İçeriğe geç

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Tek Yürek // Fanfiction

Bölüm 5

5🌸Hiçbir Şeyi Mi?

"Yejin, ne yapıyorsun?"

Arkamdan duyduğum sesle bir anda irkilerek hızla arkama döndüm. Jimin'di bu. Işığı yaktı ve karanlık koridoru aydınlattı.

Onu görünce rahatlayarak sorusunu cevapladım.

"Ah, şey... Lavaboyu arıyordum."

Gülümsedi.

"Doğru ya, unutmuşuz kusurumuza bakma. Sana göstermeliydik. Gel benimle."

Elini omzuma atarak beni ilerletti.

Artık yürüyebiliyordum. Canım önceki kadar yanmıyordu.

Hastaneden bugün çıkmış ve eve gelmiştik. Bana tamamen yabancı olan bu müstakil eve.

"İşte burası. Başka bir şeye ihtiyacın olursa benim odama gel, tamam mı?"

"Tamam."

Onu tebessümümle onayladım ve lavaboya girdim. İşimi hâllettikten sonra ellerimi yıkarken gözüm yine aynaya takıldı.

Kendimde Yejin'in yüzünü görmek hâlâ garip hissettiriyordu. Onun bedeninde olmak da öyle.

Attığım her adımda korkuyordum. Kendi bedenimde olsam bu kadar korkmazdım belki de. Ama bu beden Yejin'in bedeniydi ve ben onu inciteceğim diye korkuyordum. Hâlbuki olan yine bana oluyordu.

Bu meseleye çok kafamı takmamaya çalıştım ama pek de becerikli olamadım.

Hiçbir şeyi çözemiyordum. Çözmeye çalışınca yerine oturtamıyordum. Kafayı yiyecek gibi oluyordum.

Musluğu yeniden açtım ve düşünmemek, kendime gelebilmek için buz gibi suyu defalarca kez yüzüme serptim. Ta ki yüzüm onun soğukluğuna alışıncaya kadar.

Hemen havluyla yüzümü kuruladım ve tuvaletten çıktım. Odama girdim.

Canım yatmak ya da uyumak istemiyordu. Son zamanlarda sürekli yapıyordum çünkü. Bu yüzden farklılık yaparak odadaki balkona yöneldim.

Kapıyı açıp balkona çıktım.

Çok da serin değildi hava ama hafif rüzgârlıydı. Üzerime giymiş olduğum hırkanın önünü kapatarak fermuarını çektim. Kollarımı birbirine bağladım.

Gözlerim gökyüzünde, parıl parıl parıldayan yıldızlardaydı.

Havanın temiz kokusunu içime çektim. Saçlarım rüzgârın eşliğinde geriye doğru uçuşuyordu.

Bu oldukça hoşuma gitti. Bana iyi geliyordu.

Aşağıdan duyduğum ses üzerine gözlerimi gökyüzünden, yıldızlardan çekerek bahçeye baktım.

Bizim evimizin arkasında bulunan bahçeyle hemen yanımızda bulunan evin bahçesi birleşikti. İkimizin evinin de arka kapısı aynı bahçeye çıkıyordu.

Zaten onlarla da çok uzun süreli bir dostluğumuz varmış. Yani Yejin'in ailesi ile yan evdeki ailenin.

Bahçe oldukça genişti. Bahçede oturmak için çardaklar varken bunun yanı sıra basketbol potaları ve bir de salıncak vardı.

İşte şimdi o salıncağın üzerinde biri oturuyordu.

Gözlerimi kısarak onun kim olduğunu anlamaya çalıştım. Bahçe lambalarının aydınlattığı kadarıyla onu görebiliyordum ama bu bana yetmiyordu.

Mantıken tahmin yürütecek olursam eğer, bu bahçe sadece yan ev ile birleşikti. Bizim evden değilse yan evden biriydi ve yine eğer öyleyse Jungkook'un bahsettiği Yoongi olmalıydı.

Oldukça düşünceli ve sıkıntılı görünüyordu.

Sadece yüzüne bakınca bile sanki onun hissettiklerini hissettmiş gibi oldum.

Saçlarını karıştırdı.

Başını salıncağa yatırdı. O esnada beni gördü.

"Yejin!"

Tersten görmüş ama gördüğü gibi ayağa kalkmıştı.

Kalktı ve bahçede çimleri eze eze ilerleyerek evimize yaklaştı. Onu sadece gözlerimle takip ettim.

Aşağıdan bana bakıp çok da yüksek olmayan sesiyle sordu.

"İyi misin? Ne zaman geldin? Bu saatte neden uyumadın? Ağrın sızın mı var yoksa? Hastaneye götürebilirim hemen."

"Dur, sakin ol lütfen. İyiyim ben. Günlerdir uyuyor ve yatıyorum. Sıkıldım. Uyumak ya da yatmak istemiyorum."

Tebessüm etti.

"O zaman aşağı gelsene. Bana eşlik edersin."

"Seni tanımıyorum."

"Şöyle söyleme. Canım yanıyor. Ah, her neyse... Kitaplığının en gözle görülür yerinde sakladığın albümler var. Onları açıp bak istersen. Hangisine bakarsan bak, mutlaka içindeyimdir zaten."

"Peki, bakarım."

"İyi olduğuna eminsin, değil mi? Üşütme bu arada. Üzerindeki hırka çok ince."

Beni düşündüğü çok belli oluyordu. Her sözü beni giderek şaşkına çevirmeye devam ediyordu.

"İ-iyiyim," diyerek tek kelimeyle cevap verebildim.

Daha sonra sustum. O da sustu. Söyleyecek çok şeyi varmış da söyleyemiyormuş gibi duruyordu. Gözleri çimlerdeydi.

En sonunda kafasını kaldırdı, bir soru daha sordu.

"Yejin? Hiç mi bir şeyi hatırlamıyorsun?"

Ona başımı olumlu anlamda aşağı yukarı sallayarak cevap verdim.

"Evet. Hiçbir şeyi hatırlamıyorum."

"Lanet olsun!"

Elini yeniden büyük bir sıkıntıyla saçlarının arasından geçirdi. Merakıma yenik düşerek sordum.

"Neler oluyor?"

"Hiç... Hiçbir şey olduğu yok. Yok... İyi geceler."

Hızla kendi evine doğru yol alıp içeri girdi. Onun evine girişini büyük bir şaşkınlık içerisinde izledim.

Sanki özellikle hatırlamamı istediği bir şey vardı. Neyse...

Bir müddet sonra ben de giderek üşümeye başladığımı fark edip içeriye girdim.

🌸

"Yejin, hadi güzelim uyan."

Yüzüme kondurulan öpücüklerle uyandırıldım.

Gözlerimi çapaklardan dolayı zar zor açıp yatağıma oturmuş, eli saçlarımda beni izleyen Yejin'in annesine baktım.

Onun yüzündeki gülümseme benim de yüzüme yerleşti.

"Günaydın, güzelim. Hadi kalk da kahvaltımızı yapalım."

"Günaydın," diye karşılık verdikten sonra esnedim. Esnerken elimi ağzıma kapattım.

Kafamı yastıktan kaldırıp yatakta doğruldum.

"Aşağıdayız biz, sen de çabucak gel bir tanem."

Annem odadan çıktıktan sonra ben de fazla beklemeden kalktım.

Elim ayağım tutuyordu çok şükür. Yatağı ağır hareketlerle topladım, odamdan çıktım.

Banyoya girip elimi yüzümü yıkadıktan sonra merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başladım.

Jimin'in bağırış sesleri her bir basamak inişimde daha da artıyordu. Hem bağırıyor hem de her bir kelimesinde kıkırdıyordu.

"Ah! Anne, tamam. Tamam tamam, sustum cidden sustum! Ah! Tamam!"

Mutfağa girdiğimde annem gerçekten kahvaltı masasının başında oturan Jimin'in kulaklarını uzatıyordu.

Onların bu hâline gülümsedim. Jimin beni gördü.

"Gülme! Gülme sen!"

Bana bu kelimeleri söylerken bile kendisi gülüyordu. Daha komik duruyordu.

Annem sonunda Jimin'in kulaklarını bıraktı.

Jimin, ciddi ciddi kızaran kulaklarını elleriyle kapattı.

"Çabuk ye şu önündekileri! Beni daha fazla sinirlendirme, gelir beş kardeş Jimin."

Annem beş kardeşi havaya kaldırıp gösterince Jimin teslim oluyormuşçasına ellerini yukarı kaldırdı.

"Tamam tamam, teslim oluyorum komutanım. Yiyorum. Bak," dedikten sonra da önündeki lapadan hızla bir kaşık alıp ağzına attı. Anneme sırıtarak baktı.

Ben de Jimin'in hemen karşısındaki sandalyeyi çekerek oturdum.

"Bir daha duymayacağım Jimin. Yok öyle kahvaltı yapmadan evden çıkmak. Nereye gecikirsen gecik, umurumda değil. Ne olursa olsun her sabah bu kahvaltı yapılacak. Sözüm senin için de geçerli Yejin Hanım."

En son işaret parmağıyla beni de göstererek uyardı. Ardından kendisi de sofraya oturdu.

İkisinin önünde de haşlanmış yumurta vardı ama benim önümde yoktu. Çekinsem de yine de sormadan edemedim.

"Ah... Şey... Yumurta."

İkisi de bana garip garip bakmaya başladı. Devam et dercesine bakıyorlardı.

Devam ettim.

"Bana yumurta yok mu?"

İkisinin de aynı anda ağzı açıldı. Anne oğul olarak verdikleri tepkiler aynıydı.

"Bir tanem sen, yumurta sevmezsin ki."

Jimin ağzı yemekle dolu, yanakları şiş şişken alay edercesine konuştu.

"Anne bunun beyin fonksiyonlarına da büyük oranda zarar gelmiş olmalı. Çok garip davranıyor baksana. Acaba açlıktan mı? Hastane yemekleri çarpmış da olabilir. Açken sen, sen değilsin Yejin. Ye hadi, ye. Ah! Anneeee!"

Annem dirseğiyle karnına geçirmiş ve Jimin'i susturmuştu.

Ama yunurtayı sevmeyen Yejin'di. Ben seviyordum. Ne yapayım yani Yejin sevmiyor diye yumurta sevmekten vaz mı geçeyim? Asla.

Bu yüzden yeniden ısrarla söze girdim.

"Ben seviyorum ama. Gerçekten. Her türlü yerim ama en çok da yumurtayı rafadan severim."

"Sen ciddi misin?"

"Evet, anne. Ciddiyim."

"O zaman al, bugün benimkini ye. "

Yumurtasını koymuş olduğu tabağı benim önüme itti. Ben de önüme yerleştirerek masadaki chopstikle yumurtayı aldım. 4 parçaya ayrılan yumurtanın 1 parçasını ağzıma attım.

O kadar lezzetliydi ki, âdeta kendimden geçtim. Gözlerimi yumarak ağır ağır çiğnedim. Yemeyeli ne kadar da uzun zaman olmuştu. Özlemiştim.

Gözlerimi açtım. Hızla önümdeki tabakta bulunan parçaları ağzıma atıp yedim.

Jimin ve annemin bana attığı şaşkın bakışlara karşılık ben de sadece onlara bakıp yemeye devam ettim.

Bitince üzüldüm bile. Gözüm Jimin'in önündeki tabağa kaydı.

"Jimin, eğer yemeyeceksen ben-"

"Al al," deyip tabağını benim önüme itti. Aşırı mutlu olarak o tabağı da önüme yerleştirdim ve yumurtaları yemeye devam ettim.

Jimin yine sessiz durmadı.

"Anne, sana demiştim ben. Bunun sadece hafızası değil, tüm beyin fonksiyonları zarar görmüş. Baksana şuna! Yumurtanın kokusundan dahi iğrenip kaçan kıza bak!"

Jimin bir kere daha dirsek yedi karnına.

"Ah! Ama doğru söylüyorum!"

Onlara bir kere daha gülüp keyifle kahvaltıma devam ettim.

...

Bölüm sonu

1 yorum