Yağmur sabaha kadar durmamıştı. Gri gökyüzü, kampüsün üzerinde ağır bir örtü gibi asılı duruyordu. Kaldırımlar ıslaktı; ağaç yaprakları sanki ıslak mendil gibi yerlere yapışmıştı. Öğrenciler aceleyle geçiyor, şemsiyeler birbirine çarpıyor, solgun sarı ışıklarla donatılmış taş bina önünde hayat telaşla akıyordu.
O ise yavaş yürüyordu.
Adımlarında tedirgin bir zarafet vardı. Elindeki defteri sımsıkı tutuyor, omzundan düşmek üzere olan çantasını sürekli yukarı çekiyordu. Saçlarının uçları yağmurla ağırlaşmış, alnına yapışmıştı ama o farkında değildi. Başını eğmişti. Düşüncelere dalmıştı.
Bilmiyordu… O gün izleniyordu.
Üniversitenin ana salonunda haftalık kültürel etkinlik sona ermişti. İçerideki kalabalık dağılırken, binanın hemen dışında park edilmiş siyah bir Jeep'in içinden bir çift göz dikkatle onu izliyordu. Gözlerinde bir yabancıya ait olmayan bir sahiplenmişlik vardı. Bu sadece bir ilgi değildi. Bu, içten içe hazırlanmış bir seçimin sessizliğiydi.
Adam arabadan inmedi. Henüz değil.
Ama aklından geçen çok netti:
“Bu kızı ilk gördüğüm an, her şey değişti.”
İlk defa o kadar uzun süre birini izlediğini fark etti. Onda garip bir şey vardı. Duruşunda... sesini henüz duymadan bile hissedilen bir samimiyet. Henüz ismini bile bilmiyordu, ama fark etmezdi. Çünkü adını öğrenmek kolaydı. Onu çözmek, onun içinde kaybolmak — asıl mesele oydu.
Aradan günler geçti.
Ve o kız, tekrar karşısına çıktı. Tesadüf müydü, yoksa planın ilk adımı mı?
Bu sefer binadan çıkarken yalnızdı. Yağmur yine başlamıştı. Elindeki defter biraz daha ıslanmış, montunun kolları su çekmişti. Kapüşonunu başına geçirmeye çalışırken, kaldırımın kenarında duran siyah araçtan bir kapı açıldı.
Arabanın içinden çıkan adam, sakince önüne doğru yürüdü. Göz göze geldiler. Gözlerinde bir soru yoktu. Zaten her şeyi biliyormuş gibiydi.
— “Merhaba,” dedi, sesi kadife gibi yumuşaktı ama içinde durdurulamayan bir yankı vardı. “Sizi daha önce bir etkinlikte izlemiştim. Tanışmak isterim.”
Kız bir an durdu. Başını eğdi, sonra yavaşça geri çekildi.
Yabancı değildi ama yakın da hissettirmiyordu.
— “Sizi tanımıyorum. Tanışmak istemiyorum,” dedi. Sert, kısa ve net.
Ardından hızlıca yanından geçip gitti.
Adam sadece arkasından baktı. Gülümsedi.
Bu sadece ilk adımdı.
Ve o, kaybetmeyi bilenlerden değildi.