İçeriğe geç

THE SHATTERED SIGIL

Bölüm 3 · 5 dk okuma

THE SHATTERED SIGIL

Bölüm 3

Bölüm 3: BİR KAPI ARDINDAKİ KRAL

Sarayın taş duvarları gecenin soğuğunu içine çekmiş, koridorlara hafif bir nem kokusu sinmişti. Eryndra ve Kael, avdan döner dönmez büyük ana kapıdan içeri adım attı; dışarıda yağan yağmurun serinliği üzerlerinden buhar gibi yükseliyordu. Kapı, görevliler tarafından ağır bir gürültüyle kapandığında, sarayın loş avlusu yorgun adımlarını yankıya dönüştürdü. Olanlar hakkında konuşmadan buraya kadar yürümüşlerdi. Yolun yarısına kadar Eryndra kendine gelememişti ve Kael onu sakinleştirmek için kendince yatıştırıcı cümleler kuruyordu. Eryndra kendşne gelmeye başladığında daha sakin almaya çalıştı; ne de olsa görev bitmişti, fazla tepki göstermek gereksiz bir hareketti… Sarayın ana koridoruna girdiklerinde alevleri titreyen şamdanlar duvarlarda uğultulu gölgeler yaratıyordu. Eryndra adımlarını hızlandırdı; buranın havası her zaman daraltıcıydı, özellikle de uzun, yorucu bir avdan sonra. Kael bu sessizlikten sıkılmış olacak ki Eryndra’nın huzur dolu sessizliğini bozdu. “Biraz rahat ol” dedi hafif bir gülümseme ile. “İnsan en azından biraz gurur duyar, sonuçta şehri koruyoruz.” Eryndra, başını çevirmeden yürümeye devam etti. Bazen Kael’i anlayamıyordu, böylesi bir olayda bile pozitif kalmaya nasıl çalışabiliyordu? “Gurur duymak, bir işi iyi yaptığın anlamına gelmez. Sadece bir anlık rahatlamadır.” Koridorun sonunda sarayın ana salonuna açılan dev kapı vardı. Kapının iki yanında nöbet tutan muhafızlar onları görünce başlarını eğdi. İçeri girdiklerinde salonun yüksek tavanı boyunca yankılanan soğuk bir sessizlik karşıladı ikisini. Tam salondan geçerken bir görevli hızla yanlarına yaklaştı. “Komutan Yharnal sizi bekliyor,” dedi nefes nefese. “Raporunuzu hemen istiyor.” Kael sinirle ç çekti. “Daha yeni döndük..” Görevli duruşunu bozmadan bize bakıyordu, ne de olsa görevini yapmak zorundaydı. “ Yharnal’ı Bekletmeyelim,” dedi Eryndra ve hızlı adımlarla komutanın odasına yöneldi. Komutanın odasının kapısı aralandığında içeriden eski kağıtların ve yağ lambasının kokusu geldi. Komutan, yaşını belli eden gri sakalıyla masanın arkasında oturmuş, önündeki haritayı inceliyordu. İkili içeri girince başını kaldırdı. “Sanırım av kolay geçti, beklediğimden erken geldiniz” dedi sert ama yorgun bir sesle. “Anlatın.” Kael, Eryndra’ya dönerek, “İstersen sen başla dedi.” Eryndra kısa ve net bir şekilde olayı anlattı: Gittikleri ormanın fiziksel durumu, Cadının kaçmaya çalışmaması, kadının muhtemel gücü… ancak kadının söylediklerini anlatmadı. Komutan kaşlarını çattı. “Hiç konuşmadı mı?” Eryndra bu soruya şaşırmış olscak ki hemen Kael’e baktı. Normalde Yharnal böyle bir soruyu yöneltmezdi. Eryndra gözlerini kaçırmadan cevapladı. “Hayır efendim. Sadece saldırdı.” Kael kısa bir anlığına duraksadı fakat hiçbir şey söylemedi. Komutanın bakışları ikisinin arasında gezindi; daha sonra yavaşça sandalyesine yaslandı. “Bu bölgedeki cadı faaliyetleri giderek artıyor,” dedi derin bir iç çekerek. “Nedeni hâlâ belirsiz… ama bugün iyi iş çıkardınız.” Kael hafif bir gülümsemeyle, “Teşekkürler.” dedi, Eryndra ise sadece başını eğdi. Komutan onları serbest bıraktığında koridora çıktılar. Kael konuşmak istedi fakat Eryndra hiç fırsat tanımadan yürümeye devam etti. “Yarın görüşürüz Kael” dedi Eryndra “ben odama geçeceğim. Bugünlük bu kadar.” Arel omzunu hafifçe kaldırdı ve alaycı bir tavırla “Tamam… ama yarın yine aynı takımdayız. Kaçışın yok.” Dedi. Eryndra arkasını dönmeden, “Biliyorum,” diyerek diyaloğu sonlandırdı. Kael’den uzaklaştığında koridor sessizliğe gömüldü.. kulağında hala ölen cadının sesi yankılanıyordu, “Gücümü neden senin üzerinde kullanamıyorum biliyor musun?” Neden bu söz ona bu kadar tanıdık geliyordu?Neden o an cadının gözlerinde bir korku değil, bir tanıma görmüştü? Derin bir nefes aldı ve başını salladı. “Saçmalama,” diye fısıldadı kendi kendine. “Sadece uyduruk bir cadı manipülasyonuydu.” Sarayın koridorlarından geçerken, duvarlardaki gölgeler sanki onu süzüyor, nefesini izliyor, bastığı her adımı takip ediyordu. Sanki birileri onu izliyordu. Bir an durdu ve arkasına baktı. Kimse yoktu. Yine de içinde huzursuz bir şey kıpırdadı.Odası koridorun en sonunda, sarayın daha az kullanılan kanadındaydı.

Eryndra çalışma odasının ağır ahşap kapısını aralayıp içeri girdiğinde odamın karanlığı onu bir örtü gibi içine çekti. Yağ lambasının sönük ışığı duvarlarda titrek gölgeler oluşturuyor, masanın üzerinde üst üste yığılmış raporlar odanın havasını boğucu bir sessizlikle dolduruyordu. Masaya oturdu. Birkaç dakika boyunca yalnızca boş kâğıtlara baktı. Normalde böylesine sessiz bir ortam, zihnini toparlamasına yardımcı olurdu; fakat bu sefer düşünceleri kendi etrafında dönen karanlık kuşlar gibiydi, her biri kanatlarını daha sert çırpıyor, daha büyük bir gürültü yaratıyordu. Cadının o sözleri kulağının içinde yankılandı: “Sylra” Eryndra kaşlarını çattı. “Saçmalık…” diye mırıldandı, fakat sesi kendi kulağına bile ikna edici gelmedi. Bir süre daha dosyalara gömülmeyi denedi fakat zihnindeki uğultu, harflerin üzerine gölge gibi düşüyordu. Saatler geçti; yağ lambasındaki alev neredeyse sönmeye yüz tuttuğunda Eryndra derin bir nefes aldı, saatine baktı ve ayağa kalktı. Saat olması gerektiğinden geçti, saatlerce raporları izleyip düşünceleriyle yalnız kaldığı için zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark edememişti. Odadaki ağır havayı arkasında bırakarak dışarı çıktı. Sarayın koridorları gecenin sessizliğine gömülmüş, nöbetçilerin metal zırhlarının uzaktan gelen tıkırtıları dışında tek bir ses yoktu. Koridor, lambaların titrek ışıklarıyla sarıya çalan ince bir sis tabakasına bürünmüştü adeta. Saraydan çıkmak için ana kapıya doğru ilerliyordu ki, sağ tarafta bulunan büyük toplantı salonunun kapısı hafifçe aralıktı. Normalde gün batımından sonra bu kapı sıkı sıkıya kapalı olurdu. Eryndra, ilk başta önemsemeden yoluna devam etti; fakat içeriden kulağına tanıdık bir ses çarptı. Kral’ın sesi. Ve… yalnız değildi. Adımları istemsizce yavaşladı. Salonun bulunduğu tarafa doğru bir adım attı. Kapı aralığından sızan ışık koridora ince bir çizgi gibi düşmüştü. İçeriden bir başka ses geldi—daha yaşlı, daha alçak, ama bir o kadar da gür bir ses… Eryndra’nın kalbi bir an durur gibi oldu. Kaşları çatıldı. Kral’ın bu saatte ne işi olabilirdi? Üstelik bu konuşmanın gizli yapıldığı her hâllerinden belliydi. Merakı ağır bastı. Sessizce kapının yanına ilerledi, nefesini tuttu. Avuç içi kapının soğuk yüzeyine değdiğinde içerideki konuşma daha net duyulur hale geldi. Kral'ın tok ve yorgun sesi konuşuyordu: “Hazırlıkların hızlandığını söylüyorlar. Bu iş fazla uzun sürdü, daha ne kadar gizleyeceksin?” Gizemli adamın sesi gergin ve boğuktu. “Elimden geleni yapıyorum. Sende şu işe yaramaz adamlarına hızlanmalarını söyle daha fazla beklemeyeceğim Verholt.” “Peki…” Kral… Korktu mu? Birinin elini masaya vurduğu duyuldu. “Zamanımız kalmadı. O, farkına varmadan bitmesi gerekiyor.” Eryndra’nın nefesi boğazına takıldı. O. Bahsettikleri kişi… Kim. Bir sandalye gıcırtısı ve Kral’in daha düşük ama keskin bir sesi: “Merak etmeyin. Ne pahasına olursa olsun görevimi yerine getireceğim.” Eryndra’nın parmak uçları uyuştu. Kral’ın bu kadar soğukkanlı, bu kadar kararlı konuştuğunu hiç duymamıştı. Kral devam etti: “Yakında doğru zaman gelecek. O ana kadar… oyunu sürdürmeye çalış. Yakınında duracak güvenilir birini gönderdim, ona çok güveniyor.” Eryndra’nın kalbi bir anda boşluğa düşmüş gibi oldu. Yakınında duracak… güvenilir biri… Kim güveniyor… Ayak sesleri kapıya doğru yaklaşınca Eryndra hızla gölgelere çekildi, duvara yaslanarak nefesini tuttu. Kapı aralandı ve kral dışarı çıktı. Yüzünde alışılmış sıcak ifade yoktu; bakışları keskin, adımları ise olağandan daha sertti. Eryndra karanlıkta kalmış halde onu izledi. Kral, koridorun aydınlık tarafına doğru yürürken bir an başını hafifçe çevirdi—sanki biri onu izliyormuş gibi. Ama kimseyi göremeyince adımlarına devam etti. O gidince kapı tekrar kapandı Koridorda yalnız kalan Eryndra, bir süre hareket edemedi. Kolları yanında ağırlaştı, nefesi göğsüne takılıp kaldı. Yutkundu, ama boğazından geçip gitmeyen bir öfke ve kırgınlık düğümü vardı. Başını kaldırdı. Gözlerinde öfke yoktu. Korku da yoktu. Sadece derin, keskin bir sessizlik.

Bölüm sonu

2 yorum