Bölüm 3: Görünmeyen Çatlaklar
Yedinci sınıf, Yuna’nın hayatında birçok şeyin değişmeye başladığı bir dönemdi.
Dersler zorlaşmıştı.
Özellikle İngilizce…
Ne kadar çalışmaya çalışsa da kelimeler birbirine karışıyor, kurallar aklında kalmıyordu. Sınıftaki bazı arkadaşları konuları kolayca anlıyordu ama Yuna ne yaparsa yapsın aynı yerde takılıp kalıyormuş gibi hissediyordu.
Bir İngilizce sınavında korkusuna yenildi.
Kopya çekmeye çalıştı.
Ama yakalandı.
Öğretmeni ona sert bir şekilde çıkıştı.
“Bunu senden beklemezdim.”
Sınıftaki herkes ona bakıyordu.
Yuna başını öne eğdi.
Utanmıştı.
Ama kimse onun başarısız olmaktan ne kadar korktuğunu bilmiyordu.
Kimse elinden geleni yapmasına rağmen bazı şeyleri anlayamadığını bilmiyordu.
O günden sonra kendini daha da yetersiz hissetmeye başladı.
Bir gün edebiyat dersinde öğretmen öğrencilerden tahtaya çıkıp bir hikâye anlatmalarını istedi.
Yuna’nın sırası geldi.
Tahtaya doğru yürüdü.
Bir anda kalbi çok hızlı atmaya başladı.
Elleri buz gibi olmuştu.
Nefes almakta zorlanıyordu.
Sanki bütün sınıf ona bakıyordu.
Sanki yanlış bir şey yaparsa herkes ona gülecekti.
Başının döndüğünü hissetti.
“İyi misin?” diye soran olmadı.
Yuna derin bir nefes aldı ve hikâyeyi anlatmaya başladı.
Kelimeler ağzından hızla dökülüyordu.
Bir an önce bitirmek istiyordu.
Konuşması bittiğinde öğretmeni pek memnun görünmüyordu.
Yuna sessizce yerine oturdu.
Ellerinin titrediğini fark etti.
Titremeyi durduramıyordu.
Gözleri sürekli saate kayıyordu.
Tek istediği şey zilin çalmasıydı.
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Sonunda zil çaldı.
Yuna hızlıca sınıftan çıktı ve lavaboya gitti.
Ellerini ve yüzünü yıkadı.
Aynadaki yansımasına baktı.
“Az önce bana ne oldu?” diye düşündü.
Ama cevabını bilmiyordu.
Bir başka gün beden eğitimi dersinde öğrenciler okul bahçesinde koşu yapıyordu.
Koşudan önce öğretmen boy ve kilo ölçümlerini aldı.
Yuna o zamanlar 1.58 boyunda ve 66 kiloydu.
Öğrenciler sırayla koşmaya başladı.
Yuna da koşarken beden eğitimi öğretmeni gülerek,
“Hadi Yuna! Koş biraz da kilo ver!” dedi.
Bazı sınıf arkadaşları da gülmeye başladı.
Belki onlar için sadece bir şakaydı.
Ama Yuna’nın kalbine saplanan bir cümleydi.
Yüzüne gülümsemeye benzer bir ifade yerleştirmeye çalıştı.
Fakat içinde bir şeyler kırılmıştı.
O gün boyunca kimseyle konuşmadı.
Eve döndüğünde aynanın karşısında uzun süre durdu.
İnsanlar neden hep kilosundan bahsediyordu?
Neden onu sadece dış görünüşüyle değerlendiriyorlardı?
Yuna cevapları bilmiyordu.
Ama şunu biliyordu:
Bazı yaralar görünmezdi.
Ve görünmeyen yaralar bazen en çok acıtanlardı.
O gece yatağına uzandığında gözlerini tavana dikti.
Belki de insanlar haklıydı.
Belki de sorun kendisiydi.
Ama kalbinin derinliklerinde küçük bir ses hâlâ ona fısıldıyordu:
“Bir gün her şey daha iyi olacak.”
Yuna o sese inanmak istiyordu.