14 Haziran 2026
GİRİŞ
Her şey o lanet naneli sakızla başladı.
Gözlerimi açtığımda ne kendi odamdaki o tanıdık dağınıklık vardı ne de burnuma gelen tütün kokusu. Ağzımda acayip, yoğun bir mentol ferahlığı vardı ama asıl garibi şuydu: Sol yumurtalığımda hafif, ince bir sızı hissediyordum. Biyoloji derslerinden hatırladığım kadarıyla bir erkekte bulunmaması gereken bir organdan gelen bu sinyal, rüyada olduğumun en büyük kanıtıydı. Kendi kendime, "Oha... Gerçekten sol yumurtalıkta hafif bir sızıyla uyanılıyormuş. Kızlar bunu uyduruyor sanıyordum. Ayrıca bu tavan niye bu kadar pembe? İçim şişti sabah sabah," diye söylendim.
Yani, söylendiğimi sanıyordum. Çünkü sesim dışarı çıkmamış, sadece bir düşünce olarak boşlukta yankılanmıştı.
Tam o sırada bütün evren altımdan kaydı. "Benim" kollarım, ben hiçbir komut vermeden yukarı doğru uzandı, gerindi ve derin bir nefes aldı. Yataktan doğrulan ben değildim, benim içimde bulunduğum bu bedendi. Bir dakika, ben neredeydim? Kendi odamda değildim. Birinin düşüncelerinin paraziti zihnime akıyordu; sanki frekansı bozuk bir radyo istasyonu beynimin içine bağlanmıştı.
"Asel? Sen mi konuşuyorsun? Dur bir dakika, ben neredeyim? Kendi odamda değilim... Sesin niye benim beynimin içinde yankılanıyor? Lanet olsun, rüya mı görüyorum ben? Uyan, Doğu, uyan!" diye panikle içimden bağırdım. Ama sesimi benden başka duyan yoktu.
Daha doğrusu, bir kişi hariç.
Beden aniden yatakta dikleşti. Göğüs kafesindeki o deli gibi çarpan kalbin sesini kendi kulaklarımla değil, doğrudan gri hücrelerimin arasında hissettim. Bu kalp Asel'indi. Üç ay önce beni hayatından kapı dışarı eden, arkasına bile bakmayan Asel’in.
Beden banyoya doğru sendeleyerek koştuğunda, ben de onun göz bebeklerinden yansıyan dünyayı izliyordum. Aynanın karşısına geçtik. Karşımda darmadağınık kahverengi saçları, uykulu gözleriyle Asel duruyordu. Kendi kendine fısıldadı: "Çok çalışıyorsun. Kitap projesi, iş stresi... Kafayı yiyorsun. Şizofreni başlangıcı bu. Evet, başka açıklaması yok."
Onun bu panik halini duyunca tutamadım kendimi. "Şizofreni mi?" dedim kafasının içinden, o her zamanki pervasız tavrımla bir kahkaha atarak. "Kusura bakma canım ama sen deliysen ben de bu deliliğin başrolüyüm galiba. Dur bir dakika, sen şu an aynaya mı bakıyorsun? Saçların ne kadar darmadağın... Ayrıca o giydiğin çizgili tişörtün sol omzu sökülmüş, haberin olsun."
Asel dehşetle sol omzuna baktı. O an anladı. Ben onun gözüyle görüyordum, onun beyninin sol lobuna resmen taşınmıştım. Aynadaki yansımasına bakıp fısıldadı: "Sen... Sen gerçekten Doğu musun?"
"Evet! Yani, galiba..." dedim, sesimdeki o ukala ton ilk kez yerini gerçek bir korkuya bırakırken. "En son dün gece arkadaşlarımla barda içiyordum. Sonra eve geldim, yattım. Sabah gözümü bir açtım, tavan pembe. Sonra sen gerinmeye başladın, sanki benim kollarım senin kollarınmış gibi... Dur bir saniye, ben senin kafanın içinde miyim?!"
Asel delirmiş gibi banyoda kendi kendine bağırmaya başladı: "Çık dışarı! Çık kafamın içinden! Ne yapıyorsan, hangi büyüyse, hangi şaka programıysa son ver şuna!"
Kafatasının içinde öyle bir bağırıyordu ki, sanki beynimin ortasında bir megafon patlamıştı. "Sanki ben burada çok meraklıyım!" diye gürledim ben de içimden. "Sabahtan beri senin düşüncelerinin parazitini dinliyorum. 'Bugün hangi ruju sürsem, dün gece rüyamda ne gördüm, ay karnım ağrıyor...' Çekilir dert mi bu? Ben de kendi bedenime dönmek istiyorum ama dönemiyorum! Yok, olmuyor, bedenim yok!"
Asel banyo tezgahına tutunup kalırken, zihninden geçen o son hatıra benim de bilincime sızdı. Ayrılırken bana, "Seni o kadar iyi tanıyorum ki artık ne düşündüğünü duymaya bile dayanamıyorum Doğu, defol git!" demişti. Büyük lokma yemişti ve evren o lokmayı getirip tam boğazına dizmişti. Benim gibi bir adamı, susturamadığı bir iç ses olarak beyninin tam ortasına oturtmuştu.
Onun bu düşüncesini yakalayınca sustum. Aramızdaki o tuhaf, sessiz iletişim dalgası odayı doldururken, teslim olmuş bir tonla fısıldadım kafasının içinden:
"Asel... Ayrılırken bende derin izler bıraktın demiştin ya..."
"Evet?" dedi, gözünden bir damla yaş süzülürken.
"Galiba kastettiğin şey beyin kıvrımlarınmış. Çünkü şu an tam olarak senin sol lobunda, parazit yapan bir radyo istasyonu gibi sıkışıp kalmış durumdayım. And olsun ki benim de buradan nasıl kurtulacağımıza dair en ufak bir fikrim yok."
Asel aynadaki görüntüsüne, yani aslında doğrudan bana bakarken, dudaklarında ince, alaycı bir gülümseme belirdi. "O zaman hazır ol Doğu," dedi ters bir sesle. "Çünkü o çok kıymetli egon, benim kafamın içinde sürünmeye mahkum."