Babam bana günahını bile vermezdi. Nefret ediyor mu diye düşünürdüm ama bugün sadece tek 1 şeyden emin oldum: babam benden nefret etmiyordu, iğreniyordu. Ne yapmış olabilirim ki? Benden bu kadar nefret etmesini sağlayacak ne yapmış olabilirdim. Babama karşı öfke besliyordum ama nefret beslemiyordum. Ne de olsa babamdı. Ama benden nefret ediyordu ve iğreniyordu. Beni sevmese de o kadar kötü şeyler demesine gerek yoktu. Babam. Babam bir yabancıydı, babam bana yabancıydı.
Ofladım ve Arda’ya yetişmek için adımlarımı hızlandırdım. Başını bana çevirdi. Konuşmaya halim yoktu. Konuşsam ağlayacaktım. Ağlamakta istiyordum ama ağlamamalıydım. Kendimi güçsüz gösteremezdim. Boğazımda bir düğüm vardı. Babamın karşısına geçip içimden geçen her şeyi ona söylemek istiyordum ama hayır. Gitmeyecektim. Benim bir babam yoktu. O, benim için bir yabancıdan başka hiçbir şey değildi.
Bir süre sonra siyah bir arabanın karşısında durduk. Pahalı bir araba olduğu belliydi.
“Yolcu koltuğuna otur.” Dedi. Dediğini yaptım ve yolcu koltuğuna geçtim. O da bagaja yürüdü. Bagajı açtı ve kalın, siyah bir mont alıp bagajı kapattı. Şoför koltuğuna yürüdü ve kapıyı açıp içeri girdi. Kapıyı da kapattıktan sonra bana döndü ve elindeki montu bana uzattı.
“Gerek yok, üşümüyorum.” Dedim ve montu almadım.
“Alacaksın.” Dedi sert bir sesle.
“Sen ne olacaksın?”
“Emin ol üşüyor olsaydım, montu sana vermek yerine ben alırdım.” Dedi. Güldüm ve montu alıp giydim. Daha sonra yara olan elimi tuttu. Ardından torpidodan sargı bezi çıkardı.
"Arabanda sargı bezi ne arıyor?" Diye sordum.
"Bir sebepten koymuştum ama unuttum." Dedi ve elimi sarmaya başladı. Cok sıkı olmamak ile beraber düzgünce sardı. Daha sonra kalan sargı bezini eski yerine koydu. Elime baktım.
“Teşekkür ederim.” Dedim. Bana cevap vermedi ve arabanın klimasını açtı.
“E anlat bakalım, derdin ne?” diye sordu. Ona bakmadım.
“Babam.” Dedim. 5 harf, 1 kelime, 1 hayat… babam benim hayatımdı ama ben onun yolundaki çöp bile değildim.
“Aranız iyi mi değil? Takma kafana, bazen baba-kız arasında olur öyle şeyler.” Dedi. Sesinde ciddiyet yoktu.
“Bazen değil hep aramız bozuk bizim.” Dedim. Şu an sesim titrememişti ama tekrar konuşursam sesim titreyecekti. Ağlamamı tuttuğum için boğazımda bir acı vardı. Nefret ettim o an ağlamaktan, sesimin titremesinden. Bana döndü ve dikkatle bana baktı.
“Nasıl yani, seni sevmiyor mu?” dedi. Dediği yüzüme bir tokat gibi çarpmıştı. Kendi kendime babamın beni sevmediğini söylüyordum ama başka birinden duymak kötü hissettirmişti.
“Evet.” Dedim kısık sesle. Sesim titremesin diye kısık sesle söyledim.
“Anlatabilirsin.” Dedi şefkatli bir sesle. Konuşmadım, ağlamaktan korktum. Ağlamak istemiyordum. Ağlamaktan nefret ediyordum. Burnumu çektim.
“Benim karşımda ağlamak istemiyorsun değil mi? Sorun değil, daha fazla soru sormayacağım.” Dedi. Gözlerim doluyordu. Yaş akmaması için elimden geleni yapıyordum. Başımı kaldırıp cama çevirdim. Akan gözyaşlarımı sildim. Gerçekten de bana daha fazla soru sormamıştı.
“Anlayışın için teşekkürler.” Dedim. Yüzüne bakmıyordum. Şu an ne yaptığı hakkında bir fikrim yoktu. Cevap da vermiyordu. Gözyaşlarım ile uğraştıktan sonra ona döndüm. Beni izliyordu. Gözlerimiz buluştu. Anlayamadığım bir duygu vardı gözlerinde. İçimde garip bir his oluştu. Bakışı beni garip hissettirmişti. Kalbimin atışı hızlanmıştı sanki.
Benimle ilgileniyordu, yani bana ilgi gösteriyordu. Babam bile benimle bu kadar ilgilenmemişti. Babam bile bana bu kadar şefkatle bakmamıştı.
“Saat geç oldu, ben artık gideyim.” Dedim ve elimi kapıya uzattım. Bir anda elini kapının kolundaki elime koydu. Aramızda kısa bir mesafe vardı. Nefesimi tutmuştum.
“Seni ben bırakırım.” Dedi.
“Gerek yok, ben giderim.” Dedim.
“Ben bırakacağım.” Dedi tahammülsüzce. Ofladım. Kaçış yoktu. Eve gidecektim ama babamın yüzüne asla bakmayacaktım. Defne’ye hiçbir şey anlatmadım. Belki yarın anlatırdım. Üstüme gelip çok soru soracağı için ona şimdi anlatmayacaktım.
“Nereye götüreyim?” diye sordu.
“Evime gideceğim. Ben sana nereye gitmen gerektiğini söyleyeceğim.” Dedim. Başını aşağı ve yukarı salladı.
★★★
Bir süre sonra eve vardık. Arabadan indim. Arda da arabadan indi. Arabanın önünde durduk.
“Gerçekten çok teşekkür ederim.” Dedim.
“Rica ederim.” Dedi. Ona gülümsedim ve onu arkada bırakıp kapıya ilerlerdim. O da arabasına binmişti. Çantamdan anahtarımı çıkardım ve kapıyı açtım. Botlarımı çıkardım ve içeri girip kapıyı kapattım.
Hızlı ve sessiz adımlarla odama ilerledim. Annem beni görmüştü fakat babam görmemişti. Odama girdim ve kapıyı sessizce kapattım. Rahat bir nefes verdim. Bu evin havası bile beni rahatsız etmeye başlamıştı. Sanki huzurumu kaçırıyordu. Benim için en huzurlu yer neresiydi? Evim değildi artık. Evimde annem olsa da ya da kardeşim olsa da en huzurlu yer burası değildi. Defne’nin yanı mıydı? Huzurluydum ama en diyebilecek kadar değil. Akrabalarım? Kesinlikle hayır. Peki… Arda? Onun yanında da huzurluydum. En huzurlu olduğum yer miydi? Nedenini bilmiyorum ama sanırım evet.
Neden onun yanı kendimi en huzurlu hissettiğim yer olsun ki? Daha yeni tanışmıştık. Defne ile çocukluk arkadaşıydık ama onun yanında kendimi Arda’nın yanında huzurlu hissettiğim kadar huzurlu hissetmiyordum.
Dolabımın karşısına geçtim. Saçımı açtım ve tekrar at kuyruğu yaptım. Dolabımdan siyah bir sweat ve siyah bir eşofman alıp giydim. Telefonumu elime aldım ve sosyal medya da gezinmeye başladım. O sırada telefonum çaldı. Arayan Ardaydı. Yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu. Telefonu açtım ve kulağıma götürdüm.
“Alo, veteriner hanım. Nasılsınız?” diye sordu ciddiyetten uzak bir sesle.
“İyiyim centilmen bey, siz nasılsınız?” diye sordum bende.
“İyiyim çok şükür, en azından nefes alıyorum.” Dedi. “Bir sorun var mı onu sormak istedim.” Dedi. Tam cevap vermek için ağzımı açmıştım ki babamın içeriden bağırma sesleri geldi. Ses giderek yaklaşıyordu. Bir anda kapı sertçe açıldı.
“Hazal, ne oluyor?” dedi Arda ama dediğini duymazlığa verdim. Telefonu kapattım.
“Odama öylece giremezsin.” Dedim.
“İstediğim gibi girerim.” Dedi babam.
“Giremezsin, odamdan çık.” Dedim babama. Sinirlenmeye başlamıştı. Annem babamın arkasındaydı.
“Kimle konuşuyordun?” diye sordu babam.
“Defne ile.” Diye yalan söyledim.
“Öyle mi? Peki bugün dışarıda sana sarılan o adam kimdi?” diye sorduğunda şok içinde babama baktım. Annem de şok içinde bana bakıyordu.
“Kimse değil.” Dedim.
“Cevap vereceksin! O adam kimdi?” dediğinde bende sinirlendim.
“Ne yapacaksın?” diye sordum yüksek ve sert bir sesle. Yatağımdan kalktım. Babamın tam karşısındaydım.
“Sen cevap ver!” dedi babam bu seferde.
“Söylemiyorum.” Dedim ve kollarımı birbirine bağladım. Babamın sol gözü seğiriyordu. Elini saçlarına geçirdi ve derin derin nefesler aldı.
“Sabrımı çok zorluyorsun.” Dedi. Cevap vermedim. Babam üstüme yürümeye başlamıştı. Annem babamı geriye çekmeye çalışıyordu.
“Oktay, yapma lütfen.” Dedi annem ama babam sanki onu duymuyordu.
“Bırak anne ya, ne yapabilir ki.” Dediğim sırada babam bana sert bir tokadı yapıştırdı. Tokadın etkisiyle yatağın üstüne düştüm. Elimi yanağıma götürdüm. Annem çığlık attı ve benim önüme geçti.
“Oktay! Yapma, ne yapıyorsun?” dedi annem korkarak. Babam annemi sertçe kenara itti ve yüzümü sertçe yüzüne çevirdi. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Tek eliyle boğazımı tuttu.
“Seni öldürürüm.” Diye bağırdı babam. Nefes almakta zorlanıyordum. Gözlerimi kapattım ve ölümümü bekledim. O sırada evde bir bağırış daha koptu ve babamın eli boğazımdan uzaklaştı. Gözlerimi açtığımda evimde Arda’yı görmeyi beklemiyordum. Derin derin nefesler aldım ve elimi boğazıma götürdüm. Arda yanıma geldi ve elimi tuttu.
“Sen kim oluyorsun da kızımın elini tutuyorsun!” diye bağırdı babam.
“Kızınız benimle geliyor.” Dedi Arda sakin bir sesle.
“Asla, izin vermiyorum.” Dedi babam.
“İzin almadım yalnız.” Dedi Arda. Daha sonra bana döndü.
“İyi misin?” diye sordu bana. Onu onaylar gibi başımı aşağı yukarı salladım. Daha sonra ayağa kalktım.
“Benimle gel.” Dedi. Başımı tekrar aşağı yukarı salladım. Arda yataktan telefonumu aldı.
“Hazal gitmiyorsun!” dedi babam sert bir sesle. Onu duymazlığa verdim. Annem, peşimizden gelmek için harekete geçen babamı durdurmaya çalışıyordu. Arda ile beraber kapıya yürüdük. Kapıyı açıp botlarımızı giydik. Kapıyı kapattım.
Beraber arabaya yürüdük. Ben ön koltuğa oturdum. Arda ise şoför koltuğuna oturdu. Bana doğru döndü.
“İyi misin?” diye sordu. İyi değildim. Ben hiçbir zaman iyi değildim. Ama bugün berbattım. Babam her gün beni şaşırtmaya devam ediyordu. Yapmaz dediğim şeyleri yapıyordu. Başımı sağa ve sola salladım.
“İyi değilim.” Dedim. Gözümden yaşlar akıyordu. Elimin tersiyle sildim.
“Gidebileceğin bir akraban veya arkadaşın varsa ona götüreyim seni.” Dedi.
“Yok.” Dedim.
“Kendi evime götüreyim.” Dedi.
“Gerek yok. Beni sadece sahile götür. Hava almam gerekiyor.” dedim. Başını aşağı yukarı salladı ve önüne dönüp arabayı çalıştırdı.
“Merak etme, öyle bir gün gelecek ki, sana yaşattıkları için çok pişman olacak ve sana yalvaracak.” Dedi. “Ve sana yalvaracağı gün çok yakın.” Dedi.
“Nereden biliyorsun?” diye sordum.
“Sadece tahmin ediyorum.” Dedi. "6. Hissim kuvvetlidir." Dedi ve gülümseyerek bana göz kırptı. Gülümsedim ve gözyaşlarımı sildim.
Defne'den sonra beni en çok düşünen kişi Arda olmuştu. Annem bile beni bu kadar düşünmüyordu.


