1409
Rüzgâr, Eldridge evinin pencerelerini hafifçe sallıyordu.
Altı yaşındaki Noctis, şöminenin önünde diz çökmüş tahta parçalarıyla oynuyordu.
Birden eli titredi.
Oyuncak yere düştü.
Annesi hemen yanına koştu.
“Noctis?”
Küçük kız cevap veremedi.
Nefesi hızlandı.
Parmakları kasılmaya başladı.
Gözleri boşluğa sabitlendi.
Lumian elindeki kitabı bırakıp yanına çöktü.
“Noctis!”
Küçük beden şiddetle titriyordu.
Daha önce de olmuştu.
Ama bu sefer…
Çok daha kötüydü.
Annesinin sesi titredi.
“Lumian…”
“Bu sefer farklı.”
Lumian kızını kucağına aldı.
“Nefes al…”
“Noctis, bana bak.”
Kızın gözleri kapanmaya başladı.
Köyde yaşayan yaşlı bir kadın vardı.
Cadılar ona şifacı derdi.
Eski otları, şifa büyülerini ve çocuk hastalıklarını herkesten iyi bilirdi.
Lumian hızla pelerinini aldı.
“Evelyn.”
Karısı başını kaldırdı.
“Onu hemen şifacıya götürmeliyim.”
“Eve kim gelecek ki?”
Lumian tereddüt etti.
Sonra başını salladı.
“Hava kararmadan döneriz.”
Evelyn gülümsedi.
“Noctis bana emanet et.”
Lumian kızını sıkıca sardı.
“Korkma.”
“İyileşeceksin.”
Noctis yarı baygın hâlde sadece başını sallayabildi.
At arabası ormanın içinden hızla ilerliyordu.Lumian sürekli kızının alnını kontrol ediyordu. Ateşi düşmüyordu. Saatler sonra şifacının kulübesine ulaştılar.Yaşlı kadın kapıyı açar açmaz Noctis’e baktı.Yüzündeki ifade değişti.
“Bu sıradan bir hastalık değil.”
Lumian endişeyle sordu.
“Nesi var?”
Kadın cevap vermedi.
Noctis’in ellerini tuttu.
Uzun süre sessiz kaldı.
Sonra fısıldadı.
“…Bu çocuk büyüyü içine çekiyor.”
Lumian kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bilmiyorum.”
“Hayatımda ilk kez görüyorum.”
“Onun içinde eksik olan bir şey var…”
“…ama aynı zamanda olmayan bir güç de var.”
Lumian hiçbir şey anlamamıştı.
Şifacı birkaç bitki hazırladı.
Noctis’in ateşi yavaş yavaş düşmeye başladı.
Kadın derin bir nefes aldı.
“Şimdilik tehlikeyi atlattı.”
Gece olmuştu.
Lumian kızını tekrar arabaya bindirdi.
“Bak…”
“İyisin.”
Noctis yorgun bir gülümsemeyle babasının elini tuttu.
“Eve gidelim.”
Ormanın çıkışına geldiklerinde…
Bir sessizlik vardı.
Hiç kuş sesi duyulmuyordu.
Lumian’ın içini tarif edemediği kötü bir his kapladı.
At arabasını hızlandırdı.
Ev göründüğünde…
Kapı açıktı.
Lumian’ın kalbi sıkıştı.
“Noctis.”
“Arabadan inme.”
Koşarak eve girdi.
Sessizlik…
Masadaki tabak yere düşmüştü.
Sandalye devrilmişti.
Duvarlarda kan vardı.
“Lumian…”
Çok zayıf bir ses.
Yatak odasına koştu.
Evelyn yerde yatıyordu.
Elbisesi kana bulanmıştı.
Boynunda iki derin yara vardı.
Lumian dizlerinin üzerine çöktü.
“Hayır…”
“Evelyn…”
Kadın güçlükle gözlerini açtı.
“Onu…”
“…koru.”
Lumian elini tuttu.
“Konuşma.”
“Seni iyileştireceğim.”
Evelyn başını yavaşça salladı.
“Hayır.”
“Geç kaldın.”
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
“Noctis…”
“…bunu görmesin.”
Lumian’ın elleri titriyordu.
“Beni bırakma.”
Kadın son kez gülümsedi.
“Seni…”
“…hep sevdim.”
Nefesi kesildi.
Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü.
Kapının önünde küçük ayak sesleri duyuldu.
Noctis.
Babasının sözünü dinlememişti.
Kapıda durmuş, annesine bakıyordu.
Ne olduğunu tam anlamıyordu.
Sadece babasının ilk kez bu kadar çaresiz olduğunu görüyordu.
Lumian arkasını döndü.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
Noctis usulca sordu:
“Anne…”
“…uyuyor mu?”
Lumian cevap veremedi.
O gece…
Bir cadı eşini kaybetti.
Bir kız annesini kaybetti.
Ve bir baba, hayatının geri kalanını değiştirecek yemini etti.
Başını gökyüzüne kaldırdı.
Gözlerinde artık yalnızca yas değil…
Öfke vardı.
“Bir daha hiçbir vampir, benden bir şey alamayacak.”
O an Lumian Eldridge öldü. Yerine, intikam isteyen bir vampir avcısı doğdu.
Yıllar sonra…
Ormanın içi sessizdi.
Ay ışığı ağaçların arasından süzülüyordu.
Noctis artık on yedi yaşındaydı.
Siyah pelerinini omuzlarına çekti.
Elindeki meşaleyi söndürdü.
“İzler taze.”
Lumian diz çöktü.
Yerdeki kanı parmağıyla yokladı.
“İki saatten eski değil.”
Noctis çevresini dinledi.
“Tek kişi.”
Lumian başını salladı.
“O zaman bitirelim.”
⸻
Aylar boyunca aynı vampirin izini sürmüşlerdi.
Köyler boşalıyordu.
İnsanlar kayboluyordu.
Hiç kimse onu durduramıyordu.
Sadece bir isim biliyorlardı.
Valerius.
Kim olduğu bilinmiyordu.
Nereden geldiği de.
Sadece ardında cesetler bırakıyordu.
⸻
Harap bir kilisenin kapısını ittiler.
İçerisi karanlıktı.
Noctis fısıldadı.
“Burada.”
Tam o anda…
Bir alkış sesi duyuldu.
Tak…
Tak…
Tak…
Gölgelerin arasından uzun siyah paltolu bir adam çıktı.
Bembeyaz teni…
Altın rengi gözleri…
Yüzünde sakin bir tebessüm vardı.
“Sonunda.”
“Ünlü Eldridge cadısı.”
Lumian kaşlarını çattı.
“Beni tanıyor musun?”
Adam gülümsedi.
“Yıllardır.”
⸻
Valerius ağır adımlarla yürüdü.
“Elli üç vampir.”
“Son on yılda öldürdüğün sayı.”
Lumian büyüsünü hazırladı.
“Bugün elli dördüncü olacaksın.”
Valerius güldü.
“O kadar emin olma.”
⸻
Bir anda hareket etti.
Noctis onu gözleriyle bile takip edemedi.
Lumian büyü fırlattı.
Kilisenin taş duvarları çatladı.
Ama Valerius çoktan arkasındaydı.
Tek darbeyle Lumian’ı duvara savurdu.
Noctis bağırdı.
“Baba!”
Elini uzattı.
Yakındaki mumların alevi istemsizce ona doğru çekildi.
Valerius bunu fark etti.
Durdu.
İlk kez gerçekten şaşırmıştı.
“…İlginç.”
Noctis geri çekildi.
Valerius gözlerini ondan ayırmıyordu.
“Sen…”
“…Siphoner’sın.”
Noctis bu kelimeyi ilk kez duyuyordu.
⸻
Lumian yeniden ayağa kalktı.
“Ondan uzak dur!”
Valerius iç çekti.
“Yıllardır beni arıyordun.”
“Şimdi buldun.”
“Ama…”
“…beni öldürecek kadar güçlü değilsin.”
⸻
Bir anda Noctis’i boğazından yakaladı.
Kız çırpınıyordu.
Lumian bütün gücüyle büyü yaptı.
Kilisenin vitrayları patladı.
Taşlar havaya kalktı.
Ama hiçbir şey Valerius’u durduramadı.
⸻
Valerius bileğini kesti.
Kanını Noctis’in ağzına zorla akıttı.
Noctis başını çevirmeye çalıştı.
Ama başaramadı.
Kanı yutmak zorunda kaldı.
Lumian çığlık attı.
“YAPMA!”
⸻
Valerius sakin bir ifadeyle Noctis’e baktı.
“Şimdi…”
“…babanın en büyük pişmanlığı olacaksın.”
Çıt.
Noctis’in boynu kırıldı.
Bedeni hareketsiz kaldı.
⸻
Kilisenin içinde ölüm sessizliği vardı.
Lumian dizlerinin üzerine çöktü.
Kızını kollarına aldı.
“N… Noctis…”
“Gözlerini aç.”
“Lütfen.”
Cevap yoktu.
⸻
Valerius arkasını döndü.
Tam kapıya yönelirken durdu.
“İntikam…”
“…her zaman yeni bir trajedi doğurur.”
Lumian öfkeyle ayağa kalktı.
“Bunu neden yaptın?”
Valerius omzunun üzerinden baktı.
“Çünkü sen de benim ailemden birini öldürdün.”
“Şimdi…”
“…ne hissettiğimi biliyorsun.”
⸻
Tam çıkacakken yeniden konuştu.
“Birkaç saat içinde uyanacak.”
“Ve kana aç olacak.”
“Eğer onu gerçekten seviyorsan…”
“…onu kendi ellerinle öldür.”
Kapı kapandı.
Sessizlik geri döndü.
⸻
Saatler geçti.
Lumian, Noctis’in başından ayrılmadı.
Şafak sökerken…
Noctis aniden nefes aldı.
Gözlerini açtı.
İrisleri koyu kırmızıya döndü.
Şaşkınlıkla etrafına baktı.
“Baba…”
Lumian’ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Noctis ayağa kalkmaya çalıştı.
Sonra burnuna bir koku geldi.
Dışarıdan geçen bir avcının kan kokusu…
Bir anda boğazı yandı.
Ellerini boynuna götürdü.
“Neler oluyor?”
Lumian cevap veremedi.
Noctis’in dişleri uzamaya başladı.
Korkuyla babasına baktı.
“Açım…”
“Çok açım…”
Lumian onu tuttu.
“Dayan.”
“Ne olur dayan.”
Noctis’in gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Baba…”
“…canımı yakıyor.”
Lumian ilk kez gerçekten çaresizdi.
Ve o an anladı.
Kızını yaşatmıştı.
Ama onu, sonsuza dek taşıyacağı bir lanetin içine sürüklemişti.