2 Yıl Sonra...
"Onu bana ver."
"Vermeyeceğim."
"Onu bana ver dedim."
"Sana vermeyeceğim dedim."
"Anneeeee! Anneeeee! Yoo Jung telefonumu vermiyooorr! Anneeee!"
En sonunda dikkati dağılmışken kaçmanın bir yolunu buldum ve hızla odamdan sıvıştım. Merdivenleri hızla inmeye başlarken Jimin de peşimden geliyordu.
Patır kütür indiğimiz için annem de mutfaktan aceleyle çıktı ve elleri belinde, çattığı kaşlarıyla bağırmaya başladı.
"Yine ne oluyor?! Kızım yavaş! Düşeceksin! Jimin!"
Merdivenleri inip annemin arkasına geçtim. Jimin de nefes nefese ellerini dizlerinin dirseğine koyarak sitem etti.
"Ne Jimin?! Hep de Jimin zaten! Telefonumu alıp bir de üzerine vermeyen Yoo Jung ama! Bu sefer suçlu o."
"Anne benim telefonumu nasıl kurcaladığını hatırlamıyor musun? Bir de Yoongi'yle tüm mesajlarımızı okumuş. Pişkin pişkin benimle alay etti. Ama ben de bak ne buldum? Bizim Jimin bey amma da yere bakan yürek yakanmış! Anne, aynı anda kaç tane kızla birden sohbet ediyor."
"Yalan! Külliyen yalan!"
"Nasıl yalan? Elimde işte. Anne bak! Bak bak!"
Jimin anneme baktırmamak için sürekli bana, elimdeki telefona uzanıyor; ben de vermemek için annemin arkasında direniyordum.
En sonunda annem, "Aaahh! Yeter!" diye bağırdı ve kollarıyla bizi ayırdı.
Hemen ardından hızla bir eliyle benim kulağımı bir eliyle Jimin'in kulağını tutup yukarıya doğru çekmeye başladı.
O kulaklarımızı yukarı doğru çektikçe biz de Jimin ile ayak parmaklarımızın ucunda yükseliyorduk. Çığlıklarımız birbirine karışmıştı.
"Hanginiz haklı hanginiz haksız belli değil. Ama yine karıştırdınız ortalığı. Alın size kardeş payı."
Hiç acımadan kulaklarımızı biraz daha yukarı çekti. Çığlıklarımız daha çok yükseldi. O çığlıkların arasından güldüm ve çığlık atmayı da kesmeye çalışarak:
"Tizin bugün daha güzel. Anne senin sayende çocuk ses eğitimini başarıyla tamamladı vallahi. Jimin'inkini biraz daha çeksene. Daha tize inebilecek mi merak ediyorum," dedim.
Cidden yaptı. Ama yine maalesef ki eşit oranda çekmeye devam etti.
"Senin de sesin düzelseydi keşke be Yoo Jung'um. Kulağıma işkence resmen."
"Ahhh! Aşk olsun anne."
"Aman olmasın aşk maşk! İstemiyorum. Seni de evden hiçbir yere göndermiyorum. Evlenip gidemezsin buradan, işte o kadar."
"Ahhh! Anne evlenip gitsem de hemen karşıda olacağım zaten. Ahhhh!"
"Bana ne!"
Jimin bu hâlime hunharca gülmeye başladı.
Canımla cebelleşirken bacağına sert bir tekme geçirdim.
"Gülme be sen de!"
Jimin bacağına inen darbenin acısının eklenmesiyle daha çok tize indi. Evet, bu bir rekordu!
Kapının zil sesi araya girince, "Kapı kapı kapı,"dedim ve annemin kulağımı bırakmasını sağladım.
Kulağım serbest kalınca yanan kulağımı elimin arasına alıp kapıya doğru koştum. Diğer elimle kapıyı açtım.
Yoongi her zamanki gibi tüm yakışıklılığıyla karşımda 32 diş gülümsüyordu.
Ben kapıyı açar açmaz, "Opera başlamış yine," diyerek dalga geçti.
"Hiç sorma. Başladı. Ah, bu arada. Jimin rekor kırdı."
"Duydum. Gerçekten etkileyiciydi."
İkimiz de kahkaha atarak gülmeye başladık. Elimi kulağımdan çekmiştim. Yoongi kulağımı gördü ve bana yaklaştı.
Elini çok büyük ihtimalle kızaran kulağıma attı.
"Çok acıyor mu?" diye sordu.
Gerçekten dibime kadar girmişti. Yine nefesim kesiliyordu. Üstelik bunu son zamanlarda sürekli yapıyordu.
Az sonra...
Annem bizi bu kadar yakınken gördü.
İrileştirdiği gözleriyle bir müddet bu hâlimize baktıktan sonra oyalanmadan kıyameti kopardı. Yoongi'yi de öldüreceğinin sinyalini verdi.
10 numaram beni hemen elimden yakaladı ve birlikte koşmaya başladık. Allah'tan ayağımda ayakkabı vardı. Gerçi çıktığımız yer yabancı değildi. İkimizin evinin de birbirine baktığı geniş bahçemizin içinde dört dönmeye başladık.
Biz el ele, annem elinde vileda sapıyla.
Jimin mi?
Ne yapıyor olabilir o?
Tabii ki de kapının eşiğine, basamağa oturmuş elleri karnında bize hunharca gülüyor.
Kahkaha seslerimiz... Bir cıvıltı gibi bulunduğumuz yeri neşeyle dolduruyor.
🌸
"Yoo Juuung!"
Bir anda odamın kapısı açıldı ve içeriye ismimi haykırarak Hoseok girdi. Hatta hızını alamadı ve odamdaki küçük halıya takılarak yere serildi.
Dümdüz.
Bildiğiniz kelebek şeklinde.
Biz de Yoongi ile birbirimizden ayrıldık. O bana gelecekte yapacaklarımızı anlatıyor, ben de onun göğsüne yatmış onu dinliyordum.
Sonra yine hemen ardından bir haykırış daha koptu. Bu ses de Jin'e aitti.
"Yoo Juuuung!"
Bizim evde de herkes bağırıyor arkadaş.
Jin de odama daldı. O da takıldı ama sadece tökezledi. Dengesini toparlayarak yerde memnun bir şekilde uzanmaya devam eden Hoseok'u kaldırdı.
Sesleri duyan Jimin her zamanki gibi anında burada bitti.
Jin hızlı hızlı, bu girişlerinin nedenini de anlatmaya başladı.
"Acil durum! Ço-çok acil durum!"
Yoongi kaşlarını çatarak devreye girdi bu sefer.
"Ne oldu ya? Çatlatmayın insanı. Söylesenize."
Yine Jin söze başlamaya çalıştı.
"Hani... Hani bizim Jungkook zengin ya?"
Ben de Yoongi de Jimin de aynı anda:
"Eeeeee?" dedik.
Jin nefesini düzene sokamadığı için anlatamazken ayağa kalkan ve üzerini silkeleyen Hoseok araya girdi. Gözlerini bana dikti.
"Yavrucağzım. Dizilerde böyle zamanlarda ne olur?"
Jimin sordu.
"Ne olur?"
Hoseok ona bakıp yeniden sordu.
"Hah! Ben de onu soruyorum işte. Ne olur?"
Düşünmeye başladım.
Zengin bir çocuk. Yakışıklı bir çocuk. Yejin'den başkasını gözü katiyen görmeyen ve beraber geçirdikleri anılarıyla yaşayan bir çocuk.
Allah kahretmesin!
Anında gözlerimi irileştirdim. Önce Yoongi'ye baktım. Sonra teker teker diğerlerine. Aklımdan geçirdiğim şeyin olmamasını diliyordum.
Hoseok beni ve tepkimi görünce işaret parmağıyla beni gösterip gülümsedi.
"Bu tepki verildiğine göre Yoo Jung anlamış."
"Anlamaz olsaydım," diye fısıldadım.
Ama hepsinde de sağlam bir kulak vardı. Hepsi de beni duydu.
Yoongi, kolu hâlâ omzumdayken yüzüme baktı ve, "Ne oldu birtanem?" diye sordu.
Ben de cevap verdim.
"Ne olabilir 10 numaram? Jungkook'umuz yakışıklı, zengin, genç, liseyi bitirmiş, üniversiteyi okuyor, ona kalacak bir şirket ve miras var. Bu şirketin ve mirasın geleceği için, güçlerine güç katmak için ailesi ne planlıyor olabilir?"
Yoongi tek kelime ile cevap verdi.
"Evlilik."
Hoseok parmağını şıklattı ve, "Bingo!" diye bağırdı.
Nefesi düzene giren Jin devam etti.
"Evet, doğru. Jungkook'u evlendirmek istiyorlar. Bizimkisi tabii ki de istemiyor ama ailesi zorluyor. Yejin'in kalan eşyalarını ve fotoğrafları atmaya falan da kalkışmışlar. Jungkook zamanında müdahale etmiş. Ailesine karşı gelmeye devam edip Yejin'den kalan emanetlere zarar gelmesini engellediği için ailesi odasına kapatmış. Telefon, bilgisayar, hiçbir şey yok. Onu merak edip Hoseok ile evlerine gittik. Bizi odasının penceresinden görüp durumu anlattı. Ailesi ne olursa olsun onu evlendirmekte kararlıymış."
Jimin panikle araya girdi.
"Olamaz! Şimdi ne yapacağız?"
Sinirlenerek ayağa kalktım. Aklımdan binbir türlü şey geçirmiştim. En mantıklı olanını sesli bir şekilde dışa vurmak istedim.
Ellerimin ikisini de sert bir şekilde komidinin üzerine vurup ciddiyetle fikrimi dillendirdim.
"Hazır olun! Yejin'imizin emanetine sahip çıkmaya gidiyoruz. Jungkook'umuzu kaçırıyoruz!"
🌸
Jungkook'ların evlerinin demir kapısından içeri girdik. Bahçeye doğru hızla yol aldık.
Jungkook'un odası arka bahçe tarafında olduğu için şanslıydık. Bahçeye geçince durduk ve fısıldayarak sordum. Hepimiz fısıldayarak konuşmaya devam ettik.
"Battaniye hazır mı?"
Jimin: "Hazır hazır, bende."
"Çanta hazır mı?"
Jin: "Hazır, o da bende."
"Eksik bir şey yok değil mi?"
Yoongi: "Yok gibi görünüyor."
"Hadi başlayalım o vakit. Hoseok küçük bir taş bul ve Jungkook'un odasının camına fırlat."
Hoseok: "Tamam, hemen."
Yere eğildi. Hızlı davrandı. Eline taş aldı. Bir saniye bile beklemeden taşı fırlattı.
Ve bum!
Cam paramparça.
Hepimizin omuzları yukarı kalkmış, yüzleri buruşmuş...
Aynı anda bakışlarımızı Hoseok'a çevirdik. Sırıttı.
"Ehehe. Pek küçük olmadı sanırım."
Jimin hemen fırladı.
"Sanırım mı? Sanırım mı? Gel buraya, seni öldüreceğim velet."
Hoseok koca bahçede kaçmaya, Jimin ise onu kovalamaya başladı.
Bu esnada kırık olan camın önünde şaşkın bakışlarla Jungkook belirdi.
Ağzı bir karış açılmıştı. Bizi ve koşuşturup duran ikiliyi görünce güldü. Camı tamamen açtı.
"Yah! Ne yapıyorsunuz orada?"
Jin saf bir şekilde gülerek, oldukça yüksek sesle bağırdı. 2.darbemizi de böylelikle yemiş bulunduk.
"Seni kaçırmaya geldik!"
Yoongi dalga geçmek maksadıyla araya girdi. Jin'e baktı. Ona hitaben sakince konuştu.
"Cık! Olmadı Jin. Daha yüksek sesle."
Saf çocuğumuz gerçekten daha yüksek sesle Jungkook'a aşağıdan bakarak bağırmaz mı?
"Seni kaçırmaya geldiiik!"
Bir tek bu değil tabii.
Az önce birbirini kovalayan Hoseok ve Jimin, bu sefer yan yana süratle koşarak çığlıklar ata ata üzerimize doğru geliyordu.
"Kaçııııınnn! Köpek geliyor! Kaçııııın!"
Arkalarından havlaya havlaya gelen köpeği onların çığlıklarının arasından henüz duyabilmiş ve görebilmiştik.
Yoongi elime uzandı. Elimi tuttuğu gibi koşturmaya başladı.
Hep beraber kaçırmak istediğimiz çocuğun evine sığındık.
Kapıyı yumruklamaya, kırarcasına panikten dolayı hızlı hızlı çalmaya başladık.
Ah, tam bir rezalet!
Kapı açıldı.
Biz üst üste bindiğimiz ve kapı açılınca hepimiz içeri aynı anda akın ettiğimiz için birbirimize takılarak toplu şekilde yeri boyladık.
Hoseok'un ayağı hemen kapı yanında bulunan ayaklı demir askılığa çarptı. Askılık üzerime doğru gelmeye başladı.
Bu esnada yine garip olaylardan biri yaşandı.
Ayaklı askılık dibime kadar gelip bana santim farkla çarpmak üzereyken bir anda yön değiştirdi ve kuvvetli bir şekilde diğer tarafa savruldu.
Fizik kurallarının ötesinde olan bu hareket sonrasında büyük bir tebessüm ettim.
Koruyu meleğim Taehyung...
Her zamanki gibi korumuştu beni.
İşte bizim hikâyemiz böyle devam ediyordu.
Yaşadığımız her gün görüldüğü üzere oldukça aksiyonlu, oldukça maceralı, bol kahkahalı geçiyordu.
Ailemi kaybemiş ama yeni bir aile edinmiştim.
Belki önceki gibi yaşamaya devam etseydim ve başıma bu olaylar gelmeseydi bu günleri yaşayamıyor olacaktım. Olacaktık.
Mahkeme kurulsaydı, davayı kazansaydım, Bayan Park ömür boyu hapis yeseydi, kısaca amacıma ulaşsaydım ne olacaktı? Hepimiz birbirimizden nefret ediyor olacaktık. Ben ailemin yokluğunun acısıyla bomboş ve yapayalnız bir şekilde hayata tutunmaya çalışacaktım.
Ama şimdi... Kızını kaybeden bir annenin tesellisi oldum. Onun kızı oldum. İkizini kaybeden Jimin'e yeniden hayat verdim. Kardeşi oldum. Yoongi ile eskisinden daha iyiyiz.
Jungkook Yejin'i çok özlese de bu özleminden şikâyetçi değil. Ona kavuştuğu zaman bu özlemin çok işine yarayacağını; bu özlemin kendisini Yejin'e daha çok bağladığını düşünüyor. Ayrıca Yejin'i rüyalarında görmeye başladığı için gece gündüz sürekli uyuyor.
Hoseok ve Jin gibi neşeleriyle çevresine neşe, enerjileriyle enerji saçan 2 çatlak arkadaşa sahibim.
Bu olaylar başıma gelmeseydi... Bugüne kadar yaşadığımız bu güzel günleri yaşamıyor olacaktım.
Her şerde vardı işte bir hayır.
Bizim hikâyemizin başındaki şer de, işte böyle hayra ererek sonlandı.
...
Bitti.😣
Gerçekten çok sevdiğim ve yazarken zevk aldığım, yer yer kendimi hikâyenin içinde yaşatarak; yazarken dahi bol bol ağladığım bir kitap oldu. Umarım sizler de hikâyemizi sevmişsinizdir.
Kitabımızı okuyan ve desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen siz canlar, hepinize ne kadar teşekkür etsem az. İyi ki varsınız. Sizleri gerçekten çok seviyorum.😍
Veda etmek istemiyorum.
Instagram hesabım "gecekusununevreni2" ve "gecekusununevreni" . Sizler için açtığım bir hesap. Kitapların yeni bölümlerinden fragman niteliğinde alıntıların paylaşıldığı renkli bir hesap olacak. Oradan da görüşebiliriz.☺💙
Bambaşka kurgularda, bambaşka diyarlarda görüşmek üzere.👋🏻





