"Bol bol ye." Eşi, Jungkook'un tabağına yemek doldururken konuştu yaşlı adam.
Bilardo oynamalarının ardından Yuma, Jungkook'u alıp birlikte ailesiyle yaşadığı eve getirmişti ve gelir gelmez hep birlikte sofraya kurulmuşlardı.
Yuma'nın annesi Hikari, Jungkook'a yemeğini verirken bir yandan da konuşuyordu. "Japonya'da bir deyim vardır: Ne kadar yersen o kadar yaşlısındır. Dedem birini işe almadan önce önüne 3 öğün yemek koyarmış. En çok yiyene işi verirmiş, çünkü en iyi işi onlar yaparmış."
"Bana iş falan mı vereceksiniz?" Önüne koyulan dolu tabağı görünce alayla sordu Jungkook. Hikari güldü ve Jungkook'un saçlarını karıştırdı.
"Yemekten sonra bulaşıkları yıkar mısın?" Haruto utanmazca sordu Jungkook'a. "Oğlum, misafirimizle böyle konuşma!" Oğlunun bu saygısızlığına karşın annesi onu uyarmıştı fakat oğlu pek oralı değildi.
"Yuma'nın Kore'deki ilk işi bulaşık yıkamaktı." Söyledikleriyle Jungkook şaşırmıştı. "Yok artık!"
Yuma ağzında ki büyük ekmek parçasıyla cevap verdi. "O işten bu işe girdim. Canıma kıymadan önceki son işim masa beklemekti."
"Hani şu müzik grubuydu?" Jungkook merakla sordu. "Onu da yaptım." Jungkook'un merakının aksine Yuma umusamazca konuştu.
"Keşke senin yanında olabilseydik, Yuma." Hikari üzgünce oğluna sarıldı. "Bak Jungkook, biz her zaman bir arada olduk. Önce Japonya'da, sonra Kore'de, şimdi de burada. Katsu ile ben buraya geldiğimizde oğlanları tek başlarına bırakmıştık. Onlara bakacak kimse..."
"Anne, hepsi geçti, unut artık bunları." Annesinin ağlayacağını anlayan Yuma hemen sözünü kesip alnını öptü ve onu sakinleştirmeye çalıştı.
Katsu karşısındaki görüntüyü umursamadan dikkatini Jungkook'ta toplamıştı. "Sen nerelisin Jungkook?"
"Busan." dedikten sonra suyunu yudumladı.
"Peki ya ailen?"
"Uzun hikaye. Onlarla bir süredir konuşmuyordum. Onlar da birbirleriyle konuşmuyordu." Hikari Jungkook'a üzgün gözlerle baktı. "Çok yazık."
Jungkook boş bardağı bırakırken Hikari'yi onayladı. "Her aile bizimkine benzemez." dedi Katsu kendini beğenmiş bir tavırla. Yuma sigarasını dudaklarına yerleştirdi. "Doğru."
Katsu elindeki, yarısına kadar dolu olan içki bardağını kaldırdı. "Hepimize! Birlikte olmamıza! Şerefe!" Diğerleride onunla birlikte bardakların kaldırıp tokuşturdular.
Yemeklerin bitmesiyle hep birlikte sofrayı topladılar. Ardından Yuma, babası ve annesi televizyonun karşısında maç seyrederken Jungkook ve Haruto birlikte bulaşıkları yıkamaya başladılar.
"Biliyor musun, buraya çok daha uzun zaman önce gelecektim." Haruto, elindeki tabağı kurutan Jungkook'a söyledi.
"Neden?" Elindeki kuruttuğu tabağı masanın üzerine yerleştirdi Jungkook. "10 yaşındaydım, futbol finallerine kalmıştık. Ben okulun kalecisiydim."
"Yuma! Yuma!"
Yuma çıplak üstünü umursamadan sinirle odasından çıktı. "Ne bağırıyorsun, aptal velet!" Karşısındaki manzarayla kaşlarını çattı.
"Daha iyi olan bizim takımımız olmasına rağmen nasıl olur da kaybederiz? Hak etmiştik üstelik. Topun bir türlü kaleye girmeyeceği tuttu. Ve finalde kazandılar. Hayatta bu kadar bile adalet yoksa yaşamanın anlamı ne? Bunun cevabını ver, çünkü tanıdığım en zeki adamsın sen. Yaşamak için tek bir sebep söylemez ve hayatın anlamını açıklamazsan kendimi asacağım." dedi sarı saçlı çocuk ağlayarak.
Yuma, karşısında boynuna geçirdiği kırmızı iple, masanın üzerinde ayakta durup ağlayan kardeşine alayla baktı. "İn masadan." Abisinin sakin sesiyle söylediklerinin üzerine kafasını iki yana salladı çocuk. "Olmaz, önce söyle."
Kardeşinin konuşması sırasında yaktığı sigarayı ağzından çıkardı. "Masadan in, sana söyleyeceğim." Çocuk biraz düşündükten sonra boynuna beceriksizce doladığı ipi çıkardı ve masadan indi.
Küçük kardeşi karşısına geçtiğinde suratına tokadı indirdi Yuma.
"Salak velet."
Kardeşinin yere düşüp ona dolu gözlerle bakmasını umursamadan sigarasını tüttürerek odasına girdi.
"Sana tokat mı attı?"
"Evet. Bana ne anlatmaya çalıştığını falan bilmiyorum, ama birkaç ay öncesine kadar intihar düşüncesini uzak tutmuştu benden." Çocuğun anlattıklarını dinlerken arkasını döndü ve çok içtiği için sızıp kalan Yuma'yı ve onu koltuğa yatırıp üzerini örten kadını izledi.
"Sizi böyle görünce bizimkileri özledim sanki, çoğu zaman beni delirtiyor olsalar da." Jungkook elindekileri bıraktı ve karşısındaki aileyi izlemeye devam etti.