Londra, eşsiz Londra’da başlıyor hikayemiz. Bu şehirde toplam 5 milyon insan yaşıyor. Evet, akıl almaz bir insan sayısı. Bunu bende biliyorum ama Paris’te toplam 12 milyon insan yaşıyor. Bu daha da akıl almaz bir insan sayısı. Biz şimdi Londra’ya hikayemize dönüyoruz. Çünkü hikaye Londra’da geçiyor.Bir varmış bir yok muş, Londra’nın sokaklarında bahar rüzgarları eserken kameramız yıkık bir inşaata yaşayan üç kişilik yoksul aileye dönüyor. Orada bir anne bir abla birde küçük çocuk Mia var. Ço şiddetli soğuk basmıştı. Öyle kötü ve güçlü bir fırtınaydı ki ağaçlar sallanıyordu. Lou ve ablası battaniyelerine sıkı sıkı sarılmışlardı. Amaia’nın gözü yaş içlerindeydi. Amaia’nın ablası Lou onu sakinleştirmeye çalışsa da hiç bir şey iyiye gitmiyordu. Annelerinin dehşet dolu haykırışım içten içe kardeşlerin kalplerine dokunuyor ve iç karartıyordu. Lou 14, Louis 18 yaşında olmasına ramen evlerinde ( ev denen o yerde ) susmuş oturuyordu. Annelerinin akıl sağlığı pek yerinde değildi. O yüzden annelerine asla okula gitmek hakkında tek kelime etmezlerdi. Bu konuyu önemsemez gibi gözükselerde, çok üzülüyorlardı. Güneşin batışı, ayın gökyüzünde tekrar yerini almasıyla, kardeşlerin anneleri elinde tek ekmek ile harabe yani ev dediklerin o yere geldi. Lou açlık ve soğuktan kendini soğuk hissetmeye başlamıştı. Fakat Mia’yı doktora götürecek durumları yoktu. Kuşlar, bülbüller sanki gecenin özetini anlatan bir şarkı söylüyorlardı. Anne yorgunluk, Lou kuş sesi ile hemen uykuya dalmıştılar. Mia ise saatler geçmesine rağmen hala yatak denen o üzerine yorgan serilmiş tahta parçasının üzerinde durup, uyumaya çalışıyordu. Sadece çalışmakla kalıyor, gözüne uyku girmiyordu.Yeni günün doğuşuyla, Herkeste ufak bir kıpırtı olmuştu. Londra “ GÜNAYDIN” sesiyle inliyordu. Evlerden neşeli şarkılar eşliğinde Lou ve annesi uyandı. Mia hiç uyumamışsa o nasıl uyanacaktı. Yine sıradan bir gündü. Sıkılmanın elinde olduğu bir gün. Derken inşaatın önünde bir servis belirdi. Mia merak edip servisin arkasındaki plastik yere oturdu. 5 dakikaya yakın bir süre sonra, sırtında çanta olan bir kız servise bindi. Kız biner binmez servis hızla yola koyuldu. Mia’nın aklına ilk başta atlamak gelsede evi bulamama korkusundan olduğu yerde kaldı. Kısa bir süre ardından servis yavaşlamaya başladı, ardından durdu ve sakince-e kapılarını açtı. İçinden 10 - 18 yaşları arası çocuklar servisten indi. Mia yaşıtlarını görünce birden plastik bölmeden atlayıp bahçeye yöneldi. Giriş kapısında “ Bilim Orta Okullu ve Lisesi ” yazıyordu. Mia bir motor sesiyle ürküldü. Bir baktı servis orada yoktu. Korku ve dehşet içinde Mia okula giren çocukların arasına karıştı. Okul binasının içine girmedi, sadece bahçede kalıp bir sınıfın yanında çimlere uzandı. Yaklaşık 15 dakika sonra gür bir zil sesi duyuldu. Sınıfların içine teker teker öğrenciler doluştu. Birden bir kadın sesi geldi. Mia hemen pencereye yöneldi. Bu bir ÖĞRETMENDİ! Mia kendini birden matematik dersinin içinde buldu. Kitaplar arasında bir yolculuk yapmıştı sanki, artı, eksi, bölme , çarpma ve köküne ayırma… Daha birçok denklemm anlattı öğretmen. Mia ilk defa bir okula girmişti. 20-30 dakika meraktan dersi dinleme, 10-15 dakika bahçede oynama teneffüs de ise okulu inceliyordu. ( bu okulda ilk günü. ) 4 derstir aynı şeyi yapan Mia’nın gözü çocuk göremez oldu. Ardından tüm çocukların okulun içindeki merdivenlerden aşağı inerken gördü. Mia’da dayanamayıp merdivenlerden aşağı indi. Birde ne görsün! Kocaman bir yemekhane. Mia’nın gözleri parladı. Hemen boş bir yere oturdu. O günün menüsünde makarna tavuk ve salata vardı. Yanında buz gibi limonata ve karadut suyu. Mia o gün ziyafet çekmişti. Son kalan iki derste çocuklar bahçede ip atlamak ve top oynamakla geçirdiler. 2. Ders bitimine yakın kapıda yine servisler belirdi. Mia hem çok güzel bir gün geçirmişti hemde eve dönÜşünün yolunu artık biliyordu. Öğrenciler birden içeriye doğru koştu. Sonra hepsi çantalı bir şekilde servislere bindiler. Mia inşaatın önünden servise binen kızı gördü ve onu takip etti. Bindiği servisin arkasındaki plastik yere geçti. Artık gün batıyordu. Mia eşsiz güzellikteki güneşin batışını
izlerken, servis inşaatın önüne geldi. Frenlerini sıktı ve durdu. Mia ordan indi. Mia’nın mutluluğu gözlerinden okunuyordu. İlk defa AÇ DEĞİLDİ! Annesi meraklanmıştı.Çünkü herzaman ilk o yemeğe atlardı.