İçeriğe geç

THE DEVIL'S PLAYGROUND SEZON 6: BEFORE THE FIRST GATE

Bölüm 3 · 3 dk okuma

THE DEVIL'S PLAYGROUND SEZON 6: BEFORE THE FIRST GATE

Bölüm 3

THE DEVIL'S PLAYGROUND SEZON 6: BEFORE THE FIRST GATE Bölüm 3: İlk Bekçiler

THE DEVIL'S PLAYGROUND

SEZON 6: BEFORE THE FIRST GATE

Bölüm 3: İlk Bekçiler

"İnsanlık tarihi yazılmadan önce bile bir savaş vardı... Ve o savaşı kazananlar, gerçeği sonsuza dek buzların altına gömdü."

Helheim Buz Mağarası

15 Şubat 2027

Saat: 01.09

Kapının altındaki ince siyah çatlak giderek büyüyordu.

İçinden yükselen altın ışık mağaranın duvarlarını aydınlatıyordu.

Bütün buz sütunları titremeye başladı.

Derinlerden gelen kalp atışına benzeyen ses her saniye daha da güçleniyordu.

BUM...

BUM...

BUM...

Her atışta ekip üyelerinin göğsü sıkışıyor, nefes almak zorlaşıyordu.

Alexander dişlerini sıktı.

"Bu ses..."

Logan sessizce cevap verdi.

"Bu bir kalp."

Victoria başını iki yana salladı.

"Hayır..."

"Bu... kapının kendisi."

12.000 Yıl Önce

Victoria, taş kaidenin üzerindeki sembolleri tek tek çözmeye başladı.

Bir anda mağaranın zemini titredi.

Altın harfler havaya yükseldi.

Bütün ekip gözlerini kapatmak zorunda kaldı.

Işık söndüğünde...

Artık mağarada değillerdi.

Kayıp Medeniyet

Karşılarında devasa bir şehir uzanıyordu.

Gökyüzü mora çalıyordu.

Yüzlerce siyah piramit gökyüzüne yükseliyordu.

Şehirde binlerce insan yaşıyordu.

Fakat hiçbiri modern insanlara benzemiyordu.

Bembeyaz giysiler giyiyor, alınlarında altın semboller taşıyorlardı.

Victoria fısıldadı.

"Bu imkânsız..."

"Bu uygarlık tarihte yok."

Tam o sırada yaşlı bir adam onlara doğru yürüdü.

Adam onları görüyor gibiydi.

Elindeki uzun asayı yere vurdu.

"Biz Arkael halkıyız."

"İlk Bekçileriz."

İlk Gölge'nin Doğuşu

Yaşlı adam gökyüzünü işaret etti.

Bulutlar ikiye ayrıldı.

Gökyüzünün tam ortasında siyah bir yarık açıldı.

Yarığın içinden...

Devasa bir göz belirdi.

Tek bir göz...

Ama büyüklüğü bütün şehrin yarısı kadardı.

İnsanlar korkuyla diz çöktüler.

Çocuklar ağlıyordu.

Gökyüzünden siyah duman inmeye başladı.

Duman yere değdiği anda...

İnsan şekline büründü.

İlk kez...

The First Shadow ortaya çıktı.

Ne yüzü vardı...

Ne bedeni...

Sadece karanlıktan oluşan, sürekli şekil değiştiren dev bir varlıktı.

Konuştuğunda bütün şehir diz çöktü.

"Beni siz çağırdınız."

Mühürleme

Yaşlı Bekçi asasını kaldırdı.

Binlerce kişi aynı anda ellerini gökyüzüne uzattı.

Şehrin dört yanında dev taş sütunlar yükseldi.

Sütunlardan çıkan altın zincirler First Shadow'u sardı.

Varlık öfkeyle bağırdı.

O çığlık...

Dağları parçaladı.

Denizleri taşırdı.

Gökyüzünü kararttı.

Ama zincirler kopmadı.

En sonunda siyah taşlardan devasa bir kapı oluştu.

First Shadow yavaş yavaş kapının içine çekildi.

Kapı kapanırken son sözünü söyledi.

"Bir gün..."

"Beni kendi ellerinizle çıkaracaksınız."

Kapı mühürlendi.

Gökyüzü yeniden aydınlandı.

Gerçek Dünyaya Dönüş

Alexander gözlerini açtığında yeniden buz mağarasındaydı.

Kimse konuşamıyordu.

Hepsi aynı görüntüyü görmüştü.

Victoria'nın gözlerinden yaş süzülüyordu.

"Biz..."

"Geçmişi izledik."

Tam o sırada Julian'ın kamerası kendi kendine çalışmaya başladı.

Çekmediği bir video oynuyordu.

Videoda biraz önce gördükleri şehir vardı.

Demek ki bu sadece bir hayal değildi.

Kayıt gerçekten oluşmuştu.

Buzun İçindeki Dev

Nora mağaranın sol tarafındaki buz duvarını incelerken el feneri devasa bir siluete çarptı.

Yaklaşık otuz metre boyunda...

İnsan biçiminde...

Tamamen buzun içine hapsolmuştu.

Göğsünde altın bir mızrak vardı.

Kaidesindeki yazıyı Victoria okudu.

"Arven..."

"İlk Bekçilerin Kralı."

Logan fısıldadı.

"Demek heykel..."

Victoria başını salladı.

"Hayır."

"O bir heykel değil."

"O hâlâ burada."

İlk Çatlak

Tam o anda buzun içinden...

ÇAT!

İnce bir çatlak sesi geldi.

Arven'in parmaklarından biri hareket etti.

Sonra...

İkinci parmağı...

Ardından göz kapakları titredi.

Göğsündeki altın mızrak siyahlaşmaya başladı.

Victoria korkuyla geri çekildi.

"Mühür bozuluyor!"

Kapının üzerindeki bütün semboller aynı anda kırmızıya döndü.

Mağaranın duvarlarında binlerce siyah el izi belirdi.

Hepsi yavaş yavaş aşağı doğru kayıyordu.

Sanki görünmeyen insanlar buzun içinden çıkmaya çalışıyordu.

Son Sahne

Mağaranın en derin noktasından ağır ayak sesleri duyuldu.

DUM...

DUM...

DUM...

Ekip fenerlerini sese çevirdi.

Karanlığın içinden uzun siyah pelerinli biri yürüyerek çıktı.

Yüzü görünmüyordu.

Elinde siyah taşlardan yapılmış eski bir pusula vardı.

Alexander silahını doğrulttu.

"Sen kimsin?"

Yabancı durdu.

Yavaşça başını kaldırdı.

Derin ve sakin bir sesle konuştu.

"Ben Mimar değilim."

"Ben..."

"...İlk Mühür Ustasıyım."

Elindeki pusulayı kapıya doğrulttu.

Pusulanın ibresi aniden dönmeye başladı.

Ve kapının arkasından bütün mağarayı titreten tek bir cümle duyuldu:

"Altı mühür kaldı."

Kapının altındaki siyah çatlak bir santimetre daha büyüdü.

Ve buzulların altından gelen uğultu, artık bütün dünyada hissedilmeye başladı.

BÖLÜM 3 SONU...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.