Bavaria Club’ın girişindeki bas hoparlörler, kaldırımdaki beton blokları bile titretiyordu. İçeriden sızan mor ve kırmızı neon ışıkları, park alanına dizilen ağır motorların krom gövdelerinde kıvrılarak kırılıyordu. Kapıdaki muhafızlar, Kulüp ceketlerini gören Daven ve ekibini durdurmaya gerek bile duymadı.
İçerideki atmosfer, ağır bir alkol, pahalı parfüm ve tatlı nargile dumanı kokusuyla yoğrulmuştu. Girişteki geniş pistte yükselen ritm, kalabalığın adımlarını tek bir nabza bağlıyordu. Marco, içeri girer girmez barın köşesindeki yüksek taburelerden birine kurulup garsona eliyle işaret çaktı. Yanındaki Ethan ise çoktan mekanın müdavimlerinden iki kadınla göz temasını kurmuş, bar tezgâhına yaslanarak kadehleri doldurtmaya başlamıştı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Kulüp üyelerinin masası, mekanın en hareketli merkezine dönüştü. Ethan, kollarına uzanan dövmeli esmer bir kadınla barın hemen yanındaki kuytu localardan birine çekilmişti. Kadının kıkırdamaları, fondaki yüksek bas seslerinin arasında kaybolurken Ethan’ın sigarasından yükselen duman, kadının kızıl saçlarının arasına süzülüyordu. Birkaç adım ötede Logan, masaya yanaşan sarışın bir kadınla viski kadehlerini tokuşturuyor; kadının cüretkar dokunuşlarına kayıtsız kalmayarak elini kadının beline doluyordu. Kulüp evinin günlerdir süren o boğucu gerilimi, yerini mekanın sunduğu kuralsız ve kontrolsüz hazza bırakmıştı.
Daven ise bu taşkın eğlencenin tam ortasında, masanın arka tarafında kalan yüksek bir masaya yaslanmış duruyordu. Elindeki bardağı ağır ağır çeviriyor, gözlerini ana kapıdan bir an olsun ayırmıyordu.
Mekan kapısının ağır ahşap kanatları tekrar açıldığında Raven içeri girdi. Arkasında, birkaç saat önceki resmi üniformasından tamamen sıyrılmış, geceye uyum sağlayan elbisesiyle Calista vardı. Işıklar Calista’nın omuzlarına düştüğünde, Daven’ın elindeki bardağı kavrayan parmak boğumları hafifçe beyazladı.
Masaya geçtiklerinde kutlamalar daha da şiddetlendi. Masaya art arda dizilen sert içkiler, gece boyunca barda boşalan kadehlerle yarışıyordu. Calista, Raven ve Marco’nun ısrarlarıyla tempo tutuyor, üst üste devirdiği shot bardaklarının ardından kendini müziğin ritmine bırakıyordu. Aradan geçen saatler, Calista’nın zihnindeki tüm sınırları silip süpürdü. Alkolün vücuduna yaydığı sıcaklık, adımlarını ağırlaştırırken bakışlarındaki odağı da tamamen kaybettirmişti.
Gecenin sonuna doğru, kulübün uğultusu Calista’nın zihninde tek bir uğultuya dönüştü. İçindeki yakıcı sıcaklığı dindirmek ve yüzüne su çarpmak amacıyla masadan tutunarak kalktı. Adımları düz bir çizgide ilerlemekte zorlanıyordu. Koridorun loş ışıklarına doğru yöneldi.
Lavaboların bulunduğu dar, aynalı koridora adım attığı an, köşeyi dönen sert bir bedenle çarpıştı. Yalpalanarak geriye doğru kayarken, güçlü bir el hızla bileğini yakaladı ve düşmesini engelledi.
Calista başını yavaşça kaldırdı. Bulanık görüşünün ardında netleşen keskin yüz hatlarını, o tanıdık ve mesafeli bakışları gördü. Daven.
Alkolün verdiği cesaret ve zihnindeki kontrolsüz dalga, Calista’nın dudaklarına yarım, meydan okuyan bir gülümseme yerleştirdi. Bileğini tutan eli bırakmadı; aksine, diğer elini de kaldırarak Daven’ın deri ceketinin yakalarına tutundu. Ona doğru bir adım daha yaklaştı. Aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu. Calista, nefesindeki yoğun alkol kokusuyla birlikte parmaklarını Daven’ın göğsünde aşağıya doğru kaydırdı.
"Yine mi sen..." diye fısıldadı Calista, sesi içki yüzünden pürüzlü ve kısıktı. Bakışları Daven’ın dudaklarına kaydı. "Sürekli... duvar gibi durmaktan bıkmadın mı?"
Daven’ın çenesi kenetlendi. Calista’nın parmakları göğsünden boynuna doğru süzülürken, Daven hissettiği ani sıcaklığı bastırmak istercesine kadının bileklerini yakaladı.
"Calista, kendine gel," dedi Daven. Sesi alçak, ama son derece sert ve uyarıcıydı. "Çok içmişsin. Masaya dönüyorsun."
Calista, Daven’ın onu itme çabasına direndi. Bedenini daha da ona yasladı, elini Daven’ın tutuşundan kurtarıp adamın ensesindeki saçlara geçirdi. Yüzünü onun yüzüne biraz daha yaklaştırdı.
"Bana öyle bakmayı kes..." diye fısıldadı, dudakları Daven’ın çenesine temas edecek kadar yakınlaşmıştı. "Hiçbir şey yapmıyormuş gibi davranmayı kes artık."
Daven’ın gözlerinde çakan şimşek, yıllardır özenle koruduğu o soğukkanlı kontrolün çatladığının tek kanıtıydı. Calista’nın bu cüretkar dokunuşu, adamın damarlarındaki kanı tutuşturmaya yetti.
Daven daha fazla tek bir kelime bile etmedi. Calista’nın belini tek bir hamlede sıkıca kavradı. Onu koridorun kalabalığından ve görüş alanından saniyeler içinde söküp aldı; lavaboların yan tarafında bulunan, kapısı aralık duran karanlık ve tenha malzeme deposuna doğru hızla sürükledi.
Ahşap kapı büyük bir gürültüyle kapandı ve içerideki karanlık, ikisinin arasındaki o patlamaya hazır sessizliği tamamen yuttu.
Malzeme deposunun ağır ahşap kapısı Daven tarafından kilitlendiğinde, kulübün o sağır edici bas sesleri ve boğucu neon ışıkları dışarıda kaldı. İçerideki loş karanlık, raftaki deterjan ve toz kokusuna karışan Calista’nın hafif parfümüyle bir anda ağırlaştı. Zaman, ahşap kapının ardında durmuş gibiydi.
Daven, Calista’yı sırtı soğuk duvara yaslanana kadar geriletti. Bedenleri birbirine ilk temas ettiği an, ikisi de sırtlarından aşağı inen o ani elektriklenmeyi hissetti. Daven’ın bir eli Calista’nın başının hemen yanından duvara dayandı, diğer elinin parmakları ise kızın çenesini sıkıca ama incitmeden kavradı.
"Bunu gerçekten istiyor musun?" diye fısıldadı Daven. Sesi, yıllardır ardına saklandığı o duygusuz duvarı tamamen yıkmış, pürüzlü ve derin çıkmıştı.
Calista cevap vermek yerine, gözlerini bir an bile Daven’ın gözlerinden ayırmadan ellerini adamın deri ceketinin yakalarına geçirdi. Onu kendine doğru çekti. Dudakları temas ettiği ilk anda, aralarındaki çekim sabırsız bir yangına dönüştü. Bu sıradan bir öpücük değildi; yıllardır biriken bakışmaların, söylenmemiş sözlerin ve bastırılmış arzunun sert, talepkar bir patlamasıydı.
Daven’ın dudakları Calista’nın açlığını yanıtlamak istercesine sertleşirken, serbest kalan eli kızın belini kavradı. Calista, adamın deri ceketini sabırsızca omuzlarından sıyırıp yere düşürdü. İnce tişörtünün üzerinden Daven’ın sert göğsüne yerleşen elleri, adamın ne kadar hızlı nefes alıp verdiğini ve kalbinin ne denli kontrolsüz çarptığını hissediyordu.
Daven, Calista’yı belinden tutup tek bir hamlede arkalarındaki yüksek ahşap masanın üzerine oturttu. Kızın elbisesi yukarı kayarken, bacakları Daven’ın beline dolandı. Bu hareketle aralarındaki son mesafe de yok oldu. Daven başını Calista’nın boyun girintisine gömdü. Kirli sakalları kızın hassas tenine batarken, dudakları çene çizgisinden aşağıya, köprücük kemiklerinin üzerindeki o sıcak çukura doğru yavaş ama yakıcı bir hat çizdi.
Calista başını geriye atarak derin bir nefes aldı. Bütün vücudu adeta alev almış gibiydi. Parmaklarını Daven’ın ensesindeki saçların arasına geçirdi, başını daha da kendi boynuna bastırdı.
"Daven..." dedi, sesi karanlığın içinde adeta bir yalvarış gibi kısıktı.
Daven cevap vermedi. Ellerini Calista’nın açıkta kalan belinde, kaburgalarının üzerinde gezdirdi. Parmak uçları kızın tenine her dokunduğunda Calista’nın bedeninde hafif bir titreme dalgası yayılıyordu. Daven’ın elleri yukarı kaydı, kızın yüzünü iki elinin arasına aldı. Onu hafifçe geri çekip yüzüne baktı. Karanlığa alışan gözleri, Calista’nın aralanmış dudaklarını ve alkolün değil, arzunun etkisiyle kararmış göz bebeklerini net bir şekilde görüyordu.
Daven yeniden eğildi. Bu kez öpüşleri daha ağırdı; Calista’nın dudaklarını adeta ezberlemek, tadını hafızasına kazımak ister gibi derinleşti. Calista, ellerini Daven’ın tişörtünün altından içeri soktu. Doğrudan adamın sıcak ve kaslı sırtına temas eden tırnaklarını hafifçe adamın derisine geçirdi. Daven’ın göğsünden alçak, boğuk bir hırıltı koptu. Kızın bedenini kendi bedenine daha sıkı bastırdı; ikisi de sınırın tam kıyısında duruyor, ancak o çizgiyi aşmadan birbirlerinin sıcaklığında eriyordu.
Daven’ın dudakları Calista’nın kulağının hemen altına kaydı, oradan omzuna inen ince çizgi boyunca küçük, sıcak öpücükler bıraktı. Her bir dokunuş, Calista’nın nefesini biraz daha kesiyor, elini adamın omuzlarında daha da sıkılaştırmasına neden oluyordu. Daven’ın eli, kızın bacağının iç kısmından yukarıya doğru yavaşça süzüldü, belini tekrar kavrayıp onu kendine doğru çekti. Calista, kucağında olduğu adamın her bir kasının ne kadar gergin olduğunu, kontrolünü kaybetmemek için nasıl bir mücadele verdiğini hissedebiliyordu.
Gözleri kapalı, sadece birbirlerinin teninden yükselen sıcaklığa ve tutkuyla alınıp verilen nefeslere odaklanmışlardı. Daven’ın dudakları tekrar Calista’nın dudaklarıyla buluştuğunda, bu defa daha sahiplenici bir ritim kazandı. Tenin tene sürtünmesinden doğan o yoğun çekim, odadaki havayı iyice ağırlaştırdı.
Karanlığın ortasında, birbirlerinin bedeninde kaybolurken saatlerin nasıl geçtiğini, dışarıdaki müziğin ne zaman kesildiğini ya da dünyanın geri kalanında ne olduğunu tamamen unuttular. Sadece birbirlerinin nefesinde, dokunuşlarında o yakıcı temasın tam ortasında kaldılar.
Daven’ın dudakları Calista’nın boyun girintisinde yakıcı izler bırakmaya devam ederken, Calista’nın sabrı tamamen tükendi. Zihnindeki alkol sisinin arkasından yükselen o karşı konulmaz arzu, bedenini Daven’ın bedenine daha sert bastırmasına neden oldu. Bacaklarını adamın beline biraz daha sıkı doladı, dudaklarından kaçan boğuk bir iniltiyle birlikte kalçasını hafifçe yukarı doğru kaldırdı. Sadece dokunulmak değil, aralarındaki o son sınırın da tamamen yok olmasını istiyordu.
Daven, kızın bu çaresiz kıpırdanışına yanıt verircesine elini Calista’nın elbisesinin altından içeri kaydırdı. İpek kumaşı sıyırıp geçen parmakları, Calista’nın tamamen ıslanmış iç çamaşırının üzerine yerleşti. Sıcaklığı ve nemi doğrudan avucunun içinde hissettiği an, Daven’ın şakaklarındaki damarlar zonklamaya başladı. Parmak uçlarıyla o dar kumaşın üzerinden dairesel, baskılı ve ağır dokunuşlarla gezinmeye başladığında, Calista başını geriye doğru attı. Ahşap masanın üzerinde sarsılan bedeniyle birlikte, karanlık depoda çınlayan kesik ve yüksek bir inilti koptu.
Calista bu yakıcı temasa daha fazla dayanamadı. Elini hızla aşağıya indirdi; parmakları Daven’ın elinin üzerine kapandı ve sabırsız bir hamleyle iç çamaşırını kenara çekip, kenarlarından kavrayarak tamamen aşağıya sıyırmaya çalıştı.
İşte o an, metalik bir soğukluk Daven’ın zihnine çaktı.
Calista’nın titreyen parmakları kumaşı aşağı indirirken, Daven elini tutan kızın bileğini aniden yakaladı. Hareketi tek bir saniyede kilitlendi. Göğsü hızla kalkıp inerken, karanlığın içinde Calista’nın alkolden ağırlaşmış, arzudan kararmış gözlerine baktı. O gözlerdeki savunmasızlığı, kontrolsüzlüğü ve ertesi sabah duyabileceği olası pişmanlığı gördü.
Daven, kendisini neredeyse ele geçiren o karanlık tutku dalgasını tek bir irade hamlesiyle geri itti. Derin, pürüzlü bir nefes verdi.
"Dur," dedi alçak ama son derece net bir sesle. "Calista, dur."
Calista ne olduğunu anlamak ister gibi, pürüzlü bir nefesle ona bakarken, Daven kızı belinden tutup masadan yavaşça aşağıya indirdi. Ayakları yere basan Calista yalpalanacak gibi olunca, Daven onu omuzlarından yakalayıp duvara sabitledi.
Daven birkaç saniye gözlerini kapatıp şakaklarını sıktı, kendi ritmini topladı. Ardından tamamen değişen bir tavırla, adeta korumacı bir şefkatle Calista’ya doğru eğildi.
Kızın aşağıya kaymış elbisesini elleriyle tutup nazikçe yukarı çekti, omuzlarına oturtup kumaşın kıvrımlarını düzeltti. Calista hâlâ ne olduğunu kavrayamamış halde ona bakarken, Daven dizlerinin üzerine hafifçe çöküp kızın elbisesinin eteğini aşağıya doğru çekiştirdi, bacaklarını kapattı. Ayağa kalktığında, Calista’nın dağılmış, yüzüne yapışmış saç tellerini parmaklarıyla geriye doğru taradı. Alnına düşen perçemleri kulaklarının arkasına sıkıştırdı, ardından kızın yanaklarını iki elinin arasına alıp başparmağıyla gözünün altındaki hafif maskara lekesini sildi. Tavırlarında az önceki o vahşi arzudan eser kalmamış; yerini tamamen sahiplenici, koruyucu ve sarsılmaz bir duyguya bırakmıştı.
"İyisin," dedi Daven, sesi bu kez dingin ve yatıştırıcıydı. "Geçti."
Daven arkasını döndü. Yerde duran deri ceketini alıp tek bir hamlede sırtına geçirdi. Dağılan yakasını, tişörtünü düzeltti. Anahtarlarını cebine attıktan sonra tekrar Calista’ya yöneldi.
Kızın elini bırakmadan, bir kolunu onun beline sıkıca doladı. Calista’nın ağırlığını kendi üzerine alarak onu destekledi. Deponun ahşap kapısını yavaşça araladı. Dışarıdaki müziğin uğultusu ve neon ışıklar tekrar üzerlerine devrilirken, Daven Calista’yı kalabalığın gözlerinden saklayacak şekilde bedenine yakın tutarak, kulübün çıkışına doğru kararlı adımlarla yürütmeye başladı.
