İçeriğe geç

Tatlı Rüyanın Karanlığı

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Tatlı Rüyanın Karanlığı

Bölüm 1

Aynı Rüya

Sabah alarmı saat 07.00'de çaldı.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez...

Yorganın altından ince bir el uzandı ve telefonu sessize aldı.

"Bir gün şu alarmı camdan aşağı atacağım..."

Lavin mırıldanırken gözlerini araladı.

Perdenin arasından süzülen güneş ışığı odasını aydınlatıyordu ama içinde en ufak bir enerji yoktu.

Son haftalarda sabahları uyanmak eskisi gibi değildi.

Çünkü artık uyumak dinlenmek anlamına gelmiyordu.

Uyumak...

O yere gitmek demekti.

Yatağın kenarında birkaç dakika sessizce oturdu.

Kalbi normal atıyordu ama içinde garip bir boşluk vardı.

Sanki gece biri ona çok önemli bir şey söylemişti de uyanınca hepsini unutmuştu.

Hatırlayabildiği tek şey...

Beyaz bir sisti.

Ve tarifsiz bir özlem.

"...Yine aynı his."

Derin bir nefes aldı.

"Saçmalıyorsun, Lavin."

Kendi kendine konuşmayı hiç sevmezdi.

Ama son zamanlarda düşüncelerini susturmanın başka yolunu bulamıyordu.

"Lavin! Kahvaltı hazır!"

Annesinin sesi alt kattan yükseldi.

"Geliyorum!"

Mutfakta taze çayın kokusu vardı.

Annesi tabağı önüne koyarken dikkatlice kızına baktı.

"Yüzün yine solgun."

"Biraz uykusuzum."

"Biraz mı?"

Lavin gülümsemeye çalıştı.

"İyiyim anne."

Annesi bir şey söyleyecek gibi oldu.

Sonra vazgeçti.

Bir annenin bazı şeyleri hissetmesi için cevaplara ihtiyacı yoktu.

Okulun bahçesi her zamanki gibi kalabalıktı.

Bir köşede futbol oynayanlar...

Diğer tarafta sınavdan şikâyet edenler...

Koridorda koşturan öğrenciler...

Normal bir okul sabahı.

Tam o sırada biri omzuna hafifçe vurdu.

"Uyuyan Güzel sonunda geldi."

Lavin arkasını döndü.

Defne gülüyordu.

"Komikmiş."

"Çok."

İkisi gülerken yanlarına Ege geldi.

Elinde sıcak bir poğaça vardı.

"Yine kahvaltıyı atladın, değil mi?"

Lavin cevap vermeden poğaçaya baktı.

Ege iç çekti.

"Al."

"İstemem."

"İnat etme."

"Gerçekten tokum."

Defne kaşlarını kaldırdı.

"Lavin."

"Hı?"

"Yalan söylemeyi beceremiyorsun."

Üçü birden istemsizce güldüler.

O an her şey çok normaldi.

Belki de fazla normal.

Lavin bazen insanların arasındayken bile kendini yalnız hissediyordu.

Bunun nedenini bilmiyordu.

Sanki eksik olan bir şey vardı.

Ya da...

Birisi.

Ders sırasında öğretmenin sesi sınıfta yankılanıyordu.

Lavin ise defterinin boş sayfasına farkında olmadan çizimler yapıyordu.

İnce dallar...

Küçük beyaz çiçekler...

Ve ay şeklinde bir sembol.

Bir anda durdu.

"...Ben bunu neden çizdim?"

Defne defterine eğildi.

"Vay. Güzel olmuş."

"Ben çizdiğimi bile hatırlamıyorum."

"Gece ressam mı oldun?"

Lavin hafifçe güldü.

"Keşke."

Ama içinde büyüyen huzursuzluk gitmiyordu.

Bu çizimi daha önce görmüştü.

Nerede olduğunu ise hatırlamıyordu.

Gece.

Odası tamamen sessizdi.

Telefonunu kapatıp başucuna bıraktı.

Uyumak istemiyordu.

Ama göz kapakları ağırlaşıyordu.

"Bu gece farklı olacak."

Kendi söylediğine kendi bile inanmadı.

Gözlerini kapattı.

...

Ayaklarının altında taş bir yol vardı.

Hava ne sıcaktı ne de soğuk.

Her tarafı bembeyaz bir sis kaplıyordu.

Sessizlik...

Öyle derin bir sessizlikti ki kendi nefesini bile duyabiliyordu.

Lavin yavaşça yürümeye başladı.

Burayı tanıyordu.

İlk kez gelmiyordu.

Ama neden tanıdığını bilmiyordu.

Sis hafifçe aralandı.

İleride biri duruyordu.

Uzun, beyaz saçları rüzgârda usulca dalgalanıyordu.

Üzerindeki siyah kıyafet karanlığın içinde bile seçiliyordu.

Yüzü...

Yüzü yine görünmüyordu.

Lavin'in kalbi hızlandı.

"Sen..."

Siluet kıpırdamadı.

"Neden hep buradasın?"

Cevap yoktu.

Lavin bir adım attı.

Sonra bir adım daha.

Aralarındaki mesafe yavaşça kapanıyordu.

İlk kez korkmuyordu.

Aksine...

Tarif edemediği bir özlem hissediyordu.

Sanki yıllardır görmediği birine yaklaşır gibiydi.

Tam konuşacakken...

O kişi usulca başını kaldırdı.

Ve ilk kez konuştu.

"...Lavin."

Genç kız donup kaldı.

Ses...

O kadar yumuşaktı ki rüzgârın bile incitmeye kıyamayacağı kadar.

"Beni... tanıyor musun?"

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra aynı yumuşak ses yeniden duyuldu.

"Henüz değil."

Lavin'in gözleri dolmaya başladı.

Neden ağlamak istediğini bilmiyordu.

Karşısındaki kişinin adını bile bilmiyordu.

Ama kalbi...

Onu çok uzun zamandır özlemiş gibi acıyordu.

Tam elini uzattığı anda sis yeniden yoğunlaştı.

Her şey kararmaya başladı.

Uzaklardan son bir fısıltı geldi.

"...Benim adım Noa."

Lavin irkilerek uyandı.

Nefesi düzensizdi.

Yanaklarına dokundu.

Islaktılar.

Hiç fark etmeden ağlamıştı.

Komodinin üzerindeki saate baktı.

03.33

Tam o sırada telefonunun ekranı kendi kendine aydınlandı.

Bildirim yoktu.

Mesaj yoktu.

Siyah ekranın ortasında tek bir cümle belirdi.

"Beni unutma."

Lavin'in elleri titredi.

İçinden açıklayamadığı bir his yükseldi.

Korku değildi.

Mutluluk da değildi.

Sanki kalbinin çok derinlerinde kilitli kalmış bir anı, uyanmak için ilk kez kapıyı çalmıştı.

Ve Lavin, bunun sadece bir rüya olmadığını ilk kez hissetti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.