İçeriğe geç

The White Tiger

Bölüm 7 · 6 dk okuma

The White Tiger

Bölüm 7

Sıcak olmanı istedim

İyi Okumalar 🦋

________________

S: "Beni takip et"

Seungmin iri bedeni süzmeyi bırakarak fısıldamış ve hemen ardından adımlamaya başlamıştı. Uzun pijamaları yüzünden bacakları birbirine dolandığı için dikkatli ve sessiz adımlar atıyordu.

Chan ise hiçbir şekilde sorgulamayarak toprak kokulu çocuğu takip ediyordu. Çünkü burada güvene bileceği tek kişi önünde adımlıyordu.

Eta, annesini ve babasını uyandırmamaya özen göstererek hareket ediyordu. Babası sık sık uyanıp Chan'ı kontrol etmeye gittiği için evin kapısını açık bırakmıştı büyük ihtimal.

Seungmin kapıyı dikkatli bir şekilde açarak arkasına dönmüştü, Chan geliyor mu diye kontrol etmek için.

Başını arkasına çevirdiği an dibinde beliren kocaman bedenle irkilerek başını kaldırmış ve götünden ayrılmayarak, dibinde yürüyen kaplana bakmıştı.

Onun bu hareketini sorgulayacak zamanı olmadığı için başını iki yana sallayarak kapıyı açmış ve vücudunu soğuk havaya bırakmıştı.

Eta, kollarını kendi etrafına sararak gecenin soğuk havasında kendisini sıcak tutmaya çalışarak hızlı adımlar atıyordu.

Onun aksine üzerinde sadece eşofman olan Chan ise göğsü sadece sargılarla kapanmasına rağmen hiç üşüyormuş gibi gözükmüyordu.

Seungmin, birkaç adım daha attıktan sonra arkasındaki çıplak ayak seslerini duyunca istemsizce duraksamış ve omzunun üzerinden geriye bakmıştı. Ay ışığının altında yürüyen uzun beden, sanki gecenin soğuğundan habersizmiş gibi sakin adımlarla onu takip etmeye devam ediyordu.

Üzerinde yalnızca ince eşofmanının bulunması, göğsündeki sargıların açıkta kalması ve beyaz saçlarının gecenin karanlığında bile ay ışığından daha parlak görünmesi.. Onu böyle görmek, Seungmin'in kendisinin ne kadar üşüdüğünü yeniden hatırlamasına neden olmuştu.

S: "Sen üşümüyor musun?"

Chan, soruyu duyduğunda başını hafifçe yana eğerek ona bakmış, ardından omuzlarını umursamaz bir şekilde kaldırmıştı. Seungmin ise aldığı cevaptan çok onun gerçekten soğukta böyle dolaşmasına takılmış ve kaşlarını hafifçe çatarak yardım ocağının kapısını açmıştı.

S: "Böyle dolaşamazsın. Yaran daha yeni kapatıldı, bir de gece gece soğukta geziyorsun"

Chan, toprak kokulu çocuğun peşinden içeri girdiğinde Seungmin hemen kapıyı kapatmış ve içerideki loş mum ışığı altında dolaplara doğru ilerlemişti. Yardım ocağının geceleri ne kadar sessiz olduğunu şimdi daha iyi fark ediyordu. Kurutulmuş otların kokusu ve mumun sıcaklığı odanın içerisinde huzurlu bir hava oluşturuyordu.

Seungmin dolabın kapağını açarak içerisindeki kıyafetleri karıştırmaya başlamış, biraz sonra eline geçirdiği koyu renkli hırkaya bakarak hafifçe gülümsemişti.

S: "Bunu babam giyiyor. Sana biraz küçük gelebilir ama hiç yoktan iyidir"

Hırkayı iki eliyle tutarak Chan'a doğru döndüğünde karşısındaki beden hala olduğu yerde duruyor, parlak bakan gözleri ise Seungmin'in her hareketini dikkatle izliyordu.

Eta, onun yanına yaklaşarak hırkayı geniş omuzlarına geçirmek için kollarını kaldırmış, fakat Chan'ın bedenine ne kadar yaklaşması gerektiğini hesaplayamadığı için birkaç saniye boyunca ne yapacağını bilemeden durmuştu. Kendisinden fazlasıyla uzundu...

S: "Kollarını kaldır"

Chan, söylediklerini anlamaya çalışır gibi yüzüne bakmış, Seungmin ise sabırsızlanarak daha fazla beklemeden hırkanın bir kolunu onun koluna geçirmeye çalışmıştı.

Tam diğer kolunu da geçirmek üzereyken Chan, elindeki hırkanın diğer ucunu yakalamıştı. Seungmin şaşkınlıkla ona bakarken Chan ise hırkayı kendi üzerine geçirmek yerine yavaşça Seungmin'in omuzlarına bırakmıştı.

Seungmin'in elleri olduğu yerde kalmış, gözleri önce omuzlarına bırakılan hırkaya, ardından karşısındaki adamın yüzüne çıkmıştı.

S: "Ben aslında sana giydirmeye çalışıyordum."

Chan cevap vermemiş, yalnızca Seungmin'in omuzlarına düşen hırkaya bakmış, ardından parlak gözlerini yeniden onun yüzüne çevirmişti.

C: "Ben üşümüyorum"

Seungmin'in kalbi, onun bu kadar sakin bir şekilde cevap vermesiyle garip bir şekilde hızlanmıştı. Az önce gecenin ortasında evine kadar onu takip eden, şimdi ise kendisine ait olmayan bir hırkayı kendi üzerine geçirmek yerine omuzlarına bırakan bu adamı anlamakta gerçekten zorlanıyordu.

Hırkanın kumaşında babasının kokusu vardı ama Chan'ın onu kendi üzerine almak yerine Seungmin'e vermesi, nedensizce göğsünün içerisinde sıcak bir şeylerin yayılmasına neden olmuştu.

Seungmin bakışlarını kaçırmak istediğinde Chan'ın gözleri hala onun üzerindeydi.

İkisinin arasında sessizlik büyürken Chan'ın yüzündeki sertlik yavaş yavaş kaybolmuş, uzun bedenindeki bütün o vahşi heybetin altında şaşırtıcı derecede sakin bir ifade belirmişti.

Bu yabancı yerde ilk kez uyandığında tüm vücudu gerilmişti. Ama şimdi toprak kokulu çocuğun yanında olmak, ona hiçbir sorunun olmadığını hatırlatıyordu.

İkisi de sessizliği korurken, tam o anda Chan, hiç düşünmeden bir adım daha yaklaşmıştı karşısında dikilen küçük bedene. Seungmin ne olduğunu anlamadan, kaslı kolun belinin çevresine usulca sarıldığını hissetmişti.

Sıcaklık... Bir anda bütün bedenine yayılmış, zehir gibi saniyeler içinde vücudunu ele geçirmişti sanki. Belinde hissettiği sıcak dokunuş yüzünden sesli bir şekilde istemsizce yutkundu.

Seungmin'in nefesi boğazında düğümlenmiş, gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Chan'ın göğsü ona bu kadar yakınken kendi kalbinin sesini bile duyabilecekmiş gibi hissediyordu.

Fakat bu sıcaklık birkaç saniyeden fazla sürmemişti. Seungmin irkilerek geriye çekilmiş ve Chan'ın kolundan kurtulmuştu.

S: "Ne yapıyorsun sen?"

Chan'ın kolu havada kalmış, maviye dönmüş gözleri şaşkınlıkla Seungmin'in yüzüne çevrilmişti. Eta neden ondan uzaklaşmıştı ki? Oysa fazlasıyla nazik bir şekilde dokunmuştu ona. Chan bu durumu anlamlandırmaya çalışıyormuş gibi birkaç saniye boyunca ona bakmıştı.

C: "Üşümemen için. Sıcak olmanı istedim"

O kadar sakin konuşmuştu ki Chan, sanki az önce Seungmin'in bütün bedenini bir anda titretmesine sebep olan şey, onun için yalnızca doğal bir davranıştan ibaretti.

Seungmin ise gözlerini kaçırarak ellerini önünde birleştirmiş, yanaklarında oluşan sıcaklığı gecenin soğukluğuyla gidermeye çalışmıştı.

Sadece Chan'ın gözlerine baktığında göğsünün içerisinde anlamsız bir hareketlilik oluşuyordu. Daha birkaç saat önce çimenlerin arasında karşılaştığı bir kaplandan korkmuştu. Şimdi ise aynı yaratığın insan hali, yalnızca birkaç adım uzağında duruyor ve onunla konuşurken kalbinin alışık olmadığı bir ritimde atmasına neden oluyordu.

Bu yüzden daha fazla orada kalmak istememişti. Hissettiği duygulara anlam veremeyen beden için en doğal seçimdi kaçmak.

S: "Neyse. Burada kalman gerekiyor. Ben artık eve dönüyorum."

Seungmin beklemeden arkasını dönerek kapıya doğru ilerlediğinde, Chan da hiç düşünmeden peşinden yürümeye başlamıştı.

Eta kapının koluna uzandığı sırada arkasındaki ayak seslerini yeniden duyunca gözlerini kapatıp derin bir nefes almış ve yavaşça arkasını dönmüştü.

S: "Chan. Sen burada kalacaksın"

C: "Hayır"

S: "Neden?"

C: "Toprak kokulu çocuğun yanında kalacağım"

S: "Ben evime gidiyorum"

C: "Ben de geliyorum"

Seungmin, onun bu kadar doğal bir şekilde cevap vermesi karşısında birkaç saniye boyunca ne söyleyeceğini bilememişti. Chan o kadar emin konuşuyordu ki, sanki yanlış yapan Seungmin olmuştu.

S: "Ama senin yerin burası"

C: "Hayır. Yerim senin yanın. Sijae sadece sana güvenmemi söyledi"

Seungmin'in kalbi bir kez daha istemsizce hızlanmıştı. Bu adam gerçekten söylediklerinin kendisinde nasıl bir etki bıraktığının farkında bile değildi. Fazlasıyla açık sözlüydü.

Seungmin bakışlarını kaçırarak kapının kenarına yaslanmış, ardından yorgun bir nefes vererek karşısındaki beyaz saçlı bedene bakmıştı.

S: "Bak, burası yardım ocağı. Babamın seni iyileştirdiği yer. Senin burada dinlenmen gerekiyor. Yaran var, hala güçsüzsün ve insanlara alışman gerekiyor."

Chan hiçbir şey söylemeden onu dinliyordu. Seungmin konuştuğunda bir saniye bile olsun gözlerini onun gözlerinden almıyordu.

S: "Ben sabah yine geleceğim. Seni görürüm. Hatta istersen bütün gün yanında otururum ama şimdi burada kalman gerekiyor"

Chan'ın bakışları birkaç saniyeliğine Seungmin'in yüzünde dolaşmış, ardından çok hafif bir şekilde başını yana eğmişti.

S: "Lütfen burada kal"

Eta'nın dudaklarından çıkan o tek kelime, Chan'ın bütün itirazlarını susturmuş gibiydi. Fakat Chan yine de olduğu yerde kalmak yerine Seungmin'e doğru bir adım atmıştı. Seungmin de istemsizce bir adım geri çekilmişti.

Aralarındaki mesafe yeniden kapanırken Chan'ın mavi gözleri onun yüzünde sabitlenmiş, Seungmin ise kalbinin neden yeniden bu kadar hızlı attığını anlamaya çalışarak karşısındaki adama bakmaya devam etmişti.

"Neler oluyor burada?"

___________________

Nerede kaldın taşşaklı baba Joon. Burada işi pişiriyorlardı az kalsın

Bölüm sonu

4 yorum