20 Nisan 1926: İlk Düdük...
O yılların en gelişmiş yolcu lokomotifi olan Xavier 19’un açılışı yapılacaktı. Baş mühendis John Howard, bu anı büyük bir heyecanla bekliyordu. Ustalık eseri lokomotif, nihayet cehennem gibi sıcak ve kapkara raylara değecekti.
20 Nisan sabahı, açılış töreni Xavier Trains firması başkanı William Xavier tarafından bizzat gerçekleştirildi. Yeni nesil yolcu lokomotifi, ilk yolculuğuna çıkmaya hazırlanıyordu.
Kaptan makinist olarak seçilen kişi, o dönemin en deneyimli makinisti Albert Haimer’di. Sefer saati yaklaşırken William Xavier, tren garına kurulmuş ladin kürsüye çıktı. Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı:
— Saygıdeğer yolcular ve gar çalışanları, bugün büyük bir devrimin başlangıcını kutlamak için toplandık. Altı yıldır canla başla çalıştığımız Xavier 19 lokomotifi sonunda ilk seferine çıkacak. Bu yolculuğun hikayesini size anlatması için baş mühendisimiz Sayın John Howard’ı davet ediyorum.
Alkışlar eşliğinde John Howard kürsüye çıktı.
— Saygıdeğer yolcular, bu gururu yaşamak benim için tarifsiz bir mutluluk. Hayalim sonunda gerçek oldu; ustalık eserim artık raylara değecek. Altı yıl süren zorlu çalışmaların ardından hissettiklerimi kelimelerle anlatmak zor... Ama lafı uzatmayayım, sevgili başkanımız Sayın William Bey’i kurdeleyi kesmesi için davet ediyorum.
William Xavier, kızıl kurdeleyi makasla kesti. Yolcular heyecanla lokomotife akın etti.
Albert Haimer makinist koltuğuna oturdu ve lokomotifi hazırlamaya başladı. O esnada başkan William yanına yaklaştı.
— Her şey hazır, sorun yok değil mi Albert?
Albert, kararlı bir gülümsemeyle yanıt verdi.
— Her şey yolunda, efendim.
William gömleğini düzeltti, kravatını gevşetti.
— İyi yolculuklar, sağ salim varın.
Albert, William’ın omzuna dokunup güven verici bir gülümsemeyle yanıt verdi.
— Teşekkür ederim efendim.
Ve öylece, döneminin devrimi olan lokomotif ilk yolculuğuna başladı.
20 Nisan 1926, Saat 15:26
Gün batımı, trenin penceresinden yavaşça süzülüyordu. Hafifçe titreyen raylar ve fısıldayan rüzgar, yolculuğun sakinliğini bozmaya niyetli değildi. Tren vagonunda, İtalyan kardeşler Riccardo ve Roberto yan yana oturuyordu.
Roberto, dışarı pencereden bakarken, Riccardo onu izliyordu. Bir süre sessizlik hakim oldu. Sonra Riccardo dayanamadı:
— Xavier 19 hakkında ne düşünüyorsun?
Roberto kısa bir süre düşündü, başını hafifçe eğdi:
— Hızlı bir tren. Ama sadece hız değil, bu dönemin diğer lokomotiflerinden tamamen farklı bir şey.
Riccardo şaşırmıştı.
— Gerçekten mi? Ne kadar farkı var ki?
Roberto ellerini kenetleyip açıkladı:
— Mesela hız... Bu dönemde çoğu lokomotif 80-120 km/s hız yaparken, Xavier 19 tam 180 km/s ile gidiyor. Bu devrim gibi bir şey.
Riccardo etkilenmişti.
— 180 km/s inanılmaz! Ama hız sadece bir yönü değil mi? Başka farkları neler?
Roberto derin nefes aldı.
— Yakıt tüketimi çok daha az. Aynı mesafeyi daha az yakıtla alabiliyor. O zamanlar için gerçekten büyük bir yenilik.
Riccardo, bacasındaki filtrelerden bahsetti.
— Daha az ve temiz duman çıkarıyor, değil mi?
Roberto gülümsedi.
— Evet, çevreye duyarlı bir teknoloji.
Konuşma devam etti:
— Yolcu kapasitesi de yüksek. Önceki lokomotifler az sayıda yolcu taşırken, bu çok daha fazla taşıyabiliyor.
Riccardo düşünceliydi.
— John Howard gerçekten gurur duymalı böyle bir tasarım için.
Roberto sessizce yanıtladı:
— Evet, ileri görüşlü biri. Biz de onun gibi, zorluklar karşısında yeni yollar arıyoruz.
Riccardo gülümsedi.
— Ama adım adım. Doğru zamanda, doğru yerde olmak başarıdır.
Tren hızla ilerlerken, makinist Albert Haimer lokomotifi huzurla sürüyordu. Birden telsizden istasyon şefi Hans Ziebel’in sesi duyuldu.
— Sayın Haimer, Frankfurt İstasyon Şefi Ziebel. Yolculuk durumu nedir?
Albert derin bir nefes aldı.
— Şu anda yolculuk iyi, yakında Frankfurt’ta olacağız.
Ancak Ziebel’in sesi kesik kesikti.
— Efendim, sesiniz kesiliyor.
Albert şaşkınlıkla:
— Anlamadım?
Telsizden ses gelmeyince Albert panikledi:
— Hey! Sesim geliyor mu? Cevap verin!
Ses çıkmayınca sinirlenip bağırdı:
— Lanet olası aptal cihaz! Neden şimdi bozuldu ki?
Kazan dairesinde, yaşlı Joe kömürleri son kez attı, alnındaki teri omzundaki bezle sildi. Fırın aniden alev püskürttü. Joe iç çekip söylendi:
— İki dakika sakin olamaz mısın? Fıtık derdimi çekiyorum, bir de bu ocaklarla uğraşıyorum! Emekli olacağım sanırım.
Küreğiyle kömürleri düzeltirken borulardan birinin şişip kızardığını fark etti. Hemen dışarıda sigara molasında olan meslektaşı Richard’a seslendi:
— Richard! Koş! Boru şişti!
Richard şaşkınlıkla döndü:
— Ne dedin? Boru mu şişti?
Joe sinirli:
— İlk cümlemde söyledim ya!
Richard burun köprüsünü sıkarak cevap verdi:
— Tamam tamam, patlama geliyor.
Richard kazan dairesine girmişti ki boru patladı. Patlamanın şiddetiyle lokomotif önce patladı, ardından birinci vagona alev sıçradı. Lokomotif raydan çıktı ve tünel girişine çarparak ikinci kez patladı.