birinci bölüm budur. diger iki bölüm tanıtım ve açıklamadan olusuyor. İlk kitabım bundan saygı duyun lütfen. aklımda pek bir sey yok aslında ama yazıcam. yazım yanlışı varsa özür dilerim gecenin birinde yazıyorum Ve bu bölüm kısa olabilir. Daha uzun yazmaya calısırım. Diğer sey ise yanlısıkla tanıtımda ölü bir kadının ismini kullanmısım. Özür dileyerek ismini DEGİSTİRDİM. İyi okumalar. 💙
---
'Jisung'
Saatimin gürültülü sesi odamın etrafını doldurunca, yarım kalan uykum ile kaşlarımı çatmış homurdanarak telefondan kurduğum saati kapatmıştım. Saatin rahatsız edici sesi kesildiğinde kaşlarım gevşemiş fakat gördüğüm saat ile tekrardan çatılmıştı. Saat daha yedi buçuktu. Bir saatim daha vardı! Peki neden bu kadar erkene kurmuştum ki saati?
Kara kara bunu düşünürken dün gece ani bir kararla hayatımı düzene girecek düşüncesiyle kurmuştum bu alarmı. Bir süre tavana boş boş baktıktan sonra uyandığım için geri uyuyamayacaktım. Telefonu geri masaya bırakıp, üstümde ki yorganı çekip yataktan kalktım. Tüylü mor terliklerimi giydikten sonra iki adımlık olan evimde tuvalete girmiş geri kapıyı kapatmıştım.
Aslında evde tek yaşıyordum fakat kapıyı kapatmadığım zaman sinirim bozuluyordu. Yüzümü soğuk su ile yıkamış, tuvaletten çıkmıştım. Ne yapacaktım şimdi? Boş boş oturup telefona mı bakacaktım? Evet.
Acaba Seungmin uyanmış mıydı? Uyanmışsa iyi olur. Daha uyanalı on dakika bile olmadan sıkılmaya başlamıştım. Tuvalet kapısının önünde durmak yerine hemen karşı kapıda olan salona girmiş, kapıyı tekrardan kapatmıştım.
Salonda yürüyerek kendimi koltuğa atmış, hemen önümde duran kumandayı eline alarak bilmediği kanalarda geziniyordum. Sabahın yedisinde ne olabilir sizce? Çizgi filim. Oflayarak televizyonu kapattım.
"Bu sefer erkenden gitsem ne olur ki" düşüncesi ile kalktığım koltuktan adeta bir jet gibi odama gitmiş dolabı açıp içine bakmıştım. İki saat ne giyeceğimi düşünmektense elime geçen düz pantolon ile beyaz bir üst geçirmiştim. Sandalyeme attığım deri ceketide aldıktan sonra aynaya dönmüş saçımı ellerim ile düzeltmiştim.
Telefonumu da cebime sıkıştırıp anahtarı aldım. Evden çıkmış, daha yeni yeni aydınlanan sokaklarda yürümeye başlamıştım. Telefonumun çalması ile irkilmiş hızla elimi cebime atıp telefonu çıkartmıştım. Seungmin arıyordu.
J : Alo
S : Jisung şirkete geliyor musun bugün?
J : Evet geliyorum yoldayım şuan neden ki?
S : Ne olacak? Senin şu patronunun yarım saattir gelmesini bekliyorum. Dondum burada!
J : Bekle iki dakika. Hemen ordayım.
Seungmin'in cevabını beklemeden telefonu kapatmış, adımlarımı hızlandırmıştım. Şirket saat sekizde açılıyordu fakat bazen Minho -ki benim patronum oluyor- erken gelip yedide şirkete girerdi. Büyük ihtimalle de Seungmin, Minho'nun erken geldiğini düşünüp gelmişti bu kadar erken. Ki zaten Seungmin geç geldiği zamanı hiç görmemiştim.
...
Otobüs durağına kadar yürümüş sonrasında saniyesine yakaladığım otobüse binmiştim. Eğer daha hızlı yürümezsem büyük ihtimalle otobüsü kaçıracaktım. Ki şansıma otobüste tıkış tıkıştı.
Yarım saatlik yolu ayakta geçirdikten sonra otobüsten zar zor inmiş, biraz daha yürüyerek şirketin önüne geldiğimde Seungmin yere çökmüş bir şekilde etrafa baktığını gördüm. Beni görünce hızla ayaklanmış kaşlarını çatmıştı.
S : İki dakika dedin bir saat geçti!
J : Eğer otobüsü kaçırsaydım bir saat olurdu.
S : Zaten iki saattir burada bekliyorum. Hani erken geliyordu şu Minho!
J : Akılı arkadaşım. Hani sende patronun telefon numarası var ya? Beni arayacağına onu arasaydın?
Mantıklı verdiğim cevap ile Seungmin bana bakmış gözlerini kırpıştırıp kaşlarını kaldırmıştı. Cidden hiç düşünmemiş miydi böyle şeyi? Kendi kuzeni sonuçta. Numarası illa ki vardır.
S : Mesaj atmıştım aslında. Ama aramadım hiç..
J : Gecenin dördünde bile görüldü attan adam sence mesaja bakar mı sabahın köründe Seungmin?
Seungmin iç çekmiş, yüz yılda söylediğim şeyi onaylayıp dinlemişti. Telefonunu montunun cebinden çıkartıp Minho'yu aramıştı. Telefon açılınca karşıdan gelen ses fazla boğuk geliyordu.
M : Ne oldu sabahın köründe.
S : Şirketin kapısında iki saattir bekliyorum. Ne zaman gelip açmayı düşünüyorsun Minho?
M : Hastayım.
S : Ne olmuş hastaysan? Gelip açacaksın şirketi sonra evine dönersin. İşim var benim burada! Para kazanıyorum
M : Seungmin. Birincisi sana para gelmesi için benim şirkette olmam gerek. İkincisi şirkette olmazsam kim işleri halledecek? Hepsini Jisung'a yükleyemem. Üçüncüsü hastaysam diğerlerine de bulaşır. Benim yerime birisini de görevlendiremeyeceğime göre bugün iş yok.
S : Nasıl yok ya! Boşuna mı geldik biz!
M : Tamam Seungmin görüşürüz.
Minho Seungmin'¡n sorduğu cümleye cevap vermeden kapatmıştı telefonu. Belliydi hasta olduğu. Sesi fazla boğuk çıkıyordu. Ve ara sıra öksürüyordu. İyiki de gelmemiş. Yoksa tüm işlerini bana yükleyecekti! Ve böyle bir şey olursa büyük ihtimalle istifa etmenin bilmem kaçıncı planını kullanacaktım. Ya da nasıl patrona gözükmeden kaçılır planını yaparak..
---
Evet bebeler. Üç gündür şu bölümü üşenmeden tamamlamaya çalışıyorum. umarım olmuştur pek içime sinmedi ama alışıcam (sanırım) Gece birde başladım bunu yazmaya sonra uyuya kalmışım cuma günü ödevler üst üste geldi onu bitirmeye Çalıştım. Bugün (cumartesi günleri) benim kursum var. Şuan otobüste devam ettirdim. Yorum yapıp beğenin pls 🙏🏻 🙏🏻 Mwwuah! 💙
>3
750 kelime