Anastasia, yatağın kenarında oturmuş, siyah iç çamaşırlarını üzerine geçiriyordu. Hareketleri hızlı, kontrollü ve tamamen mekanikti. Deric ise yataktan yeni çıkmış, çıplak gövdesiyle Anastasia’nın arkasında, bir gölge gibi belirmişti. Kadın, elindeki siyah taktik pantolonunu giymek için ayağa kalktığında, Deric tek bir hamleyle aradaki mesafeyi sıfırladı.
Deric, kollarını Anastasia’nın beline doladı ve yüzünü kadının boynuna, saçlarının tam arasına gömdü. Burnunu, boynunun o hassas kıvrımında gezdirirken, tenindeki temiz sabun kokusunun altına sinmiş o çok hafif, terli ve adrenalin kokan geceyi içine çekti. Bu, Anastasia’nın alışık olduğu bir şefkat türü değildi; daha çok, kendisine ait olan bir bölgeyi işaretleyen bir yırtıcının sahiplenişiydi.
Anastasia, pantolonun düğmesini iliklemeyi bir anlığına bıraktı. Deric’in çenesindeki hafif sakalların tenine değmesi, vücudunda istemsiz bir ürpertiye neden oldu. Başını hafifçe yana yatırıp Deric’in nefesini daha yakından hissetti. Adamın elleri, Anastasia’nın belinde sertleşerek onu kendine daha sıkı bastırdı.
"Koku," diye fısıldadı Deric, sesi boynunun hemen üzerinde yankılanırken. "Üzerinde hala bana ait olan izleri taşıyorsun. Yıkansan da geçmiyor."
Anastasia, Deric’in kollarının içinden dönerek ona doğru baktı. Gözlerinde yine o soğuk, mesafeli ama bir o kadar da derinlerde yanan ışıltı vardı. Elini, Deric’in hala çıplak olan göğsüne koydu ve onu hafifçe geriye itmeye çalıştı, ancak Deric geri adım atmadı.
"İzler geçici, Deric," dedi Anastasia, sesi dümdüzdü. "Görev ise kalıcı. Eğer beni bu şekilde tutmaya devam edersen, hedeflerin bu sabahki saatlerini kaçıracağız."
Deric, Anastasia’nın elini göğsünden çekip avuçlarının arasında tuttu. Bakışları, kadının dudaklarına kaydı ve ardından tekrar gözlerine çıktı. "Hedefler bekleyebilir," dedi Deric, yüzündeki o çarpık ifadeyi gizlemeden. "Ama senin bana olan sadakatinin sınırlarını test etmek, çok daha ilgi çekici bir sabah rutini."