1.Bölüm~
“Dedim ya, Her gün doğumunun bir batışı vardır diye.
Ama unutmayın güneşin batışı ayın doğmasını sağlar”
Yine gecenin bir yarısı buzdolabı ile bakışıyordum. Herkes uyumuş ama ben yine de uyumak yerine bilgisayarımda gezinmeyi seçmiştim. Şimdi ise canımın erik çekmesinden dolayı kendime yetecek kadar almış ve sessizce yıkamaya başlamıştım. Sonra elimdeki kase ile birlikte odama geçmiş kapıyı kapatmıştım. Okulun bitmesine 2 hafta vardı ve okula kimse gitmediği için bende gitmeme kararı almıştım. Kulaklığı takmış Ajda Pekkan’ın “Kim Ne Derse Desin” şarkısını dinliyor ve elimdeki eriğe tuz döküyordum. Tuzlu erik benim vazgeçilmezimdir. Arkadaşım Alya’dan mesaj gelmesiyle bilgisayarın whatsapp kısmına tıkladım. “Hâlâ uyanık mısın??” anında cevap verdim. “Evet, sen neden uyumadın?” ardından “yazıyor”yazısı göründü ve cevap.
“Heyecandan uyuyamadım.” “Sen?”
Şimdi neden heyecanlı diyeceksiniz. Yarın yani bu gün HATTA BİRAÇ SAAT SONRA! Alya ile birlikte ilk tatilimiz için yola çıkıcaz. Arabayı ben süreceğim için çoktan uyumam lazım ama ben alışığım bu konuda. İki veya üç gün boyunca hiç uyumadan dinç olduğum zamanlar var. Şu anda o genel zamanlardan biri.
“Beni biliyorsun… uyku aktivitesini sadece okulda yaparım.” Yazıp gönderdim. Kısa sürede yeni bir mesaj geldi. “ahahaha bunu sadece ben değil bütün hocalar da biliyor!” yazdığı şeye güldüm ardından telefonum çamaşır makinesi gibi titriyor aynı zamanda flaşı yanıp sönüyordu. Elime aldım ve arayan kişiye baktım. “ALYAtrong> aramayı onaylayıp bluetooth kulaklığımı taktım.
“kanka?” cevap verdim.
“ efendim kanka.” Böyle bir süre konuştuk ardından kapattık. Alya büyük ihtimalle uyumuştur. Saate baktığımda 04.32 yazıyordu. Gün doğumuna tam 1 saat vardı. Bu saatlere önem veririm. Olabildiğince kaçırmamaya çalışırım. Yeni bir günün başlangıcını ve bitişi… Bu gün ne yapacağım, bu gün ne yaptım. Bu gün neler olacak, bu gün bir daha asla olmayacak ne oldu… Bunlar önemli… Benim için yani…
.
Saat 05.43~
Çantaları arabaya koymuştum. Yanımıza yiyecek poşeti hazırlamıştım. Biri arkamdan sarılması ile irkilmiş arkama dönmüştüm.
Bu kişi tabi ki canım arkadaşım Alya idi. Ona sarıldım ve valizlerini arabaya yerleştirmeye başladım. Annem, babam, Alya’nın annesi ve babası hepsi buradaydı. Birden annemin telefonu çaldı. “efendim oğlum.” Abim aramış belli ki. Şuan kendisi New York’ta büyük bir yazılım şirketinin sahibi. Zaten küçüklüğünden beri bilgisayara ilgisi vardı. Çok çalışıp iyi bir üniversitede bilgisayar mühendisliğini kazandı aynı zamanda yazılımcılıkla uğraştı ve New York’tan iş teklifi alınca oraya gitti. Hepimiz çok mutlu olmuştuk. Çok çalışkandı-Benim aksime-. Ve kısa bir sürede bir oyun tasarladı ve büyük bir şirketin başına geçti. Bir sürü şirketleri ekonomik açıdan düşürdü ve onları satın aldı.
“dur oğlum veriyorum kardeşine” annem telefonu bana uzattı. Ve abimle kısa bir konuşma yaptık. Ve bana 10.000 dolar göndermişti. Eee… Artık yola çıkma vakti gelmişti. Herkesle vedalaşıp sürücü koltuğuna oturdum Alya’da yan koltuğa oturdu. İkimizde emniyet kemerimizi takmıştık. Annemler eline bir kova su almışlar. “pencereyi açma kanka annemler su dökecek.” Güldü. “bunu yapmazlarsa içleri ısınmaz biliyorsun.” İç çektim ve kafa salladım. Arabanın üst kısmını kapattım ardından arabayı çalıştırdım. Annemler arkamızdan su döktüler ve el salladılar. Bende kornaya bastım ve caddeye çıkmaya başladım. “Behin?” ona kısa bir baktım. “Efendim.” Dedim. “biz ciddi ciddi Aydın’a gidiyoruz şu an.” Gülümsedim. “Evet, kanka ya. Cimcikle bakayım rüyada mıyım?” koluma bir cimcik atması ile çığlık attım. “o kadar sert dememiştim.” Kahkaha atmaya başladı. Bende arabanın üstünü açtım. Her yer bomboştu. Güneşin tepede yer alması ile günün başlaması bir oldu.
.
“Boş vermişim, boş vermişim.” Yine Ajda Pekkan’ın şarkılarından birini söyleyerek yolumuza devam ediyorduk. 57 dakika sonra Gebze’ye varmış ve Osmangazi köprüsüne yaklaşmıştık. Saçımda hissettiğim ıslaklık ile saçıma dokundum. Ardından birkaç damla daha gelmiş ve yağmur başlayacağını hatta başladığını anlamıştım. “üstümüzü kapatmamı ister misin?” dedim Alya’ya bakarak. “normalde kapatmak istemem ama giderayak hasta olmayalım.” Gülümseyerek kafa salladım ve radyonun altındaki tuşa bastım. Üstümüz kapanmıştı. Ve yağmur şiddetlenmişti. “sanki İstanbul gitmemizi istemiyor gibi.” Alya bana baktı. Ama gerçekten “Gitme” dermişçesine bir his veriyordu yağmur. “aynen, hmm karnım acıktı ya” ona baktım “arkada atıştırmalık var onlardan ye köprü sonunda dinlenme tesisine gider yemek yeriz” kafasını salladı ve arka koltuktaki atıştırmalık poşetini aldı. İçine baktı ve çikolata aldı ve bana verdi. Aynısından kendisine de aldı. Yağmurdan dolayı yavaş sürüyordum, biraz daha yavaşlayamazdım. “benim için çikolatayı açar mısın?” “tamamdır sen önüne bak” çikolatayı elimden aldı ve paketini açıp geri verdi. Bende elinden alıp yemeye başladım. 3 dakika sonra köprüden çıkmıştık. Bir dinlenme tesisinin park kısmına arabayı park etmiş, arabayı istop ettirmiştim. Anahtarı almıştım. “kanka hava çok soğuk ya” arkadaki çantadan iki tane sweatshirt aldım ve beyazı ona verdim. Açık griyi de ben giydim. Saçımı önüme gelmesin diye toplamıştım. Tokayı çıkardım ve saçlarımı saldım. Anahtarı cüzdanıma koydum ve arabayı kilitledim. İçeriye girdik ve lokanta kısmına yürümeye başladık. “Ne yiyelim?” omuzlarımı silktim. “Bilmiyorum. Kahvaltı yapalım bence.” Bana aniden döndü. “Bu çok mantıklı” ikimizde güldük. Masalardan birine oturduk ve kahvaltı yapmaya başladık. Ardından parayı ödeyip yola çıktık.
Saat 09.57~
Balıkesir’e gelmiştik hava sıcaktı havada bulut bile yoktu. Bizde doğal olarak sweatleri çıkarmış kısa kollu tshirt ile kalmıştık. Alya’ya baktığımda gözleri kapanmamak için savaş içerisindeydi. “Alya” bana baktı. “efendim Behin” kısa bir bakış atıp yola baktım. “uyu. Uykunu al ki gece gezecek zamanımız olsun.” “yani uykum yok ama çok ısrar ettin madem uyuyayım.” Kahkaha attım. O da gülerek uykuya dalmıştı. Ve sıradaki şarkı “Her Şey Seninle Güzel…”
.
Saat 12 olmuştu bile ve biz İzmir’e varmıştık. Alya horul horul uyuyordu ki kıpırdanmaya başladı. “günaydın” dedim. O da yüzünü ovuşturup çatallaşmış günaydın dedi. “bak şurada su var. İç biraz.” Kafa salladı ve suyu alıp kafasına dikti. Ve zavallı şişe tek dikişte bomboş kaldı. Alya eskiden beri fazla su içen biri olmuştu benim hayatımda. Baya su içen biri. “neredeyiz?” diye sordu. “İzmir’deyiz.” Gülümsedi. “vay be resmen tatile birlikte gidiyoruz.” Bende gülüşüne karşılık verdim. “aynen ya” Alya eline telefonu aldı ve yine bir şarkı açtı. “Bir Tanem Söyle Canım” üstümüzü açtım ve bağırarak söylemeye başladık. İşte şimdi genç gibi hissediyordum.