Uzuun bir aradan sonra MERHABA CANLARIM
Nasılsınız? Umarım çok iyisinizdir. Öncelikle bir açıklama yapmak istiyorum.
Canlarım ben bu hikayeyi canım sıkıldığı için yazdım. Bı an canım istedi bir hikaye yazım dedim. Ve yazdım. Hatta şöyle bir durum var ki gerçekten 14.bölümü yazmadan önce kitabı isteksiz bir şekilde ilerletiyordum. Baktım okunuyor bende devam ettirdim. 14.bölümü yazdım ondan sonra yazma isteği geldi gerçekten.
Okumak istemeyen, saçma bulan herkes hikayeyi bırakabilir oyları çekebilir. Okumaya devam edenlere ÇOK TEŞEKKÜRLER ❤️.
iyi okumalar 💜
____________________________________________
En sevdiğin şarkıyı mırıldanmadan, öyle uzaktan seviyorum seni. ~Cemal SÜREYA~
“Ben seni her zaman beklerim. Yeterki hayır deme”
Barış bende nasıl bir etki bırakıyor bilmiyorum. Ama bana iyi gelmiyor orası bi gerçek.
Sınıfa girmiştik. Tabi yine gözler bizim üzerimizde. Sırama oturduktan sonra Burak'ın imâlı bakışlarını eş geçip sınıfı taradım. Zeynep gitmişti.
Yaptığı şey saçmaydı. Sonuçta durduk yere benle uğraşan oydu.
Tam kafamı sıraya gömecektim ki omuzuma dokunan bir el ile irkildim. Elin sahibine baktığımda bu Buraktı. Bana sırıtarak bakıyordu. “N'oldu Burak?”
Barış'ı gösterdi “ Teklifini kabul edeceksin değil mi?” Barış'a baktım. O zaten çoktan bana bakıyordu. Sonra tekrar Burak'a döndüm. “İlk defa böyle bir şey yaşıyorum Burak. Nasıl hissettiğimi bilmiyorum”
Bana tekrar sırıtarak baktı. Sonra omuzuma vurarak konuştu.“ Kabul et gitsin işte. Hem merak etme o da ilk defa aşık oluyor.” Nasıl? Barış bu zamana kadar aşık olmadı mı?
Kurcalamak istemedim. Vardır bi bildiği.
Kafamı tekrar sıraya koyacakken yine bir el omuzuma dokundu. Bu yine Buraktı. Allah'ım ben ne zaman kafamı sıraya gömecem?
Bu düşünceyle zil çalmıştı.
Yine Burak'a baktım bu sefer ifadesi ciddiydi. Ona ‘n'oldu’ dercesine kafamı salladım. Elini ağzına götürerek kulağıma yaklaştı.
“Bize küçükken arkadaş olduğunuzu, aynı lojmanda kaldığınızı, babanın Şehit olduğunu Barış söyledi.” ona şaşkınca baktım.
Anaaa doğru ya babamın mezarına giderken Burak bana “Başın sağ olsun” demişti.
Ben o gün babama odaklandığım için Burak'ın ne dediği ile ilgilenmemiştim. Çünkü babamı çok özlemiştim.
Sesini.
Ela gözlerini.
Kısacası kendisini çok özlemiştim.
Ben hâlâ şaşkınca Burak'a bakarken Burak tekrardan kulağıma eğilerek devam etti. “Sen okula ilk geldiğinde Barış'ın sana olan bakışları farklıydı. Biz de ona ‘onu tanıyor musun?’ diye sormuştuk. İlk başta söylemedi. Ama ben onu “valla gider kıza aşık olduğunu söylerim” diye tehdit edince herşeyi anlattı”
Aslında anlatmasın da bir sakınca görmüyordum. Kim çocukluk arkadaşı olduğunu yakın arkadaşlarına söylemez ki?
Yani sanırım benim yakın arkadaşlarım olsa ben söylerdim. Tabi önce yakın arkadaşa ihtiyacım olurdu.
Kafamı ‘anladım’ dercesine aşağı yukarı salladım. Burak “Yani bil diye dedim” diyerek açıklamasını da yaptı. Kafamı tekrar sallayarak onu onayladım.
Kafamı sıraya koyarak düşünmeye başladım. Yapabilir miydim? Ama ben sevgili olmayı beceremem ki.
Peki sevgili olduk diyelim. Ben eğlenceli bir insan değilim. Sıkıcıyımdır. Çünkü bence aşk biraz da eğlenceli olmalı. Nasıl diyim?
Böyle ‘aşkım’ ya da ‘hiç ayrılmayalım’ gibi kelimeler,cümleler bana sade geliyor. Bana bırakırsanız sevdiğin kişi ile eğlenmek en iyisi.
Ama ben öyle değilim işte. Eskiden insanlara kendimi sevdirmeye çalışırdım. Tabi başarısız olurdum. Sorunu hep onlarda arardım ‘neden beni sevmiyorlar’ diye. Ama artık öyle değil. Sorun benmişim.
Yeterince düşündüğümü anlayarak gözlerimi kapattım. Evet. Bu süre zarfında gözlerim açıktı.
Ben gözlerim kapalı az da olsa uyumak isterken yine omuzumu biri dürttü. Yine elin sahibine baktığımda bunun Kumru olduğunu gördüm. Benle ilk tanışan kız.
“Evet?” Bu kız nerdeydi ya?
Kulağıma eğildi. “İdil, ped'in var mı?” Sorusu ile kafamı ‘var’ niyetinde salladım. Aslında benim de günüm yallaştığı için yanımda iki tane taşıyordum. Çantama yönelerek gizlice bir tanesini çıkardım. Ceketimin arasına alarak ona verdim. Zaten onunda ceketi olduğu için alması kolay oldu.
Kumru yanımdan uzaklaştığın da gördü mü diye Burak'a baktım. Barışla konuşuyordu. Aslında regl olmaktan utanmıyordum. Sadece herkesin herşeyi bilmesine gerek yok diye düşünüyorum.
Tekrar sıraya kafamı gömecekken artık yatmanın bi anlamı olmadığını fark ettim. Bu ne be? iki dakika uyku yok.
Bu esnada ders zili de çalmıştı. Sanırım ikinci dersteyiz
Burak'a döndüm. O da Barış ile konuşmayı keserek bana döndü. Sonra tekrar Barış'a baktı. Sonra yine bana. Yine kim bilir aklında neler var?
Bana baktıktan sonra tekrar Barış'a döndü ve “İdil ile beraber otursanıza. Ben kalkarım”
Demek aklından bu geçiyordu ha Burak
Barış bana baktı.“Rahatsız olmazsan?” Burak'a döndüm. Kafasını onaylarcasına sırıtarak sallıyordu.
Oturmasında bir sakınca yoktu. Beni yiyecek değil ya
“Yok.benim için sıkıntı yok” diyerek kabul ettim. Birden Burak ayağa kalktı. “Çekil kız önümden. Mert beni bekliyor.”
Herşeyden habersiz yatan Mert, Burak'ın söylediği ile kafasını sıradan kaldırıp şaşkın ve korkmuş bir şekilde Burak'a baktı.
“Ne?” Mert'in sorusu ile ben de sıradan kalktım. Burak sıradan çıkıp ayakta dikilirken, bir yandan da Mert'i kaldırmaya çalışıyordu. “Yaw hadi kalk. Barış,İdil ile oturacak”
Mert hâlâ şaşkınca bakarken ayağa kalktı. Zaten o esnada da sırasına oturan Kumruyu gördüm. Bana bakarak tebessüm etti ve dudağını oynatarak ‘teşekkür ederim’ dedi. Ben de kafamı ‘birşey değil’ dercesine hafif eğdim.
Kumru hâlâ bana bakarken eliyle ön sırayı gösterdi. Orada Yaren oturuyordu. Bugün gelmemişti. Haliyle iki kişi takılıyorlardı. Onların yanına gidecekken Burak'ın sesini duydum. “Nereye kız?” Burak'a baktığımda kafamla Kumruyu gösterdim.
“Hayır onların yanına gitme” sonra Kumruyu gösterdi. “O sarı çiyan zehrini sana bulaştırır.” Sonra kolumdan tutup beni yanına çekti.
Kumru, Burak'ın dediklerini duymuş olcak ki ayağı kalkıp sinirle yanımıza geldi ve kolumdan tuttu. “Sanane ya. İster gelir ister gelmez sanane”
Burak beni çekiştirirken bir yandan da Kumru dan kurtarmaya çalışıyordu. “Bıraksana çiyan. Kene gibi yapıştın”
Kim bilir bu ikisinin arasında n'oldu?
“Bana çiyan deme!” çekiştirdi.
“Çiyan değil misin? Sarı çiyan” o da çekiştirdi.
“Burak!. Alırım ayağımın altına!” yine çekiştirdi.
Tam Burak yine birşey diyecekken ikisinden beni biri kurtardı. Bu Barıştı.
“İdil'i rahat bırakın da ne haliniz varsa görün” Valla haklıydı. Benden ne istediler ya?
Ben sıraya otururken bütün sınıf bu ikilinin kavgasını izliyorduk. Aslında şu an onlarda kendilerini izleyebilselerdi ne kadar komik durduklarını görürlerdi.
Sınıfın yarısı onlara gülerken, diğer yarısı birşeyler yiyerek onları izliyordu.
“Bana bak. Senin benle ne alıp veremediğin var? söylesene” Kumrunun sorusu ile Burak hiç oyalanmadan cevap verdi.
“Çiyan sevmiyorum. Hem de sarı,zehirli çiyan”
Kumru artık pes etmiş olacak ki birşey demeden,bana da bakmadan sırasına doğru ilerledi.
Valla bu çocuk taşın altında kalır,lafın altında kalmaz o kadar. (Burak dan bahsediyor)
Sinan da yerinden kalkmış Burak'ın ensesine bir tane çarpmıştı.“Git kızdan özür dile lan”
Burak mızmız çocuklar gibi omzunu indirip kaldırdı. “Banane” Sinan bir tane daha çarptı “Kime diyom ben?”
Burak, Sinan'ı umursamadan Mert'in yanına oturdu. Yerine otururduktan sonra Sinan'a bakarak konuştu. “O gelip benden özür dileyecek. Onun yüzünden laflarımı özenle seçtim”
“Genelde önüne geleni söylersin ama..” diye kısaca açıkladı Sinan.
Barış'a baktığımda o Burak'a bakıyordu. Sonra o da konuştu “Yalnız kıza ilk sataşan sensin” haklıydı. Burak bana bakarken kafamı aşağı yukarı sallayarak onayladım.
Burak, bize ‘bizim töremize göre sizin ölüm vaktiniz gelmiş’ bakışı atarak Mert ile uğraşmaya koyuldu.
Ben de ikilinin yanına gittim. Kumru ile Ebru konuşurken, Kumru beni görünce önce güldü sonra kolumdan tutarak ön sıraya oturttu.
“Gel gel bizde bu Burak ile bunun hakkında konuşuyorduk” diyerek Kumruyu gösterdi Ebru. Kumru, Ebrunun omzuna vurarak konuştu. “Ne benle o ya. Sadece onun hakkında”
Ebru ‘kesin kesin’ dercesine kafasını salladı. “Neden o zaman senle bu kadar uğraşıyor. Şahsen ben başka birşey düşünemiyorum”
Kumru tekrar vururken bu sefer ben sordum. “Peki neden hiç birşey yapmadığın halde sana karıştı ki?”
Kumru bana dönerek baştan konuşma başladı.
“Aslında ben bu okula bu yıl geldim. Yani okullar açılırken. Bu sınıfa düştüm ama sınıfta benden başka sarışın yoktu. Bu sınıfa ilk girdiğim an Burak bana bakıp “Sınıfı sarı çiyanlar basmış” diyerek benle uğraşmaya başladı. Ben onu umursamadım ama benle uğraşmaya devam etti. Bı ara beden dersinde saçımı çekip “Çakma demi lan bu saçların cadı?” demişti. O dur budur benle uğraşıyor”
Kumruyu dinlerken bir yandan da Burak'a baktım. Bize bakıyordu daha doğrusu Kumruya.
“Al işte ben diyorum aşık bu çocuk aşık” Ebru imâlı imâlı konuşurken yine Kumru ona vurmuştu. “Ya yok öyle birşey”
Bende kalkarken konuştum“Neyse kızlar ben artık gideyim. Malum öldürücü gözler üzerimizde” bunu söylediğimde ikisi de Burak'a baktı. Burak onlara dil çıkarıp Mert ile uğraşmaya devam etti.
Ben de sırama doğru ilerledim. Barış ile göz göze geldik. Sırama otururken konuştum “Çıkışta kursa gidecem. Sen de gelmek ister misin?” gülerek kafa salladı.
“Olur”
Herkes kendi halinde takılırken sınıfın kapısı açıldı. Birkaç kişi kapıya bakarken ben umursamadım ve bu sefer gerçekten vurdum kafayı sıraya.
Kimse konuşmuyorken Burak konuştu. “Hayırdır bacım sen kimsin?”
Kafam hâlâ sıradayken hiç beklemediğim o sesi duydum. Bu sesi nerde olsam tanırım.
“Merhaba.İdil'e bakmaya gelmiştim arkadaşıyım da” gözüm açıktı ve birkaç kişinin bana baktığını gördüm.
Sana da merhaba Buse.
____________________________________________
Uzuun bir aradan sonra MER-HA-BAA
Bölüm nasıldı?
Kumru ve Burak?
Hepinizi çok seviyorum yb de görüşürüüz
Kocaman öpücük MUAHH





