Bölüm Parçası: James Arthur- Impossible
Bölüm Parçası: Sezen Aksu- Vay
İyi okumalar dilerim.
Kendisine uzak, etrafındaki insanların kalplerine yakın bir yerde bir kız yaşarmış. Bu kız doğduğunda yazmak istemiş ama yazacak gücü kendinde bulamamış. Yazmak istemiş çünkü aslında bu kızı doğuran kelimelermiş. Kelimeler, doğurduğu bu yazar ruhlu kızı sevip sevmemekte kararsız kalmış. Kelimeler en yüceymiş... Bu en yüce kelimeler kıza bir iyilik, bir de kötülük etmişler. İyi olan bu kızı doğuranın kendileri, yani yüce kelimeler olmasıymış, bu kızın şansıymış. Kötü olan ise kıza yazacak gücü kendileri vermemeleri ve hak etmesini beklemeleriymiş. Kız kendini bulduğunda güce ulaşacak, yazmaya karar verdiğinde ona verdikleri bu şansı da hak etmiş olacakmış. Kızın gücü elde etmekten başka çaresi yokmuş. Çünkü kelimeler... Kızı hem doğurup hem yok edebilenmiş.
"
"Ben yazdığım hikayelerle ve okuduğum kitaplarla büyüdüm," dedi genç yazar, okuyucusunun çocukluğuyla ilgili sorduğu bir soru üzerine. Sahiden de öyleydi. Kadın yazdığı satırlarla birlikte büyümüş, okuduğu kitaplarla beraber olgunlaşmıştı.
Bir cümleye sığamazdı çocukluk yılları ama o cümlede çocukluğunun büyük bir kısmı saklıydı. Acıları saklıydı asıl o cümlede. Hikaye yazmaya ve okumaya başlamasının acılarından doğduğunun izi sürülüyordu.
"Ben yazdığım hikayelerle ve okuduğum kitaplarla büyüdüm."
Kahverengi dalgalı saçlı mavi gözlü okuyucu hayran hayran genç yazara baktı. Onu ne kadar çok sevdiği fuardaki diğer okuyucuları gibi gözlerinden belliydi.
Eflin Karaer okuyucu-yazar ilişkisini gayet güzel işleyebilen ve aynı zamanda çok yetenekli bir yazardı. Vardığı konuma kendi başarısı sayesinde gelmişti. Yanında olan insanlara hiç ihanet etmemiş, yardımlarını kendisine borç bilmişti. İşte şimdi buradaydı, hep hayal ettiği yerde. Acı dolu bir geçmişe sahip olmasına rağmen hayal ettiği hayatı yaşıyordu.
Genç kadın imzasını alarak ve yazara sıcacık bir gülümseme bırakarak ayrıldı. Diğer okuyucuları da aynı şekilde genç yazarın yanına gelerek imzalarını aldılar, fotoğraf çekildiler, sarıldılar ve hepsi de kocaman gülümsemelerle ayrıldılar.
Kalabalık yavaş yavaş dağılırken yazarın aklından geçen en gerçek düşünce yazmış olduğu için şükretmesi gerektiğiydi. "İyi ki yazmışım," dedi sonra kendi kendine. "İyi ki yazmak fiiline sığınmışım ve iyi ki kelimelere bağlanmışım."
Hayatını yazmış olmasına bağlıydı belki de ama bunun en güzel yanlarından birini de yeni yeni keşfediyordu; okuyucularının her biri de onun için birer şanstı. Onların her birine ayrı ayrı tutunuyordu, her biri yazarın hayata tutunmasında bir köprü görevi görüyordu. Onun dışında okuyucularına duyduğu sevgi ve verdiği değer de hiçbir şeyle paha biçilemezdi. Yazdığı satırları onların benimsemesi, sahiplenmesi ve aynı satırlarda beraber ağlayıp gülmeleri yazar için kocaman anlamlar ifade ediyordu.
Bunlar zihninden bir bir geçerken ufak bir tebessümle karşılık verdi ve ayağa kalktı. Bugün epey yorulmuştu. Düz, siyah saçları çok uzunlardı ve sabahtan beri salık olduklarından ensesi terlemişti. Koyu kahverengi gözlerine sanki biri baskı uyguluyordu, kapanmamak için direniyorlardı âdeta. Tabii, bu duruma gece sadece üç saat uyumuş olmasının da katkısı büyüktü. Hiçbir zaman uyku düzeni olmamıştı, hep çok az uyurdu. Aslında bunu bile kendisine pozitif yönde çevirmişti, geceleri daha çok yazar ve daha çok düşünürdü. Bu yüzden gözaltlarını kapatmak için de gereğinden fazla uğraşmak zorunda kalırdı. Boyu kendisine göre kısa olduğu için topuklu ayakkabı giyme zorunluluğu hissederdi ve şuan ayaklarında da inanılmaz bir ağrı vardı.
Bu kitaba başladığı ilk yılı anımsadı sonra, kurgusunun kafasına düştüğü ilk yılı. Babasını ve annesini kaybetmesinin ardından bir hafta geçmişti o zamanlar... Annesi ve babasının mezarı başında oturmuş dinliyordu kafasının içindekileri. Güzel olan her şey yavaş yavaş ve acıyla geldi ona, her şey büyük kaybıyla başladı. Yazmaya başladığında acısının yavaş yavaş içine hapsolduğunu hissetti fakat bunun çok daha acı verici olduğunu hala kabullenmek istemiyordu. İçine hapsettiği ve kabullenmediği o acı, aslında onu bir bir akıntıya sürüklüyordu.
Eliyle saçlarını tek tarafa topladı. Bir an önce eve gitmek istiyordu. Eve gidip duş almak, üstündeki kıyafetlerden ve ayakkabıdan kurtulmak, sigara eşliğinde kahve içmek istiyordu. Ayağa kalktığında yanına gelen yayınevi görevlisini gördü, başıyla selamladı ve tebessüm etti.
Siyah bir pantolon ve siyah düz bir tişört giymişti. Yüz hatlarında sıcak bir ifade vardı, sakin biriydi.
"Sizi eve bırakması için bir araba ayarladım, çıkışta bekliyor Eflin Hanım," dedi yanına varan orta yaşlı adam. Bu yayınevinde olmaktan hiçbir zaman pişmanlık duymamıştı, buradaki herkesi çok seviyordu. Hem mesafe vardı hem güven, zor olanı bu insanlar başarabilmişti. Her biri çok başarılı ve saygın insanlar olmalarının dışında 'insan' olabilmenin de hakkını verebiliyorlardı.
"Teşekkür ederim," diyerek gülümsedi yazar.
"Bugün daha bir kalabalık gördüm bizim standı. Severleriniz çoğalıyor sanki?" dedi adam gülümseyerek. Sıcacık gülümsemesi onun da işini severek yaptığının kanıtıydı.
Kadın gülümsedi. "Bende onları çok seviyorum, hepsinin gözlerinden yayılan okuma aşkını görmek çok mutlu ediyor insanı.''
"Yine çok güzel ilgilendiniz..." dedi adam. ''fakat bugün daha yorgun gördüm sizi. İyisiniz değil mi? Bir şeyiniz yok ya?''
"İyiyim," dedi kadın şaşırarak. Yorgunluğunun bu kadar fark edilmesi biraz şaşırtmıştı. "Gece pek uyuyamadım ondan, dinleneyim geçer. Teşekkür ederim, çok sağ olun. Haftaya görüşürüz Yalçın Bey."
"Görüşürüz Eflin Hanım."
Çantasını aldı ve çıkışa doğru ilerledi. Kapının önünde duran siyah jipe binerek yerleşti. Şoföre çevirdi bakışlarını ve "iyi akşamlar," diyerek selamladı.
"İyi akşamlar, Eflin Hanım. Evinize gidiyoruz değil mi?"
"Evet evet, lütfen."
Şoför başını sallayarak gülümsedi ve arabayı çalıştırdı. Daha önceden de çok kez denk geldikleri için artık birbirlerini tanıyorlardı.
Kadın tam kulaklığını çıkarırken, "şu ileriden bir yazarımızı daha almamız gerekiyor, bir problem olmaz umarım?" diye konuştu şoför.
"Yok, olmaz tabii ki,'' dedi kadın. Zaten her seferinde kendisi gidebileceğini söylüyordu ama yayınevi çalışanları saat geç olduğu için bırakmak istemiyorlardı.
Kadın kulaklığını takıp ''Impossible'' parçasını açtı. Yağmur yağmaya başlamıştı. Hava da epey kararmıştı. Dışarıdaki hava birilerinin içindeki hüznü, kırgınlığı anlatıyordu belki de, mutsuzluğunu temsil ediyordu. Belki de dışarıda gözyaşları döken insanların gözyaşlarını gizlemesine çanak tutuyordu.
Yağan yağmuru görünce kafasında oturtmayı hala başaramadığı yeni karakteri geldi aklına. Yazıya dökmek için sabırsızlanıyordu ama hala bir şeyler eksikti.
Araba durduğunda genç kadın kapının açılmasıyla yana kayarak kulaklığını çıkardı.
"İyi akşamlar," diyerek arabaya bindi adam. Kadın, kendisinin bile bir anlam veremediği kadar uzun baktı adama. Giydiği siyah deri ceketi azıcık ıslanmıştı, o da tıpkı kadın gibi yorgun gözüküyordu. Kendisine benzeyen fakat daha koyu olan kahverengi gözleri her an kapanacak gibiydi ve donuk bakıyordu.
Kadının ve şoförün de "iyi akşamlar," demesiyle bir an genç kadınla göz göze geldiler. Adam bir baş selamı verdi ve kulaklığını çıkarıp bir opera parçası açtı. Kadın, tekrar gözlerini adama çevirdi. İlk bindiğinde çok dikkat edememişti ama şimdi bakınca... Adam yazmak istediği karakteriydi âdeta. İlahî bir güzelliği vardı... Yüz hatları çok keskindi, spor yaptığı ceketin üstünden bile belli oluyordu ve gözleri... Bu kadar boş bakmasına rağmen anlam doluydu. En derinlerde bir yerlerde birçok anlam gizliydi. Parmaklarına dikkat etti sonra, bir an kalem tutuşunu hayal etti. Kokusu girdiği gibi daha arabaya nüfuz etmişti, içtiği sigara ve kullandığı parfümüyle karışmış olsa da kokusunu çok net alabiliyordu. Boynunda bir dövme vardı. Kafasını biraz sağa çevirince okuyabildi, "words'' yazıyordu. Kelimeler. Kelimelere bu kadar aşık bir adam ilk kez karşısına çıkıyordu, bu onu şaşırttı. Acaba hangi kitabın yazarıydı? Neden hiç denk gelmemişlerdi? Kafasında bunları sorgularken, yaratmaya çalıştığı karakterinin de bu adamı görmesiyle yavaş yavaş yerine oturmaya başladığını hissetti.
Buradaydı işte, yanıbaşında oturuyordu.
Adam çok güzeldi.
Tekrar kulaklığını taktı sonra, gözlerini kapadı ve karakterini düşünmeye başladı...
Arabanın durmasıyla gözlerini açtığında, uyuyakalmış olduğunu anladı. Yolculuk çok kısa gelmişti aslında ama yarım saat uyumuştu. Kadın hep böyleydi, arabaya bindiği gibi daha uyuyakalırdı. Küçüklüğünden beri değişmeyen sayılı huylarından biri buydu. Kafasını çevirdiğinde adamın "words" yazan boynuna yaslanmış olduğunu fark etti. Ne ara bu kadar yaklaşmışlardı birbirlerine? Hemen bir adım sola kayarak uzaklaştı. Elleri başına giderken, "özür dilerim," dedi adama bakmamaya çalışarak. "Yorgundum biraz, kusura bakmayın."
Adam başını ağır ağır kadına çevirdi, çıkarmış olduğu kulaklığıyla oynuyordu. "Önemli değil, Eflin Hanım," dedi dümdüz bir sesle. Pürüzsüz bir ses tonu vardı, her gün duysa sıkılmayacağına yemin edebilirdi fakat ismini bilmesine şaşırmıştı.
"Adımı nerden biliyorsunuz?" diye sordu merakla. Bu arada çantasını omzuna taktı ve telefonunu eline aldı. Kulaklığının en son kulağında olduğunu hatırlıyordu ama şimdi kucağındaydı. Kendisini sarhoş gibi hissediyordu.
Kadının bu sorusu karşısında adam güldü. Ağzından çenesine doğru yayılan o gülümseme kadının içini ısıttı tuhaf bir şekilde.
Adamın gülüşü çok güzeldi.
"İkimizde bir yazarız öyle değil mi? Üstelik aynı yayınevinin yazarlarıyız. Kitabınızın bir kısmını okumuştum, başarılıydı."
Kadın, adamı pürdikkat izlemeyi bırakıp konuştu:
"Ben sizin hakkınızda bir bilgi sahibi değilim, üzgünüm bayım. Kitabıma yaptığınız yorum için de teşekkür ederim."
Omuz silken genç adam, "rica ederim," diyerek önüne döndü. İkisinin de aralarındaki mesafeyi açmamalarının en büyük sebebi gururlarıydı.
"İyi akşamlar," diyerek arabadan inen kadın tekrar adama çevirdi bakışlarını, hâlâ dışarıyı seyrediyordu. Kadın iki elini kullanarak küçük bir ses çıkardığında, adam sonunda ona dönebilmişti.
"İyi geceler dilerim, tekrar kusura bakmayın," dedi hafifçe gülümseyerek.
"İyi geceler, Eflin Hanım," dedi adam gülümsemesine karşılık vermeden.
"Adınız nedir?" diye sordu kadın aniden.
Adam keyifle güldü. "Adım sizin kafanızda kurup düşündüğünüz isim olarak kalsın, ne dersiniz? İyi geceler, Eflin Hanım. Erken yatmayı unutmayın bu gece."
Adam kapıya uzanıp kapattığında şoför de yavaşça ilerledi. Kadın, zihninin açıldığını hissetti. Tesadüf müydü bu yoksa kader mi bilemiyordu ama kafasındaki karaktere ait birçok detay kafasına oturmuştu.
Evin kapısını çaldığında açan olmadı ama ablası bu gece evde olacağını söylemişti. Duymadığını düşünerek çantasından anahtarını çıkardı ve kapıyı açtı.
"Abla!" diye seslendi ama ses yoktu. "Evde misin?" Yukarıya çıktı ve ablasının odasına girdi.
İşte o an, uzun yıllardır uğramayan acının o gün uğradığını hissetti. Yerde yatan ablasını görünce acıyı yeniden hissetti.
Bu kez daha acı verici olacaktı.
Bu kez daha çok can yakacaktı.
Bu kez... Hayat daha acımasız davranacaktı.