Yağmur kendini bildi bileli baskıcıdan öte ailesinin evinde eziyet gibi bir yaşam sürüyordu. Ablası Berrak, o 14 yaşındayken 18'ine basmış ve evden ayrılıp İstanbul'a gitmişti. O günden beri Yağmur'un da en büyük hayali buydu. Ve işte o gün, temmuzun ikisiydi. 18. doğum gününün sabahıydı.
Yağmur 7'de çalan alarmla uyandı. Ailesi her konuda olduğu gibi bu konuda da çok katıydı. Hafta sonu, tatil veya bayram fark etmez; 7'de tüm ev halkının uyanık olması önemli bir kuraldı. Kız yatağında doğruldu. Gece 00.00'da en yakın arkadaşı Nisan ile ablası doğum gününü kutlamıştı. Geceden kalan mesajlara bakıp gülümsedi.
O sırada kapı çalındı. "Gel." diye seslendi Yağmur ve içeriye evin hizmetlisi Derya girdi. "Günaydın Yağmur Hanım, Burcu Hanım ve Doruk Bey sabah erkenden alışverişe gitmek için çıktılar. Uyanınca size evi onlar gelene kadar terk etmemeniz gerektiği mesajını iletmemi istediler. Kahvaltınız hazır. İstediğiniz zaman gelebilirsiniz. Bu arada doğum gününüz kutlu olsun, artık resmen bir yetişkinsiniz!" Derya oldukça neşeli ve iyi bir kadındı. Muhtemelen Yağmur'u evde en çok önemseyen de oydu. Ailesi bıraktığı mesajda kızlarının doğum gününü kutlamamışlardı bile. "Teşekkür ederim." dedi Yağmur düşünceli düşünceli. "Birazdan aşağıya gelirim, çıkarken kapıyı kapatır mısın?"
Derya odadan çıkınca hızlıca banka hesabını kontrol etti. Ailesi ilgisiz ve sert olabilirdi ama oldukça zenginlerdi, bu da Yağmur için elbette iyiydi. 14 yaşından beri harçlık veya basit alışverişlerin para üstü gibi her türlü mal varlığını yatırdığı bir banka hesabı vardı. 4 yılda biriken miktar şaşırtıcıydı. Tamı tamına 8 milyon lirası birikmişti. Hızlıca banka uygulamasından internete geçti, satın almayı planladığı daire 6 milyon liraydı. Sevinçle oturduğu yerde zıpladı, hala bunun gerçek olduğuna inanamıyordu.
Yatağından hızla kalktı, ailesinin haberdar olmadığı beyaz bavulu çoktan hazırdı. Hemen bugün İstanbul'a uçacaktı. Telefonundan biletini aldı ve otelini kiraladı, hiç mi hiç özlemeyeceği evinde son kahvaltısını etmek için üstünü başını düzeltip alt kata indi.
Sofrada Derya'nın yaptığı şuruplu pankekler vardı. Yavaş yavaş yemeğini yedikten sonra tam kalkarken kapı çaldı ve Derya açmaya gitti. "Tut bakalım şunları Derya." diyen annesinin sesini duydu. Yağmur kapıya doğru yöneldi. Zeynep Hanım, elindeki ağır poşetleri Derya'ya yükleyivermişti. "Hoş geldiniz efendim." dedi Derya, ağırlığın altında ezilmişti resmen. Yağmur hemen kadının yanına gidip ağırlığın bir kısmını kendi kollarına aldı. "Ne yapıyorsun!? Biz Derya'ya boşuna mı para veriyoruz! Bırak hemen onları!" diye kızdı Doruk Bey. "Sorun yok, bunlar çok ağır, kadına azıcık yardım ediyorum sadece?" diye tersledi onu Yağmur. Derya'yla beraber poşetleri kütüphane odasındaki bir sepete bıraktılar. "Teşekkür ederim Yağmur Hanım, ama keşke bana bıraksaydınız. Boşuna Doruk Bey'den azar yemiş oldunuz hem de beliniz incinebilirdi. İyi misiniz?" diye sordu Derya. "Evet, iyiyim. O kadar ağırlığı tek başına sana taşıtamazlardı. Babamın kızması da umurumda değil zaten."
Birkaç saat sonra, mutfak Derya'ya dekore ettirilmiş, yemekler pişirtilmişti. Yorgun kadın bu sefer de üst kattan Yağmur'u giydirip süslemek ve çağırmakla görevlendirildi. Yağmur odasında valizinin son kontrollerini yapıyordu ki kapısı tıklatıldı. "Buyur." diye dışarı seslendi Yağmur. Kadın içeriye toz pembe bir elbiseyle girdi. "Yağmur Hanım, bunu giymeniz gerek. Kutlama için Zeynep Hanım ile Doruk Bey sizi aşağıya bekliyor."