Konuşmamız bitmiş olmasına rağmen, sonsuz gibi gelen saniyelerin ardından, olduğumuz yerde birbirimize bakarak öylece kalmıştık. Üzerimde bu denli yoğunlaşması ağzımın içindeki ıslaklığı sünger gibi emiyor, kuruluğu zımpara gibi olup yutkunamıyordum. O sırada fark ettiğim iki adam yanımızdan geçeceği sırada Yaman, tuttuğu elimi çekerek beni kendine yaklaştırdı ve o an içinde bulunduğum atmosferden sıyrıldım. Vücutlarımız birbirine değerken bulunduğumuz konum beni az önceki karmaşadan çıkarıp daha da heyecanlandırmıştı. Fakat Yaman bu durumdan benim kadar etkilenmiş görünmüyor, yanımızdan geçen adamlara dik dik bakıyordu. Adamlar çıkarken Yaman beni kendinden uzaklaştırdı ve asansöre yöneldik. Onunla gidiyordum fakat aklım az önceki konuşmada kalmıştı. Benimle anlaşmaya tutuşurken sergilediği tavırların aksine, şu an ağzından çıkanlar birbirini hiç tutmuyordu. Ve ben bu adamla nasıl bir yol izleyeceğimi bilmiyordum. "Yukarıdaki işim fazla sürmeyecek." dedi aramızdaki sessizliği bozarak. "En fazla on dakika, sonra çıkarız." Asansörün kapısı kayarak açılıp içine girdiğimizde sadece başımı sallamakla yetindim. En üst katta duran asansörden çıkınca, önünde büyük saksıların olduğu çelik kapıya geldik ve yaman zile bastı. Saniyeler sonra kapıyı genç, sarışın bir kız açtığında Yaman'ı tanımış olacak ki gülerek kenara çekilip, "Buyurun Yaman Bey." diye hitap etti. "Yılmaz Bey içeride sizi bekliyor." Geniş sayılacak, ferah koridordan geçtiğimizde, sekreter olduğunu düşündüğüm kız, bir odanın kapısını açarak geçmemiz için eliyle içeriye buyur etti. Kapının tam karşısında bulunan büyük, geniş masanın ardında oturan takım elbiseli adam bizi görünce mesafeli bir gülümsemeyle ayağa kalktığında, "Kimleri görüyorum?" dedi, masanın etrafından dolanıp yanımıza gelirken. "Acil durumlarda olmasa kapımızı çalmayacaksın." Adamın gözleri bir an elimize kaymış daha sonra tekrar Yaman'a yönelmişti. Yaman, elimi bırakıp oturmam için masanın önündeki koltuklardan birini işaret etti ve yanına gelen adamın uzattığı elini sıktı. "Bu işler böyle yürüyor bilmiyor musun?" siye konuşurken sesi alayla harmanlanmıştı. "Fazla vaktimiz yok otur hadi, konuşup çıkacağım." "Yangından mal kaçırmaya mı geldiniz?" diye sordu, Yılmaz denilen adam ahizeyi kulağına götürürken. "Ne içersiniz?" Yaman, oturduğum koltuğun karşısına oturup, birkaç saniye gözlerime baktığında, cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal alıp dudaklarına yerleştirmeden önce göz kırparak başını sarstı. "Ne içmek istersin?" Yerimde rahatsızca kıpırdanıp başımı adama çevirdiğimde, "Çay olsun." dedim gülümseyerek ve gözlerim tekrar Yaman'ı buldu. Sadece bir anlığına bakışlarımı koparmıştım ve çehresi anında keskinleşmişti. Kısılan gözlerini üzerimden çekmeden yaktığı sigaranın dumanı boşluğa savururken arkadaşına dönüp, "Aynısından." dedi imalı bir tonlamayla. Adam telefonun ucundaki kişiye çayları getirmesini rica ederken, Yaman'ın bana kayan bakışları sertleşmiş, gülümsemem solmuştu. Bu his sanki tenime iğne batıyormuş gibi bir etki bırakıyordu ve ben, Yaman'ı kızdıracak ne yapmıştım onu bile bilmiyordum. Daha fazla ürkütücü bakışlarına maruz kalmamak için gözlerimi odanın içinde gezdirdim. En üst katta olmasının sebebiyle aydınlık, ferah bir görüntüye sahipti fakat Yaman'ın üzerimde hissettiğim bakışlarıyla bu ferahlıktan nasibimi alamıyordum. "Lafı hiç dolaştırmayayım o hâlde, Ekrem'in fikirleri farklı bir boyuta ulaşmış. Amacı artık seni öldürmek falan değil, adam resmen seni içeri tıktırmanın peşinde." Yılmaz denilen adamın sözlerinin üzerine bedenimden buz gibi bir akım geçtiğinde, bakışlarım Yaman'a kaydı. Benim aksime gayet doğal karşılamıştı duyduğumuz cümleleri. "Hiçbir bok kanıtlayamaz, elinde delil bile yok." diye konuştu, yüzündeki küçümseyen tavrıyla. "Neyle attıracakmış beni içeriye?" Dalga geçiyor gibi dursa da ifadesi fazlasıyla sertti. "Ben bilmem orasını, ortalıkta bir şey varsa hallet derim." O sırada kapı iki kez tıklatıldığında, bize az önce kapıyı açan kız gelip, elindeki çayları önümüze bıraktıktan sonra odadan ayrıldı. "Kumarhaneden bir şey çıkmaz, biliyorsun her şeyi usulüne göre yapıyorum artık." Külü uzayan sigarasının ucunu sehpanın üzerindeki küllüğe çırpıp derin bir nefes daha aldığında, tepkisizliğini koruyordu. "Onun dışında, malları temin ettiğim adamda kısa bir zaman önce ölmüş. Anlayacağın elinde tek bir kanıt bile yok." Adamın yüzü düşünceli bir hal aldığında, çenesini sıvazlayarak, "Bence o kadar emin olma." diye mırıldandı. "Sizin çok yakın olmasa da eskiye dayalı bir yakınlığınız vardı. Az çok hayatını biliyor. Ve bunları göz ardı edeceğini sanmıyorum." Parmaklarımın arasında duran çaydan aldığım küçük yudumların bile boğazımda takılı kaldığını hissettim. Ondan kurtulmayı bu kadar çok isterken ve şimdi böyle bir olasılıkla Yaman'ın tamamen hayatımdan çıkarma ihtimalim varken, kalbimin bu denli sıkışmasına bir türlü anlam veremiyordum. Benim aksime Yaman, gram aldırmışa benzemiyordu. Yanakları içine çökene kadar çektiği sigarasını söndürüp, arkasına rahat bir tavırla yaslandı. "Onun bildiklerini benim çalışanlarım bile biliyor lan." dedi, kibirli bir gülüş sergileyerek. "O kim ki benim özel işlerimden haberi olacak?" Sessiz sakin onları dinlerken arada bir Yılmaz denilen adamın gözlerini üzerimde hissediyordum. Ve bu daha çok gerilmeme sebep oluyordu. "Benden uyarması dostum, biliyorsun adamlarından biri bile yakalansa ve suçunu kanıtlanırsa arada sen de kaynarsın." Bu ihtimalle kalbim sıkıştı. Ondan gitmeyi aklıma koymuşken, şimdi böyle bir düşüncenin içime oturmasına anlam veremiyordum. "Var mı başka bir gelişme, hepsi bu mu anlatacaklarının?" diye sordu Yaman, bu defa sertleşen ses tonuyla. İfadesiz suretinden ne düşündüğü belli olmuyordu. "Şimdilik bu kadar başka bir şey yok." Yılmaz denilen adam biraz düşünür gibi olduğunda, sesini temizleyerek, "Bu arada sormayı unuttum, hanım arkadaşın kim?" diye sordu konuyu değiştirerek. Gözlerimiz Yamanla buluşunca dudağının birinin tehlikeli bir şekilde yukarı kıvrıldığını gördüm. "Sevgilim." dedi hiç düşünmeden ve ardından adama baktı. Adamın kaşları şaşkınlıkla havalanınca bir Yaman'a bir de bana baktı. "Hayırlı olsun diyelim." İkisinin de gözlerinin bir an üzerimde olması beni daha da gerdi ve sıcak basmaya başladığında bakışlarımı elimde tuttuğum çaya çevirdim. Yanaklarım bu konuşmadan payına düşeni almış cayır cayır yanıyordu. Yaman ayaklandığında parmaklarımın arasında tuttuğum bardağı sehpanın üzerine bırakıp, ayağa kalktım. Zaten bu konuda biraz daha konuşacak olurlarsa düşüp bayılacaktım.
Bölüm 24
TESLİMİYET - Bölüm 23 ❝ DÖNÜM NOKTASI ❞
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.