İçeriğe geç

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 7

7🌸İyi Misin?

Bir süre önce Yoongi ile beraber sınıfa girmiştik. Hatta Jimin, Jungkook, Hoseok ve Jin de bizden sonra sınıfa beraber girerek yanıma gelmişlerdi.

Ama yalnız değillerdi. Benim gösterip de Yoongi'nin bir türlü göremediği o beyazlar içerisindeki kişi de gelmişti.

Jungkook'un yanında, cam kenarında ve en arka sırada oturuyordum. Sınıfın sol tarafındaydık.

Sınıfın sağ tarafındaki sıraların yanı da duvar kenarıydı ve duvarlar boydan boya dolaplar ile kaplıydı.

O çocuk gelir gelmez o dolaplara yaslanmış, kollarını bağlamış bir şekilde ayakta beni izliyordu.

Korkumdan dolayı elimden geldiğince oraya bakmamaya çalıştım ama başarılı olamadım. Merakım korkuma üstün geliyordu.

Arada sırada merak edip oraya bakıyor ve gözlerimiz buluşunca anında başımı çeviriyordum.

O çocuğu kimse görmüyordu. Bundan artık emindim çünkü hoca girdiğinde herkes oturdu ama o çocuğun o hâlde kalmasına rağmen hoca hiçbir uyarıda bulunmadı.

Şu an susmamın ve çevremdekilere bu olayı anlatmamamın sebebi ise başıma gelen tek garip şey olmayışıydı. Sonuçta ben başka bir insanın bedeninin içindeydim. Daha garip ne olabilirdi?

Ayrıca korkuyorum diyorum ama yine olayın garipliğinden dolayı bir korkuydu bu. Çocuğun yüzü oldukça saf, oldukça temiz duruyordu. Üstelik beni izlerken sürekli tebessüm ediyordu. Korkulacak birine ya da bir şeye benzemiyordu.

Teneffüs zili çaldı.

Jungkook ayağa kalkarken sevinç içerisinde elini omzuma attı ve kendisine bakmamı sağladı.

Biraz gergin olsam da ona belli etmemeye çalışıp ben de ona baktım. Tebessüm etmeye çalıştım.

"Hadi bizimle gel Yejin. Basketbol antremanımız var. Basketbolu her ne kadar sevmesen de yine de gel. Bizi izlemez, dışarıda hava alırsın. Hem zaten sen daha raporlusun. Yok da yazılmazsın."

Jungkook'un arkasından Jimin çıkarak kıvrak bir hareketle döndü. Kalçasını defterimin de üzerinde bulunduğu sıramın üzerine koydu.

Kollarını bağladı. Jungkook'a sırıtarak baktı. Yine dalga geçmek istediği belliydi.

"Sanki asırlardır basketbol oynuyor. Şu konuşmaya da bak. Daha bu hafta takıma girdin koçum. Hadi, doğruyu söyle. Sırf boyunu uzatabilmek için girdin takıma değil mi?"

Jungkook da kollarını birbirine bağladı. Jimin'e oldukça havalı bir bakış attı.

"Her alanda yetenekli olduğumu kabul et artık Jimin'ciğim."

Jimin yüzünü ekşitti. Konuşurken midesi bulanırmışçasına arada öğürerek konuştu.

"Jimin'ciğim mi? Iyk! Her alanda yetenek mi? Peh! Komik. Bücür seni."

Bücür kelimesini duyunca Jungkook ciddileşti. Bağladığı kollarını çözerek gözlerini kıstı. Kısmış olduğu gözleriyle Jimin'e cevap verdi.

"Kesmeyecek misin şunu? Tipsiz seni."

"Bücür!"

"Tipsiz!"

"Bücür!"

"Tipsiz!"

Oysa ne Jungkook bücürdü ne de Jimin tipsizdi ama ikisi de bunu bilmelerine rağmen anlamsız atışmalarına devam ediyorlardı.

"Tipsiz!"

"Bücür!"

...

Onların atışmaları devam etse de benim gözüm hâlâ bana bakmakta olan o çocuğa gidip geliyordu.

Bir anda hareketlendi.

Yaslandığı dolaptan bedenini çekerek bana doğru adım atmaya başladı.

Bunu beklemiyordum.

Az önce korkulacak bir tip değildir mi demiştim?

Nah öyle!

O harekete geçer geçmez korkuyla oturduğum sıradan ayağa kalktım. Hızla Jungkook'un koluna sarılıp yine oldukça hızlı bir şekilde nefes almadan kelimelerimi sıraladım.

"Gidelim Jungkook! Hadi gidelim. Dışarı çıkmak istiyorum. Bir an önce gidelim. Hadi! Hadi lütfen."

Jimin de Jungkook da bir anda neye uğradığını şaşırdı. Yüzlerini ciddileştirerek bir müddet bana öylece baktılar.

O çocuk da bu hareketim üzerine adımlarını durdurdu.

"Sen iyi misin Yejin?"

"İyiyim iyiyim. Sadece çok bunaldım. Dışarı çıkarsam anında rahatlayabilirim."

Jungkook biraz daha baktı yüzüme. Sonra kabul etti ve anlayışla başını salladı.

"İyi tamam, hadi gidelim o zaman."

Kolunu bırakmadım. Onunla beraber arkamıza döndük, ilerlemeye başladık. Jimin de hemen yanıma geldi.

"Pek iyi görünmedin gözüme ona göre. Ben senin abinim kızım. Anlarım."

"Abisi değil, ikizisin. Hafızası yok diye sahipsiz mi sandın sen benim sevgilimi?"

"Kes sesini bücür."

"Kesmezsem ne olur?"

"Sonun hezimet olur."

"Hadi ya, çok korktum."

"Antrenmanda görüşeceğiz bücür. Gününü göstereceğim, az kaldı. Azıcık daha sabret."

"Hadi ordan be!"

Onlar hâlâ didişirken ben sessiz kaldım ve sürekli başımı arkaya çevirip baktım. Peşimden gelip gelmediğini merak ediyordum.

Jimin derin bir nefes verdi. Kaşlarını çatarak yeniden sordu.

"Ne yapıyorsun Yejin? Ne var arkada?"

Soruyu bana sorduğunu anlayınca yürümeye devam ederken başımı tamamen öne çevirdim. Bir daha arkama bakmayacağımı aklıma kazımaya çalışırken telaş içerisinde Jimin'e cevap verdim.

"Ah... Hiç. Hiçbir şey yok. Ben şeyi merak etmiştim. Hoseok ve Jin! Evet, evet! Hoseok ve Jin'e bakıyordum. Onlar neredeler?"

Zoraki bir şekilde tebessüm etmeye çalıştım. Kalbim hâlâ korkudan küt küt atıyordu.

Arkama bakmamak için dirensem de, "ya arkamdaysa" düşüncesi beni delirtiyordu.

Koluna girmiş olduğum Jungkook başını bana çevirerek hafif tebessümle cevap verdi.

"Onlar takımla beraber soyunma odasına indiler. Kıyafetlerini değiştirecekler."

Okul bahçesine adımımızı attık. Jungkook beni basketbol sahasını izlemek için konulan, kat kat olan yüksek ahşap oturaklara oturttu.

"Sen burada otur, biz de Jimin ile üzerimizi değiştirip gelelim Yejin."

Hemen Jungkook'a döndüm. Gitmesini istemiyordum. Ya o çocuk gelirse?

Ama sesimi çıkaramadım. Çıkardığım takdirde aksi şeyler olduğunu anlayacaklardı. Ben anlatsam da bana inanmayacaklardı.

Sertçe yutkundum. İstemesem de başımı salladım. Sessizce bir müddet onların gidişini seyrettim.

Kafamı dağıtmam gerekiyordu. Hiçbir şeyi düşünmek istemiyordum.

Önüme döndüm. Sahaya baktım.

Sahanın içinde birkaç kişi vardı. Birbirine karşı saf tutmuş ve deli gibi gelişi güzel birbirlerine top fırlatıyorlardı.

O ağır basketbol topuyla nasıl şakalaşabiliyor, nasıl bu kadar eğelenebiliyorlardı anlayamıyordum. Çığlık çığlığa bağırıp gülüşüyorlardı.

Onları izlemeye başladım.

"Yah Taehyun! Şimdi kıracağım o koca kafanı! Tut şunu Beomgyu!"

"Şimdi Yoongi gelse ve şu hâlimizi görse hepimizin kafasını kıracak Yeonjun hyung. Bence sinirlerine hâkim ol."

"Bana akıl verme! Yoongi'den korkan onun gibi olsun!"

Tam bu esnada Yoongi geldi. Sahanın kapısını açarak içeri girdi.

Oldukça ciddi görünüyordu. Her zaman koruduğu çok havalı bir görünüşü vardı. Yine öyle bir havayla yürümeye başladı. Eminim ne kadar havalı ve yakışıklı göründüğünün kendisi bu kadar farkında değildi.

Sahadaki çocuklar hemen toparlanarak boncuk gibi dizildiler. Taehyun ve Beomgyu isimli aralarında husumet bulunan gençler bile yan yanaydı. Az önce Taehyun'u öldürmek isteyen Yeonjun şimdi onunla aralarında hiçbir şey olmamış gibi duruyordu.

Yoongi'den korkan onun gibi mi olsun demişti?

Ama şu an başını öne eğmiş, gözlerini yere indirmişti. Ellerini önünde birleştirmiş küçük, masum, yaramaz, pişman bir çocuk gibi duruyordu.

Onların, özellikle Yeonjun isimli çocuğun bu hâlini görünce gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Ancak başarılı olamayarak kendi duyabileceğim bir şekilde güldüm.

Yoongi onları duymuş. Gerçi ben bile buradan duydum. Onun duymaması imkânsız olurdu.

Hepsinin karşısına geçerek azar çekmeye başladı. Takım kaptanı oydu galiba.

"Ne bu hâliniz? Çocuk musunuz siz? O top birbirinize atmanız için değil, şu gördüğünüz potalara atmanız için var! Olgunlaşamadınız mı hâlâ? Takım toplanana kadar saha içerisinde 30 tur koşu! Hemen! Soobin, Beomgyu, Kai! Siz sadece pas çalışması yapabilirsiniz. Mümkünse asist çalışın."

Masum olan çocuklar onu onaylayıp topu ellerine aldılar, bir potanın önüne gittiler. Kavgalı olan iki çocuk da koşmaya başladı. Yoongi'ye çaktırmadan yine arada didişmeye devam ediyorlardı.

Onların bu hâllerini izleyip gülmeye devam ederken bir anda yanımda o çocuk beliriverdi.

Hemen dibimde oturuyordu. Âdeta ışınlanmış gibiydi. Onu yanımda fark eder etmez anında çığlığı bastım.

Korkunun vermiş olduğu refleksle ayağa kalktım ama dengemi sağlayamayarak yere düştüm.

O çocuk da şaşırmış, irileştirdiği gözleriyle bana bakmaya başlamıştı. Yere düştüğümü görünce endişe içerisinde yine bana doğru gelmeye çalıştı.

Bu esnada Yoongi'nin sesini işittim.

"Yejin!" diye bağırıp sahadan çıktı. Hızla yanıma doğru koşup geldi.

O çocuk Yoongi'nin sesini duyunca olduğu yerde durdu ama hâlâ çok yakındı.

Yoongi başıma çöktü. Elleriyle yüzümü avuçlayıp kendisine bakmamı sağladı. Yüzündeki endişe bariz bir şekilde görünüyordu. Yine telaşla sorularını sıraladı.

"İyi misin? Ne oldu Yejin? Acıyor mu bir yerin? Bak bana, iyi misin?"

Korkuyordum ve o anki korkuyla bir anda Yoongi'ye sarıldım. Bozulan sinirlerime hâkim olamayarak ağlamaya başladım.

Onun da elleri belime yerleşti. Sırtımı sıvazlamaya başladı.

"Şşşttt,tamam. Tamam geçti. Lütfen sakin ol. Ne oldu sana? Hadi anlat bana."

...

Bölüm sonu

1 yorum

  • Kafam alev almaya başladı şey var mı bir yangın söndürücü acaba

    2Yanıt