İçeriğe geç

TESLİMİYET ( Alıntı alındı )

Bölüm 39 · 4 dk okuma

TESLİMİYET ( Alıntı alındı )

Bölüm 39

TESLİMİYET - Bölüm 38 ❝ KISKANÇLIK ❞

Terasa aldığımız salıncakta hafif bir ritimle ileri geri sallanırken, parmaklarım omuzlarıma attığım ince şalın kumaşıyla oyalanıyor, gözlerim uzaklara dalmış öylece otururken gelişi güzel topladığım saçlarımın sağdan soldan fırlayan tutamları, akşam üzeri çıkan hafif esintilerle yüzümün önünde uçuşuyordu. Sezgin'in aracının üzerine not bırakılmasının üzerinden üç gün geçmişti fakat yüreğimde filizlenen o huzursuzluk hissi bir türlü geçmek bilmiyordu. Düşüncelerimi de esen rüzgara karıştırıp uzaklara yollamak istiyordum fakat Ekrem'in bizi öldürmekle tehdit ettiği kurşunlar ve not hafızamdan silinmiyordu. O gecenin hemen ardından Yaman, evin etrafına adamlar yerleştirmişti. Bahçe kapısının önünde sürekli iki kişi vardı ve etrafında volta atan üç kişinin dışında içlerinden sadece Ali'yi tanıyordum. Aslında korumalarla kendimi güvende hissetmem lazımdı fakat tüm bunlar tehlike çanlarının işareti olduğu için güven yerine tedirginlikten başka bir his salgılamıyordu. Dalgın bakışlarım karşıdaki masada oturan Yaman'ın ayağa kalkmasıyla onu buldu. Yaklaşık beş dakikadır yaptığı telefon görüşmesini sonlandırmış, sigarasını küllüğe söndürüp bakışlarını bana dikmişti. Üzerine bir şey giyinmediği için gözlerim kısa bir an sert göğsünü bulmuş, ardından gözlerine yönelmiştim. Benim aksime o üşümüyordu sanırım, çünkü altında sadece bacağına çektiği ve her an belinden düşecekmiş gibi duran siyah eşofmanı vardı. Sanki bir şeyleri hesaplıyormuş gibi yüzünden anlaşılmaz bir ifade geçtiğinde, masanın üzerindeki kutu birayı alıp ağır adımlarla yanıma doğru gelmeye başladı. Tam önümde dikilip gözlerime bir süre daha baktığındaysa yorgun bir nefes aldı ve yanımda ki boşluğa kendini bıraktı. Bense parmaklarımın ucuyla sallanmayı kesip, bomboş gözlerle kaybolan güneşin bıraktığı kızıllıkları izlemeye devam ettim. "Üşüyor musun?" İfadesiz ses tonu karşısında omuz silkip, "Biraz." diye mırıldandım. Üzerimde kalın askılı beyaz bir tişört ve altında kısa taytım vardı. Yaz günündeydik fakat akşam üzeri olunca bulunduğumuz kesimden dolayı hava inceden serinlemeye başlıyordu. "Hava serin, sen üşümüyor musun?" Yaman, elindeki kutu birayı kafasına kaldırıp uzun yudumlar aldığında yanındaki boşluğa bıraktı ve sigarasını az önce söndürmesine rağmen cebinden paketi çıkarıp bir dal daha yaktı. "İyi böyle." O geceden sonra oturup bu konuyla ilgili tek kelime etmemiştik fakat duygusuz tepkileri ve rahat tavırları beni daha çok tedirgin ediyor, umursamaz davranışları altındaki soğukluk iliklerime kadar işliyordu. "Ne düşünüyorsun?" diye sordum sakince. Gözlerim, aydınlığını yitiren gökyüzüyle, uzaktaki dağların kesiştiği yerlerde seyre dalmış gibi görünse de tamamen ona odaklıydım aslında. Yaman, çektiği sigaranın dumanı karşıya üfleyip, gözlerimin önüne ince bir sis tabakasının yayılmasına sebep olduğunda , "Önemli şeyler değil." dedi, takındığı o ruhsuz tınısını bozmadan. "Asıl sen ne düşünüyorsun? Çok sessizsin, dalgınsın..." Umursamaz tavrını bir kenara bırakıp ciddileştiğinde sıkıntılı bir nefes aldı. "Bu hâlinden hiç hoşlanmıyorum." Başımı yavaşça ona çevirip baktığımda, parmaklarının arasında duran sigaradan gözlerini ayırıp bakışlarını benimle buluşturdu. Onu tanıyordum ve gözlerinde gördüğüm buzullaşmış ifadeye karşın kuşandığı sakinlik hiç hayra alamet değildi. "Benimle hiçbir şey paylaşmıyorsun, Yaman. Ne yapmamı bekliyorsun? Bir şey olmamış gibi gülüp eğleneyim mi?" Tıpkı onun gibi sakince konuşurken ses tonum sitem doluydu. Tepkim karşısında ufak bir afallama yaşarken, "Paylaşacak bir şey yok, güzelim." diye konuştu daha ılımlı tonlamayla. "Niye bu kadar kafana takıyorsun her şeyi?" Sarf ettiği sözcükler gerilememe neden olduğunda dişlerimi birbirine bastırdım. Lanet olsun! Korkuyordum ve kendimden çok ona bir şey olacak diye ödüm kopuyordu. Ama onun umurunda bile değildi. Kalbim huzursuzlukla atmaya başladığında, "O kurşunların hedefinde biz varız." dedim, gerginliğim ses tonuna yansırken. "Nasıl basit bir şeymiş gibi bahsediyorsun aklım almıyor. Ekrem denilen adam bizi öldürmekle tehdit ediyor görmüyor musun?" "Lan başlayacağım şimdi tehdidine, şu itin adını ağzına alma dedikçe..." Sustu ve burnundan sert bir nefes verirken, sakinleşmek ister gibi gözlerini yumup açtı. "Bak akşam akşam yine asabım bozuldu." "Konumuz da zaten o adamın adı." dedim dalga geçerek, ancak sesim sinirden titremeye başlamıştı. "Ben ne diyorum sen ne anlatıyorsun ya. Bazen aynı dili konuştuğumuzdan bile emin değilim." Bakışlarımı ondan koparıp, yorgun bir ifadeyle kapayıp açtığım gözlerimi az önceki manzaraya çevirdim. Her ne kadar gözlerimin odağı değişse de Yaman'ın bana baktığını göz ucuyla görebiliyordum. Kısa bir müddet daha tepkisizce beni izlemiş, ardından parmaklarının arasına kıstırdığı sigarasından peş peşe birkaç kez çektiğinde bitirdiği bira kutusunun içine bırakmış ve minik bir cız sesi eşliğinde ortalığı duman altı etmişti. Görüş alanım sigaranın gri dumanıyla haşır neşir olmuşken, Yaman'ın parmak uçlarını şakağımda hissettim. Yüzümü gölgeleyen tutamları parmaklarıyla ağır ağır kulağımın arkasına ittiğindeyse tenine sinen sigara kokusu ve parmak uçlarından yayılan sıcaklık neredeyse gözlerimin kapanmasına neden olacaktı. "Tartışmak mı istiyorsun?" diye sordu, kısık bir sesle. "Tamam dök içini, rahatla." Kendimi anlatamamanın verdiği hisle başımı tekrar ona çevirdiğimde, sinirden neredeyse inleyecektim. "İçimizden birine zarar gelecek diye korkuyorum." dedim çaresiz bir tınıyla. "Sana bir şey olmasından deli gibi endişeleniyorum ve sen tutmuş bana tartışmak için arandığımı mı ima ediyorsun?" Yanağımda gezinen parmakları usulca boynuma, oradan saçlarımın arasına doğru ilerlerken baş parmağını elmacık kemiğimin üzerinde hafifçe sürtmeye başladı. Bunu yaparken hipnoz edici bakışlarını bir saniye bile gözlerimden çekmemişti. "Böyle yaparak sadece kendine eziyet ediyorsun." dedi daha anlayışlı bir ifadeyle. "Seni de anlıyorum aslında, son günlerde sinirlerin çok yıprandı. Tatsız şeyler yaşadık, üstüne bir de bunlar olunca iyice gerildin." Vereceği hiçbir tepkiyi umursamadan, "Ben Cihan'ı görmek istiyorum." dedim pat diye. Yaşanan tatsız olaylardan sonra benimle görüşmek istemeyeceğini düşünüp, sürekli zihnimin gerisine attığım dostumun varlığına şu an deli gibi gereksinim duyuyordum. Tenimde ki parmakları gerildiğinde çehresi anbean katılaştığına şahit oldum. "Bu nereden çıktı şimdi?" "Ne demek nereden çıktı?" dedim sesimi düz tutmaya çalışarak. "Ne kadar zamandır görmüyorum onu farkında mı-? "O herifle görüşmeni istemiyorum." diye kesti sözümü. Bakışlarındaki buzdan mızraklar doğrudan gözlerimi hedef almış, az önceki anlayışlı ifadesinden eser kalmamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.