aşağı koştu. Büyük salonda, ışıkların altında birbirlerine sarıldılar. Jack, "Neden yaptın bunu? Seni kurtarmaya çalışıyordum!" diye bağırırken gözyaşları içindeydi. Rose, onun yüzünü ellerinin arasına aldı ve fısıldadı: "Sen atlarsan, ben de atlarım, hatırladın mı? Sen yoksan, ben de yokum."