Elimde valizim, öylece önümdeki binaya bakıyorum.
Üç ay boyunca tatil hakkım varken, buradayım işte: Sonsöz Yaz Akademi'sinde.
Neden böyle olmuştu ki? Düzene ve çalışmaya odaklanamadığım içindir.
Şimdi ise her uyumsuzun gittiği son basamağı çıkıyorum.
"Kötü mü Kumsal? Mezuna kalmasaydın belki bunu yapmak zorunda kalmazdık. Sadece üç ay, ama eğer seversen seni kış kampına da yazdırırız."
Annem hala okulun broşürüne bakıyordu.
"Burası mı?"
Babam şüpheyle sordu.
Sesi bana çarptı ama ben cevap vermedim hemen.
Gözlerim binaya kilitlendi.
Ne desem? Hayır mı? Kaçmak istiyorum ama bu kaçışın sonunda hep aynı tür kapılara varıyorum.
“Evet.” dedi annem sonunda. “Burası.”
Aileme son bir kere yalvarmak için arkamı döndüm. Tabi ki her şey karşılıklıydı. Mahvettiğin sınavları, kaçırdığım dersleri telafi edecektim onların gözünde.
"Lütfen," dedim.
"Hayır Kumsal. Bu senin iyiliğin için. Şimdi git ve hemen yerleş." dedi annem.
Yani kısaca: "Sus ve kaybol."
Anlaşıldı kraliçe.
Derin bir nefes alarak, "Sanırım veda zamanı geldi." dedim ikisine yaklaştığımda.
"Görüşürüz, eğer bir sorun olursa hemen bizi ara." dedi annem. Hep aynı şeyleri söyledi ikiside.
"Kendine iyi bak. Duş almayı falan da aksatma."
"Tamam."
Son bir sarılma.
Son bir bakışma.
Ve ben...
Yavaş adımlarla binaya doğru yürüdüm.
Bir mucize olur da beni geri çağırırlar mı diye arkama baka baka.
Tabii ki çağırmadılar.
Gözlerim kapandı, valizimi sürüye sürüye bahçeye girdim.
Güvenlikteki abiye giriş kartımı verdim. "En ortadaki binada danışmaya gidersen, sana yardımcı olacaklardır." dedi. Başımı salladım.
Üç bina ve en ortadakinde kocaman bir tabela. Yavaşça yürümeye başladım. Ortadaki binaya girdim.
Danışma olacağını tahmin ettiğim masaya yaklaştığımda bir kadın yere eğilmiş, şarkı söyleyerek birkaç koliyi yerleştiriyordu.
"Merhaba," dedim. Kadın kafasını kaldırdı ve göz göze geldik. "Ahh," dedi ayaklanırken. "Merhaba, sen Kumsal'sın değil mi?" dedi.
Nasıl ya?
Adımı nereden biliyor?
Belki ailem şaka yapıyordur? Belki birazdan koşa koşa gelip, "Şaka şakaaa!" diyeceklerdi.
Kimi kandırıyorum ben.
Kadın, şüphemi fark etmiş gibi güldü.
"Herkes odasına yerleşti de. Bir tek sen gelmemiştin. Yanlış mı oldu?" dedi gülerek. Utancımla elimi uzattım. "Ben Kumsal" dedim. Elimi sıkarken, "Bende Damla. Rehberlik öğretmeniyim." dedi. "Memnun oldum."
Bana altı numaralı odanın anahtarını verdi. Orada kalacakmışım.
"Gel, birlikte müdürümüz Halil Hoca'nın yanına gidelim." dedi.
Yukarı kata, koridorun en sonundaki karanlık odaya gittik. Damla gizemli bir yüz ifadesiyle kapıyı çaldı. Gel, sesiyle içeri girdik.
"Merhaba hocam, bu kızımız Kumsal."
Adam oturduğu masadan kalktı ve elimi sıktı. "Memnun oldum Kumsal, okulumuza hoş geldin."
Adam fazla neşeliydi. Oda ise fazla kasvetli.
"Önümüzdeki üç ay birlikte olacağız. Ve birkaç kuralımız var tabii. Bu tarz bilgilerin hepsini, odanda bilgilendirme katlarından bulabilirsin."
O sırada yerine oturmuş ve bilgisayarından bir şeylere bakıyordu.
"Okulumzuda her şeyi siz öğrenciler yapacaksınız. Temizlik, çamaşır yıkama gibi sorumlulukları da üstleneceksiniz." dedi müdür.
"Bunların hepsini biliyorum." dedim ve kritik soruya geldim. "Telefonumu kullanabiliyorum, değil mi?"
Müdür küçük bir kahkaha attı. "Kullanamazsın."
Sinirden ağzım açık kalmıştı. "Ama..."
"Telefonun yanındaysa sorun yok." dedi Damla. "Zaten dönem sonuna kadar çalışmaz."
Ona döndüm, "Nasıl?"
Bu sırada kapı çaldı. Konuşmamız yarım kalsa da bakışlarım kapıya döndü. İçeriye kumral, rahat giyimli bir kız girdi. "Beni çağırmışsınız?" dedi hesap sorar gibi.
"Aden!" dedi Damla. "Kumsal’a odasını gösterir misin?"
Aden suratını buruşturdu. Damla'nın gözlerinde "Ne olur yap" bakışını görünce, göz devirmeyle karışık bir "İyi" çekti.
Damla da, "Aden iki yıldır bizimle, bu okulu avucunun içi gibi bilir, sana okulu gezdirir Kumsal'cığım."
Başımı sallayarak Aden'e döndüm. Bana bakma zahmetine girmeden yürümeye başladı.
Peşine takıldım, valizimle birlikte. Diğer binalardan birine girdik. Merdivenleri çıkarken iki büklüm oldum.
Aden zerre ilgilenmeden:
"Koridorun sonundaki oda senin," dedi. "Başka?"
Hayır diye kafamı salladım.
Daha fazla laf etmeye tenezzül etmeden döndü gitti.
İlk izlenim? Berbat. Görüşürüz Aden.
Son odaya gidip kapısını zorlukla ittim. Odada yatak, çalışma masası ve banyo vardı.
Valizimi kapının girişinde bırakarak yatağa atladım.
Telefonu şarja taktım. Şöyle bir göz atayım dedim... Telefon açılmıyordu. Baya siyah bir ekran dışında hiçbir şey yoktu.
Ağlayacaktım. Nefret ediyorum bazen hayatımdan.
Telefonun şarj olmasını umarak bıraktım. Odada okulun krokisi ve ders programlarını buldum.
Mantar panonun üzerinde, kocaman harflerle yazılmış KURALLAR dikkatimi çekti:
KURALLAR
-Dışarıya çıkışlar kesinlikle yasaktır.
-Odaların ve yurtların kapısı saat 23.00'da otomatik olarak kitlenir.
-Derslere katılım zorunludur.
-Okulun içerisinde alkol ve sigara kullanımı yasaktır.
Vay, işi gerçekten ciddiye alıyorlar.
Valizimi açtım, kıyafetleri çıkardım, birkaçını dolaba yerleştirdim. Zaten burada bir ay kalacağım, hepsini yerleştirmeye gerek yok.
Sonra odamdan çıktım. Aden'de zaten okulu gezdirmedi, ben kendim gezeyim bari.
Koridorun sonuna kadar odalar vardı. Bu yüzden merdivenlerden aşağıya indim ve oradaki odaya girdim. Çamaşır makineleri ve ütüler.
Ütü yapsam mı? Gerek yok, ruhum ütüleniyor zaten.
Camdan da şöyle bir bahçeye baktım. Baya büyük, havuz ve spor salonları gözüküyordu.
Sonra bir anons yaptılar. Akşam yemeğinin hazır olduğunu söyleyen.
Yemekhaneye gittiğimde -kızları takip etmiştim- çoğu kişi oradaydı. Hatta Aden'i bile gördüm. Bir tabak alıp yemek sırasına girdiğimde, önümde yaklaşık on beş kişi vardı.
Harika. Açlıktan ölmeye son 45 dakika.
Tam o anda, biri omzuma çarptı.
Tabak az daha elimden fırlıyordu.
Sertçe döndüm.
Karşımda dağınık saçlı, siyah tişörtlü bir çocuk, yüzünde yarı alaycı bir sırıtış.
"Üzgünüm Deniz," dedi. Ne alaka şimdi?
Gözlerimi devirdim.
İçimden bir sürü şey geçirdim ama sadece dedim ki:
"Adım Kumsal benim."
Omuz omuza çarpışıp uzaklaştık.
Arkamdan hafif bir kahkaha geldi.
İçimde bir ses:
"Bu yaz belalı geçecek, Kumsal."
Ve haklıydı.