Ayaklarıma cam kırıkları batarak yürüdüğüm yolun sonunda, ruhumun son kırıntıları da çaresizliğe bulanıp yabancı bir adam tarafından hiç edilmeye çalışılıyordu. Kabaca tutuğu kolumu geri çekmeye çalıştığımda buna müsaade etmedi. Dudaklarımı birbirine bastırıp kavradığı koluma baktım. Parmakları arasında sıkışıp kalan sadece tenim değildi, özgürlüğümdü. BMW'in kapısını uzaktan kumandayla açıp kapıyı aralarken, göz göze geldiğimiz an onun gözlerindeki dikenli tellerin tenimi delip geçeceğini düşündüm. "Evde sıkılmandan belliydi." dedi, gülüyordu ama gerçek bir gülüş de değildi. "Meğerse canın oyun oynamak istiyormuş." Açtığı kapıdan içeriye girdiğimde oturmamla birlikte kapıyı sertçe kapayıp aracın önünden dolanmıştı. Yanaklarımı şişirip başımı iki yana sallarken pişmanlığım biraz daha arttı. Onun böyle bir sahneyi kaldıramayacağını bir şekilde anlamam lazımdı. Bile isteye delice bir işe kalkışmış ve elime yüzüme bulaştırmıştım. Aracı çalıştırıp telefonu eline aldığında bir numarayı arayıp aracı hareket ettirdi. "Sezgin, o Cihan denilen çocuğu bul ve bana haber ver." Sakin bir tavırla telefonu kapatıp cebine attığında gözlerim endişeyle irileşti. Benim yüzümden ona sürekli zarar vermesini artık yüreğim kaldırmıyordu. "Onun ne suçu var şimdi?" diye sordum sesimi yükselterek. "Hesabın benimle değil mi? Ondan ne istiyorsun?" Beni duymamazlıktan gelerek camını hafifçe araladı ve belli belirsiz başını iki yana salladı. "Sana diyorum!" diye bağırdım. "Cihan'ı bu işe karıştırmayacaksın!" "Geç kaldın?" Görüntüsünün aksine sesi gayet sakin çıkıyordu. Fakat ben bu görüntünün altında yatan canavarın dişlerini ayırt edebiliyor, yapacakları düşünmek bile istemiyordum. "Bana bak ona zarar verirsen seni öldürürüm!" dedim dişlerimin arasından. "Uzak dur Cihan'dan!" Başını ağırca çevirdiğinde bana öyle bir baktı ki öfkenin yerini çok başka duygular almıştı. Cihan'ı bu denli savunuyor olmam, ona bu kadar değer veriyor olmamı bir türlü hazmedemiyordu. Kısa mesafeyi aştıktan sonra aracı binanın önüne park ederek dışarı çıktı. Burada kalmamım hiçbir mantıklı açıklaması olmadığından ben de indim ve etrafıma göz ucuyla bakındım. Ortalıkta kimsenin olmaması da benim talihsizliğimdi. Gerçi olsa bile ne değişecekti ki, kimsenin umurunda olamadığını kafe mevzusundan sonra rahatça kavramıştım. Onu beklemeden suratımı asıp binaya girdiğimde ardı ardına asansörün düğmesine basarak kaşlarımı çattım. Ondan kurtulmak istemem Yaman için suç, benim içinse adaletten başka bir şey değildi. Fakat ben, Yaman'ın nezdinde, yine Yaman'ın kanunlarının işlediği hayatına dahil olduğum için onun gözünde bir suç işlemiştim. Asansörün iki kanadı yana açılırken Yaman benden önce dışarı çıktı ve gözleri üzerimdeyken dairenin kapısını açıp geçmem için bekledi. Kafede ki öfkesine göre daha sakindi fakat fırtına öncesi sessizliğine büründüğünü tahmin etmek zor değildi.
Bölüm 15
TESLİMİYET - Bölüm 14 ❝ İFLAH OLMAM ❞
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.