İçeriğe geç

THE DEVIL'S PLAYGROUND SEZON 3: THE LAUGHING CIRCUS

Bölüm 6 · 3 dk okuma

THE DEVIL'S PLAYGROUND SEZON 3: THE LAUGHING CIRCUS

Bölüm 6

THE DEVIL'S PLAYGROUND SEZON 3: THE LAUGHING CIRCUS Bölüm 6: Kahkaha Tüneli

THE DEVIL'S PLAYGROUND

SEZON 3: THE LAUGHING CIRCUS

Bölüm 6: Kahkaha Tüneli

"İnsan karanlıktan korkar... Ama gerçek korku, karanlığın sana gülmeye başladığı andır."

Raven Hill – Black Hollow Circus

15 Ekim 1956 Saat: 02.57

Altın tahtın bulunduğu salon ölüm sessizliğine bürünmüştü.

Tavandan sarkan tek siyah ip yavaşça sallanıyordu.

Kimse nefes almaya cesaret edemiyordu.

Daniel, Emily ve Marcus birbirlerine baktılar.

Ethan...

Artık eski Ethan değildi.

Yüzüne yapışan palyaço maskesi canlı gibi hareket ediyor, her saniye derisinin biraz daha içine gömülüyordu.

Gözleri tamamen beyaza dönmüştü.

Dudaklarında istemsiz bir gülümseme vardı.

Oliver ise dizlerinin üzerinde ağlıyordu.

"Geç kaldık..."

"Maske onu seçti."

Tam o anda...

Sirkin bütün ışıkları söndü.

Karanlığın içinden boğuk bir kahkaha yükseldi.

Önce tek bir kişi gülüyordu.

Sonra on kişi...

Sonra yüz kişi...

Derken binlerce insan aynı anda kahkaha atmaya başladı.

Kahkahalar duvarların içinden geliyor gibiydi.

Marcus kulaklarını kapattı.

"Kesin şu sesi!"

Ama ses giderek büyüyordu.

Emily dizlerinin üzerine çöktü.

Başının içinde biri konuşuyordu.

"Gül..."

"Yoksa ağlarsın..."

Salonun zemini titredi.

Altın taht ikiye ayrıldı.

Altından spiral şeklinde inen taş bir merdiven ortaya çıktı.

Merdivenin girişinde paslı bir tabela sallanıyordu.

Üzerinde şu yazıyordu:

THE LAUGHING TUNNEL

"Aşağı inen herkes aynı kişi olarak geri dönmez."

Daniel el fenerini açtı.

Işık yalnızca birkaç metre ileriyi gösteriyordu.

Merdiven sanki sonsuza kadar aşağı iniyordu.

Oliver korkuyla geri çekildi.

"Oraya hiç gitmedim..."

"Oradan dönen kimseyi de görmedim."

Daniel derin bir nefes aldı.

"Başka seçeneğimiz yok."

Grup yavaşça merdivenlerden inmeye başladı.

Her adımda hava biraz daha soğuyordu.

Duvarlardan su değil...

Siyah bir sıvı damlıyordu.

Damlalar yere düştüğünde çocuk kahkahalarına dönüşüyordu.

Olivia'nın elleri titriyordu.

"Bu yer..."

"Nefes alıyor."

Marcus elini duvara koydu.

Duvar hafifçe attı.

Tıpkı bir kalp gibi.

Yaklaşık on dakika sonra merdiven bitti.

Karşılarında kilometrelerce uzanan taş tüneller vardı.

Duvarların tamamı eski palyaço resimleriyle kaplıydı.

Ama resimler hareket ediyordu.

Palyaçolar göz kırpıyor...

Başlarını çeviriyor...

Fısıldaşıyorlardı.

Emily bir resme yaklaştı.

Palyaço yavaşça ona baktı.

Ve gülümsedi.

"Geç kaldınız..."

Resim tekrar dondu.

Emily korkuyla geri sıçradı.

Tam o anda...

Ethan durdu.

Sanki bir şey duyuyordu.

Başını tünelin en karanlık köşesine çevirdi.

Ve yürümeye başladı.

"Ethan!"

Daniel arkasından koştu.

Ama Ethan durmadı.

Siyah maskesi fısıldıyordu.

"Eve gel..."

"Ailen seni bekliyor..."

Grup Ethan'ın peşinden giderken tünelin sonunda dev bir mağaraya ulaştılar.

Mağaranın ortasında siyah bir göl vardı.

Suyun yüzeyi cam gibi hareketsizdi.

Ama içinde yüzlerce yüz görünüyordu.

Çocuklar...

Kadınlar...

Yaşlılar...

Hepsi yardım ister gibi yukarı bakıyordu.

Oliver ağlayarak diz çöktü.

"Bunlar..."

"Sirkin kaybettiği ruhlar."

Tam o sırada gölün yüzeyi dalgalandı.

İçinden uzun beyaz kollar çıkmaya başladı.

Ardından omuzlar...

Sonra başlar...

Yaratıklar yavaş yavaş sudan yükseliyordu.

İnsan gibiydiler.

Ama derileri bembeyazdı.

Yüzlerinde göz, burun ya da kulak yoktu.

Sadece kulaktan kulağa uzanan korkunç bir gülümseme vardı.

Parmakları örümcek bacağı kadar uzundu.

Yürümüyorlardı.

Dört ayak üzerinde sürünerek ilerliyorlardı.

Oliver dehşet içinde fısıldadı.

"Smile Eaters..."

"Gülüş Yiyiciler..."

"Palyaçolar bile onlardan korkar."

Bir yaratık aniden Olivia'nın üzerine atladı.

Marcus silahını ateşledi.

BANG!

Kurşun yaratığın göğsünden geçti.

Hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.

Daniel eski bir meşaleyi yakıp yaratığın üzerine fırlattı.

Alevler yaratığı sarınca kulakları delen bir çığlık yükseldi.

Yaratık göle geri düştü.

Oliver bağırdı.

"Ateş!"

"Sadece ateş onları durdurabilir!"

Tam herkes kaçmaya çalışırken Ethan gölün kenarında durdu.

Maskesi tamamen siyaha dönmüştü.

Yavaşça elini göle uzattı.

Suyun içinden başka bir el çıktı.

Simsiyah...

Uzun...

İnsan eli değildi.

O el Ethan'ın bileğini tuttu.

Ve mağaranın tamamını titreten tanıdık bir ses yankılandı.

"Sadık hizmetkâr..."

"Beni bulmana çok az kaldı."

Gölde altın renkli iki göz açıldı.

Daniel nefes alamadı.

Bu kez yalnızca bir gölge değildi.

Suyun altında devasa bir varlık hareket ediyordu.

Sadece gözleri bile bir insan boyundaydı.

Oliver diz çöktü.

Başını yere eğdi.

Titreyerek fısıldadı.

"Kukla Kralı..."

"...uyanıyor."

Tam o anda mağaranın tavanı çatladı.

Yukarıdan binlerce palyaço maskesi yağmur gibi düşmeye başladı.

Ve gölün ortasında, siyah suyun içinden yavaş yavaş dev bir taç yükseldi.

Tacın iç kısmında kanla yazılmış tek bir cümle vardı:

"KRALINI TACI SEÇER... TAÇ DA KURBANINI."

Daniel'in gözleri tacın üzerinde kilitlendi.

Çünkü taç...

Yavaşça onun yönüne dönüyordu.

BÖLÜM 6 SONU...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.