Dizlerimin dermanının kesildiği, dilimin tutulduğu saniyelerdeydim. Yutkundum ve ellerim titrerken korku dolu gözlerimi fotoğraflardan ayırıp usulca Yaman'a çevirdim. Dümdüz, hiçbir ifadeyi yansıtmayan kapkara bakışları gözlerime kilitlemiş, ilk günlerdeki gibi bakıyordu. Konuşmak bir şeyler söylemek istedim fakat beynime yayılan şok dalgaları dilimi esir almış tek kelime edemiyordum. Ortamın ağırlığı üzerimize kara bulut gibi yığılmış, boğucu sessizliğin arasında ne ondan ne de benden tek kelime dökülmüyordu. Aramıza çöken sessizliği bozduğunda, "Aslında albüm yaptıracaktım ama vakit kalmadı." dedi soğuk ve bir o kadar alaycı bir ifadeyle. "Sen yaptırırsın artık." Gözlerimi acıyla yumup tekrar açtığımda, elimdeki zarfı ve fotoğrafları masanın üzerine bıraktım. Beni bitiren deliller ikimizin arasında, sere serpe duruyordu. "Yaman, anlatabili-" "Tabii tabii anlatırsın." diyerek kesti sözümü. "Yanlışlıkla gitmişsindir mesela oraya." Cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal alıp yaktığında paketi ortadaki cam sehpanın üzerine fırlattı. "Belki de beni ayakta uyuturken devamlı gidiyordun. Baksana adam sana masa bile hazırlatmış." Dudaklarım titrerken korku kalbimin ortasına çoktan çökmüştü. Beni dinlemeyecekti. "Saçmalama, planlı bir şey değildi." dedim, ağlamaklı bir sesle. O böyle konuştukça kalbim acıyla burkuluyordu. Dudakları sahte ve bir o kadar soğuk bir gülümsemeyle kıvrıldığında başını iki yana salladı. Sesindeki sakin ton ile yüzündeki ifade tamamen tezattı. "Zaten sana göre ben hep saçmalıyorum. En büyük saçmalığı da sana inanarak yapmadım mı?" Kelimelerinin beni nasıl yıktığından habersiz sigarasından derin bir nefes aldığında, "Söylesene." diye devam etti ve bakışlarını parmaklarının arasındaki sigaraya çevirdi. "Bu kadar mı nefret ettin benden?" "Yaman..." Fısıltım acı çeker gibi çıkmıştı. "Aşık olduğun..." Durdu ve yutkundu. "Hepsi sahte miydi? Oyun mu oynadın benimle?" Acı bir nefes ciğerlerime doğru ılık ılık akarken kalbim sızladı. Bunu nasıl düşünürdü? Beni anlayıp dinlemeden nasıl böyle konuşuyordu? Gözlerime bakmamasından cesaret alarak yavaşça ona doğru adımlamaya başladım. Ellerim buz kesmiş, ayaklarım gitmemek için direniyordu. Ona doğru geldiğimi fark ettiğinde gerildiğini hissettim fakat durmayıp yanındaki boşluğa eğreti bir şekilde oturdum. Sakinliği beni dehşete düşürse de, şu an kaybetme korkusu bütün korkularımın üzerindeydi. "Bir anlatayım, ne olur dinle beni." diye fısıldadım. Gözlerini usulca bana çevirdiğinde bakışlarına anlık yerleşen alaycı ifade kalkmış, kapkara gözlerinin içinde yanan ateş gözlerime sıçrıyordu. Sustu. Onun sessizliğinin bu kadar can yakacağını asla tahmin etmezdim. Nemini bir anda kaybeden, kuruyan dudaklarımı ıslatıp doğru kelimeleri bulmaya çalıştığımda, "Sen bana aşık değildin." diye girdim söze. "Sürekli beni istediğini söylüyordun. Korktum, çok korktum. Seninle kalmaya devam edersem beni kullanıp atacağını düşündüm. Aklımda hep gitmek vardı ama denemedim bile oluruna bıraktım. Ta ki..." Gözlerim kısa bir an gözlerinden kaçınıp yeniden gözlerini buldu. "Bir gece senin kulüpteyken biri bana kağıt verene kadar..." Dişlerini sıktığında, kısa bir an duraksayıp yutkundum. "Kâğıtta birinin beni kurtarmak istediği falan yazıyordu. İnan bana hiç düşünmeden yırtıp attım kağıdı. Sonra da unuttum bu mevzuyu zaten, ama bir gün o Ekrem'in adamları beni takip etmiş, sadece konuşmak istediğini ve beni geri bırakacaklarını söylediler."
Bölüm 32
TESLİMİYET - Bölüm 31 ❝ RUHUMDAKİ KATLİAM ❞
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.