Kızıl saçları olan kadın, bebeğine bakıyordu.
Hasta bir şekilde doğan, doktorların umudu kestiği bebeğine.
Onun değerli bebeği.
Hayır, bebeği ölemezdi, o kıymetliydi.
Kadın onu hayatta tutacaktı.
Çıldırmış gibi yerinden fırladı, ve titreyen elleriyle, sanki olacakları hissetmişçesine ciyaklayarak ağlayan bebeğini aldı.
Onu kundağa sardı, bir yandan da "Evet bebeğim, çok mutlu olacağız, seni kurtaracağım," diye mırıldanıyordu hırıltılı çıkan sesiyle.
Kundağa sarılmış bebeğini kucaklayarak, çıplak ayaklarıyla dışarı çıkıp koşmaya başladı.
Yağmur hafifçe yağıyordu.
Yolda yürüyen birkaç kişi dönüp ona bakıyordu, o ise sadece koşuyordu.
Sonunda kocasının eski aile mezarlığına ulaştı.
Çığlık çığlığa ağlayan bebeği, belki de yorgunluktan, şimdi susmuştu.
Kadın, bebeğini mezarlardan birinin üstüne bıraktı.
Ve, belki de ölülerin ruhuna en büyük saygısızlığı yaparak, kendini lanetledi.
Mezarları deşmeye başlayarak.
Çıplak ve titreyen elleriyle kocasının atalarından belki de en yaşlı olanının mezarını açıyordu.
Sonunda, yeterince kazdığında çürümüş cesedin yanında aradığı paslı kutuyu buldu.
Yüzünde ve nefeslerinde vahşi bir tını vardı.
Artık daha vahşice titremeye başlamış ellerini kutuya uzattı, hızlıca aldı.
O an, artık öbür tarafta bile kendine bir yer olmadığını biliyordu.
Yalpalayarak bebeğinin yanına gitti.
Galiba bebeği akıllanmıştı, çünkü artık hiç sesi çıkmıyordu ve kıpırdamıyordu.
Gülümsedi. "Aferin sana akıllı bebek" ardından kucağında bebek ve kutuyla evine doğru yola koyuldu.
Eve geldiğinde kocası kapıda endişeli bir şekilde bekliyordu. Kadını gördüğü anda ona doğru koştu. Bebeği kucağından aldı.
Bebek, tamamen hareketsizdi. Adam masum bebeğine bakarken gözünden yaşlar süzülerek zorlukla konuştu.
"Yezda, ne yaptın sen..." kadın adamın bu saçma tutumuna şaşırdı, bebeğinin sessiz olması onu memnun etmemiş miydi?
Adam "Yezda, evden sakın ayrılma!" dedi ve aceleyle bebekle arabaya bindi.
Kadın, bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı, mezarlıktan çıkardığı kutuyu aceleyle açarak içindeki büyü kitabını çıkardı.
Kitabı biraz karıştırınca içinde aradığı dilek ayinini buldu.
Ayin için ölü birinin baş parmağı, ayini gerçekleştirecek kişinin kanı ve mezarlık toprağı lazımdı. Ve, ödenecek belirsiz bir bedel.
Ayin, bu gece gerçekleşmeliydi.
Kadın bu sefer koşmak yerine bir taksiye bindi. Mezarlığa gitmek istediğini söylediğinde gözlerinde korkunç bir pırıltı vardı.
*
Bebek birkaç saate ölecekti, yapılacak hiçbir şey kalmamıştı. Hemşireler, yıkılmış babayı evine yolladı.
*
Ayini gerçekleştirmeye kocasını da zorlamıştı, sözlerinde, hareketlerinde ve harelerinde deliliğin şuursuzluğu vardı.
Dileğini söyledi, "Kızım yaşasın!".
Mumlar söndü, fırtına yavaşladı.
Kadın, kocası ve kitap yanmaya başladı.
Ve her şey yandığında, geriye bir tek, büyü kitabındaki o sayfa kaldı.
buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim,profesyonel değilim ancak elimden geleni yapıyorum. İyi kötü eleştirilerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim.