İstanbul’a alışmaya çalışan Yuna, sonunda sınıfına ve arkadaşlarına biraz olsun alışmıştı.
Artık teneffüslerde tek başına oturmuyordu.
Sora, Hina, Dalia ve Rina sayesinde okul eskisi kadar korkutucu gelmiyordu.
Tam her şey yavaş yavaş yoluna girmeye başlamışken…
Kimsenin beklemediği bir haber yayıldı.
Yeni bir hastalık ortaya çıkmıştı.
Adı Koronavirüsdü.
İlk günlerde kimse bunun bu kadar büyük bir sorun olacağını düşünmedi.
Öğretmenler sadece dikkatli olmalarını söylüyordu.
Televizyonlarda sürekli aynı haberler vardı.
Maske…
Hijyen…
Mesafe…
Yuna her akşam haberleri izlerken insanların korku içinde konuştuğunu görüyordu.
Birkaç hafta sonra okul aniden tatil edildi.
İlk başta herkes çok sevinmişti.
“Ne güzel, okul yok!”
diye düşünüyorlardı.
Ama kimse bunun aylarca süreceğini bilmiyordu.
Günler geçtikçe hastalık bütün dünyaya yayıldı.
Her gün binlerce insanın öldüğü haberleri geliyordu.
Sokaklar boşalmıştı.
Marketlere bile korkarak gidiliyordu.
İnsanlar birbirlerine yaklaşmıyordu.
Maske artık hayatın bir parçası olmuştu.
Yuna ise evdeydi.
Sabah uyanıyor…
Telefonunu eline alıyor…
Bilgisayarın başına geçiyor…
Saatlerce ekran karşısında ders dinliyordu.
Ama derslere odaklanamıyordu.
Eskiden okulda arkadaşlarının sesini duyuyordu.
Şimdi ise odasında sadece öğretmenin sesi vardı.
Dokuzuncu ve onuncu sınıf neredeyse tamamen uzaktan eğitimle geçti.
Bazen sınavlar için okula gidiyorlardı.
O kadar.
Koskoca lise yılları odasının dört duvarı arasında geçip gidiyordu.
Yuna bazen pencereyi açıp dışarıyı izliyordu.
Çocuk sesleri bile duyulmuyordu.
Her yer sessizdi.
Aylar sonra yasaklar yavaş yavaş kalkmaya başladı.
Yuna yeniden arkadaşlarını görebileceğini düşündü.
Ama her şey değişmişti.
Eskisi gibi değildi.
İnsanlar büyümüştü.
Kimileri uzaklaşmıştı.
Kimileri ise bambaşka biri olmuştu.
On birinci sınıfa geçtiğinde yeni arkadaşlar tanıdı.
İlk tanıştığı kişi Airi oldu.
Sıcakkanlı ve sürekli gülümseyen bir kızdı.
Sonra Noa ile tanıştı.
Daha sakin ama güven veren biriydi.
Bir süre sonra Yumi de arkadaş grubuna katıldı.
Yuna uzun zaman sonra ilk kez kendini bir grubun parçası gibi hissediyordu.
Ancak başka bir sorun daha vardı.
Kendi okulları eski olduğu için eğitim göremiyorlardı.
Bu yüzden bazen başka bir Anadolu Lisesi’ne…
Bazen de başka bir ortaokula gidiyorlardı.
Her şey geçiciydi.
Hiçbir yere ait hissedemiyorlardı.
Yuna bazen okulun bahçesinde tek başına gökyüzünü izliyordu.
Kendi kendine düşünüyordu.
“Acaba gerçekten istediğim hayatı yaşayabilecek miyim?”
Bu sorunun cevabını henüz bilmiyordu.
Ama kalbinin derinliklerinde yeni bir hayal filizlenmeye başlamıştı.
O hayal, ileride bütün hayatını değiştirecek kadar büyük olacaktı.
Ve adı…
Kore’ydi.