İçeriğe geç

That's My Juliet

Bölüm 1 · 7 dk okuma

That's My Juliet

Bölüm 1

Romeo ve Juliet

Bu bölümü okurken Taylor Swift'in Love Story şarkısını dinleyebilirsiniz.💫

"Hey sen!"

"Ben mi?"

"Evet, sen. Akıcı İngilizce konuşabilir misin?"

"Şey... Evet. Ben Avustralyalıyım."

"Harika. Hemen gel buraya."

Yaşlı kadın kolumdan tutup beni çekiştirdi. Ona itiraz etmedim ve peşinden gittim. Elime bir kağıt tutuşturdu.

"Şey... Bu nedir?"

"Hemen oku. Ezberin iyi mi?"

"Emin değilim. Sanırım iyi..."

"Harika."

Beni bir sandalyeye oturttu ve aynaya doğru çevirdi. "Sen Juliet'i oynayacaksın." dedi birden bire.

"Affedersin, ne?" dedim hayretle.

"Saçın uzun. Kimse senin erkek olduğunu anlamayacak. Romeo bile. Sana harika bir makyaj yapacağım. Sadece sabit dur."

Kadın elindeki fırçayı suratıma sürdü ve aceleyle fırçayı pembe renkli bir palete batırarak devam etti.

"Neler oluyor bilmiyorum ama ben bunu yapamam."

"Yapacaksın. Yapmalısın. Sana ihtiyacımız var tatlım. Bana adını söyle."

"Felix."

"Bundan sonra Juliet'i sen oynayacaksın, Felix. Aptal Juuly sandalyeden düşerek ayağını kırmayı bir şekilde başarmış. Başka oyuncumuz yok ve bir ton veli dışarıda seni bekli."

"B-beni mi?"

"Aynen öyle."

Bu sefer fırçayı göz kapaklarıma sürmeye başladı. Sanki fırçayı gözümün içine sokmak ister gibi aceleyle ve sertçe yapıyordu.

"Repliklerini oku, Lix. Bu işi mahvedemezsin." dedi kadın eline sulu bir ruj alıp.

"Tanrım.." diye mırıldandım sadece.

"Dudaklarını kıpırdatma. Rujun taşsın istemezsin."

Dudağıma sürdüğü soğuk sıvı şeyi silip atmak istedim.

"Bakın, başka birisini bulmalısını-"

"Al işte. Bana acilen ıslak mendil getirin. Ve makyaj temizleyici." diye bağırdı kadın. Ardından elini beline koyup beklemeye başladı. "Affedersin tatlım. Ne diyordun?"

"Ah...şey ben başka birisini bulmanız-"

"Lanet olası bir ıslak mendil istedim. Nerede kaldı?!" diye kükredi birden. Kadın tapuklu ayakkabısını yere çarpa çarpa hızla ilerledi ve bir ıslak mendil alıp geldi.

"Dudaklarını sakın kıpırdatma." dedi ve mendille dudaklarımdan taşan ruju silmek için kullandı. "Harika."

"Başka birisini bulun lütfen." dedim en sonunda. Kadın geri çekildi ve yüzüme dikkatlice baktı.

"Tanrım, dudaklarının üzerinde küçük küçük kıllar var."

Bıçağa benzer bir şeyi eline aldı ve yüzüme sokulup tüyleri almaya başladı.

"Ben ciddiyim.."

"Replikleri oku tatlım. Kısa bir süren var."

En sonunda pes ettim ve İngilizce replikleri okumaya başladım. İkonik sahnelerdeki replikleri zaten biliyordum. "Ah, Romeo Romeo! Neden Romeo'sun sen?" gibi saçma replikleri nedense biliyordum işte. Ancak bu 5 dakikalık bir zamanın bana yeteceği anlamına gelmiyordu.

Kadın makyajı bitirdiği an elime bir elbise tutuşturdu. "Bunu giy. Umarım bedeni uyar."

"Uyacağını sanmıyorum. Başka birisini bulmalısınız. Örneğin gerçek bir kız."

"Sende kız güzelliği var tatlım. Bu işi harika yaparsın. Zaman kaybetmeden giyinsen iyi olur on dakika içinde o sahnede olmalısın."

Kadın beni bir giyinme kabinine kadar götürdü ve ben elbiseyi giymeye çalışırken bana replikleri sesli okudu. Ses tonlamalarından ve yüz mimiklerinin öneminden bahsetti.

Eski tarz tüllü elbiseyi zar zor giydikten sonra kabinden çıktım. Tanrım, gerçekten bir kıza benziyordum. Kadın beni baştan aşağı süzdü ve saçımı hızlıca düzeltti.

"Göğüs kısmı bol gelmiş..." dedi.

Başımı iki yana salladım. "Buna gerek yok."

Kadın ise başını yukarı aşağı salladı. "Harika olacaksın, güven bana." Hızlıca bir yere gittiği sırada sinirden gülmeye başladım. Kaçma fikri zihnimden çıkmıyordu. Ancak bunu yapamazdım. Hele kadının bana giydirdiği hafif topuklu babetlerle. Ya da buna her ne halt deniyorsa işte.

Kadın elinde iki göğüs dolgusuyla geri geldiğinde onu hızla reddettim.

"Bakın benim cidden gitmem lazım..."

"Lütfen. Şunları tak. Hadi. Kimse sen olduğunu anlamayacak zaten."

"Ah, Tanrım... Peki, yapacağım."

"Sesini inceltebilir misin? Bir kadın için fazla kalın." dedi.

"Tamam." dedim hiç itiraz etmeye kalkışmadan. Kadın kocaman gülümsedi ve göğüs dolgularını elime tutuşturup gitti.

10 dakika dolduğunda orta yaşlı bir kadın geldi ve beni sahne perdesinin hemen arkasına getirip yüzüme son son makyaj yaptı. "Sen Juuly değilsin." dedi şaşkınlıkla.

"Değilim." dedim sesimi şimdiden değiştirerek.

"Ondan çok daha güzelsin." dedi. Gülmemek için kendimi tuttum ve sadece kadına teşekkür ettim.

"Son on saniye." dedi kadın.

"10, 9, 8, 7, 6, 5..."

Replikler hızlı hızlı okumaya çalıştım.

"Bu arada Romeo ile bir tane öpüşme sahnen var. Rahat ol Juliet." dedi makyajımı yapan yaşlı kadın.

"Ha?"

"2, 1. Juliet, sahneye!"

"Siktir." diye mırıldandım. Geri sayımı yapan kadın beni sırtımdan iterek sahneye doğru yönlendirdi. Hafifçe sendeleyerek sahneye adımımı attığımda Romeo çoktan oradaydı.

Romeo:

"Yarayla alayeder, yaralanmamış olan."

Pencereden dışarıya doğru hafifçe sarktım.

Romeo:

"Dur, şu pencereden süzülen ışık da ne?

Eyet, orası doğu, JuIiet ,de güneşi!

Yüksel ey güzel güneş, öldür şu kıskanç ayı,.

Bak nasıl da sararıp soluvermiş Tanrıça kederden

Sen ondançok daha güzelsin diye.

Kıskandığı için vazgeçona bağlılıktan,

Sayrılı ve toydurbakirelik giysisi.

Soytarılar giyer bunları ancak

Sen çıkar bu giysileri, at üzerinden.

Kadınım benim, ah benim sevgilim bu!

Ne olur ah, bilseydi sevgilim olduğunu!

Konuşuyor, ama' bir şey de demiyor;

Ne çıkar anlatıyor ya gözleriyle

Karşılık vereceğim ben der

Amma da yüzsüzüm, konuştuğu ben değilim ki.

Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisi,

Yalvarıyorlar onun gözlerine işleri olduğundan:

Biz dönünceye dek siz parıldayın, diye.

Gözleri gökte olsaydı; yıldızlar da onun yüzünde;

. Utandırırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı,

Gün ışığının kandili utandırdığı gibi tıpkı.

Öyle parlak' bir· ışık çağlayanı olurdu ki gözleri' gökte

Gece bitti sanarak kuşlar cıvıldaşırdı. .

Bak, nasıl 'da dayamış y~ağını eline!

A!h, eline giydiği eldiven olaydımda

DokUnaydım yanağına."

Juliet:

"Aaah!"

Romeo:

"Konuşuyor. Ey parlak melek, konuş yine!

Sen göz kamaştıran bir parlaklıkveriyorsungeceye;

Cennetin kanatlı ulağısın başımın üstünde,

Tıpkı ölümlülerin hayretle açılan gözlerine göründüğün gibi.

Tembel bulutlara binip uçarken o havanın kucağında,

Onu seyredeninsanlar gibi ;hayranlıkla,

Öylece' bakıyorum ben sana. "

Juliet:

"Ah, Romeo, Romeo! Neden Romeo'sun sen?

İıikar et babam" adını yadsı!

Yapamazsan, yemin et sevdiğine,

Vazgeçeyim Capulet olmaktan ben."

Romeo:

"Daha dinleyeyim mi, yoksa açılayım mı ona?"

Romeo bu sözleri kendi kendine mırıldanır gibi söylemişti. Aynı replikte olduğu gibi. Nedense ses tonu, yüz ifadesi ve söylerken hissettirdiği şey beni oyuna iyice kaptırdı. İngilizcesi bir çok öğrencininikinden çok daha iyiydi ve tatlı bir tınıyı andırıyordu bana. Avustralya aksanı yoktu. Doğruca Amerikan aksanıydı. Ancak tanıdık geliyordu kulağıma.

Juliet:

"Benim düşmanım olan adındır yalnızca

Sen sensin, Montague alınasan da.

Hem Montague nedir ki? Ne eli bir erkeğin,

Ne ayağı, ne kolu, ne yüzü ne de başka bir parçası.

N'olur başka bir ad bul kendine.

Adın ne değeri var? Şu gülün adı değişse bile

Kokmaz mı aynı güzellikte?

Romeo'nun da adı Romeo olınasaydı,

Kusursuzluğundan, hiçbir şey kaybolınazdı.

Romeo, bırak at bu adı! Senin parçan olmayan

Bu ada karşılık al bütün varlığımı."

Birkaç repliğinrdından perdeler kapandı ve sahneye bir sürü çalışan doluştu. 2. Perde için aceleyle ortamı ayarladılar ve gelen çalışanlardan birisi makyajımı tazelemeye başladı. Dudaklarıma bir kat daha ruj sürdü. Anca bu sefer mat bir rujdu. Romeo ile öpüştüğümüzde onun dudaklarına ruj bulaşmayacaktı böylece.

Başka bir çalışan Romeo'nun sade makyajıyla ilgilenirken Romeo bana yan yan bakıyordu ve bu daha fazla gerilmeme neden oldu.

"Sen Juuly değilsin. O nerede?" diye sordu bana seslenerek.

"Sakatlanmış." diye mırıldandım.

Tanrım. Bu hayatımda yaptığım en utanç verici şeydi.

"Sen kimsin?" dedi Romeo rolündeki çocuk.

"Şey..." diye geveledim. Aklıma hiçbir şey gelmeyince makyajımı yakan kadına döndüm ve tek kelime daha etmeden onu görmezden geldim.

"2. Perde için son 10 saniye. 10, 9, 8, 7..."

Hepimiz yerlerimize geçtik ve hazırlandık.

"6, 5, 4, 3, 2, 1. Oyun!"

Romeo:

"O halde ben dualarımın karşılığını alırken sen de hareket etme.

Dudaklarımdan dudaklarına günahım arınıyor."

Dudaklarımı birbirine bastırdım. O ise bana yaklaştı. Tanrım. Bir erkekle öpüşmem gerekiyordu!

Onun bir kız olduğunu hayal etmeye zorladım kendimi. Belki o zaman doğal bir öpücük gibi gelirdi dudakları. Ancak şu hayal etme saçmalığı işe yaramıyordu. Sahnede herkes bize bakarken olmuyordu.

Dudaklarını dudaklarıma değdirdiği an başımı geri çektim. O ise elini başımın arkasına dayadı ve beni kendine çekip öptü. Neyse bu sadece dudaklarımızın birbirine dokunmasıydı. Daha fazlası değildi. Ancak...Tanrı aşkına o bir erkekti!

Geri çekildi ve repliğini okudu.

Romeo:

"İşte senin dudaklarınla, dudaklarım arındı."

Juliet:

"Öyleyse şimdi günah dudaklarımda kaldı."

Romeo:

"Öyleyse günahımı geri ver bana."

Bir kez daha bana iyice yaklaştı. Bu kez daha sert öptü beni. Dudaklarımı acıtacak kadar sertçe bastırdı dudaklarını bana.

Bir kez daha perdeler kapandığında Romeo bana keskin bakışlarıyla baktı.

"Sahneyi mahvetmek mi istiyorsun? Bu sadece bir oyun. Anlamı olmayan bir öpüşme seni bu kadar korkutmasın." dedi. Ağır sözlerini tatlı dille dillendirmişti fakat yinede ondan nefret etmeme neden olmuştu. Kaba bir söylemdi.

Erkek olduğumu bilseydim eminim bu sözleri söyleyen o olmazdı. Ancak ağzımı dahi açmadım ve yaşlı kadına döndüm.

"Tanrım. Harika gidiyorsun tatlım. Böyle devam et."

"Sağol.." diye mırıldandım.

Bana yaklaştı ve kulağıma fısıldadı. "Gördün mü, kimse erkek olduğundan şüphe etmedi. Çünkü sende kız güzelliği var."

"Sağol.." dedim yine.

"Bir sonraki sahne için hazırlanın millet!"

Elime bir zehir şişesi tutuşturdu ve yere uzanmamı, söyledi. Dediğini şüphesiz yaptım. Bir sonraki sahne için he her şey hazır olduğunda perdeler bir kez daha açıldı.

Romeo:

"Ne yani? Canım sevgilimin avucunda bir şişe! Demek ki zehirden sevgilimin bu vakitsiz ölümü! Cimri! Hepsini içmiş, bir damla bile bırakmadın demek elde edebilmek için? Öyleyse dudaklarından öperim, orada bir parça zehir kaldı belki; Bir zamanlar hayat verenlerin bu kez son versin hayatıma."

Bu sondu. Bu son öpüşme sahnesiydi. Son.

Beni son kez öptü. Bu seferki ikinci öpüşüne kıyasla daha yumuşak, ilkine kıyasla daha sertti. Ancak onun tadını alabileceğim kadar gerçek hissettirmişti.

İlk öpüşmemin bir erkekle olduğu gerçeği beni öfkelemdiriiyordu. Sanki suç Romeo'daymış gibi ona karşı bir öfke hissediyordum. O ise perdeler kapandığı andan beri bana gülümsüyordu.

"İyi oyundu... Adın ne bu arada?" dedi başını sağ tarafa yatırarak.

Ona öylece baktım. Sonra hiçbir şey demeden arkamı dönüp gittim. Onu bir daha görmemeyi umuyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.