Soğuktu ama alışıktı. Sorun da buydu o soğuğa alışıktı. Sunghoon buzdan bir dünyada doğmuştu ve şimdi o buzlar gözleri önünde eriyor, boğazını düğümlüyordu nefessizlik. "2020 Kış Olimpiyatlarının final turuna başlamak üzereyiz. Pist üstündeki tüm adaylarımızı yerlerine alalım."
Sunghoon birbirine geçirdiği parmaklarını koparırcasına sıktı. Öyle ki çizdiği derisinden süzülen damla damla kanların yeri boylaması da kaçınılmaz olmuştu. Kafasının içinde sürekli tekrarlanan bu sahneyi nasıl silip atacağını günlerdir bulamamıştı. Sonu olan o anları silmek istediğinden bile emin değildi. Eğer dünyasından kalan son hatırası acıysa ne yapabilirdi ki?
"Tekrar ediyorum 2020 Kış Olimpiyatlarının final turuna başlamak üzereyiz. Pist üstündeki tüm adaylarımızı yerlerine alalım."
Anons asla bitmiyordu. Sabah kalktığında başlayan anons gözlerini kapatana kadar veriliyordu. Ama onun terk edebileceği bir pisti kalmamıştı. Neden tekrar kayması mümkünmüş gibi o kadının cırtlak sesini duymak zorundaydı.
"Kes sesini lanet olasıca." Sunghoon elleri arasına aldığı başını sağa ve sola salladı tüm o gürültüyü silkeleyip atabilirmiş gibi. Saç diplerine asıldı gözlerini sımsıkı kapatsa da gözyaşları kaçacak bir yer bulmuştu. Birkaç adımda piste ulaşabilir ve dünyasına dahil olabilirdi ama artık oraya girmeye korkuyordu.
"İyi misin sen?" Omzuna konan el ile başını aniden kaldırıp karşısında duran çocuğa baktı. Oysaki burada kimse olmadığından fazlasıyla emindi. Açığa çıkan yoğun duygularını toplamakta zorlandığından gözlerini ondan öteye çevirdi.
"Bu seni ilgilendiren bir konu değil. Beni yalnız bırakırsan daha çok sevinirim." Jake onun yüzünde milyonlarca üzüntü sayabilirdi ama sesi çok pürüzsüz ve soğuk çıkmıştı. İronik olarak aklına hayatının çoğunluk kısmını soğuk buzlarda geçirdiği geldi. İstemsizce kıkırdarken neden ağladığını sormak yerine onu da güldürebilecek bir şeyler düşündü çünkü ağlayışının sebebini tahmin edebiliyordu. Keşke düşündüğünden daha zeki olsaydı. Şaka yapmakta berbattı ya da öyle düşünüyordu.
"Eğer kaymayacaksan dışarıda bir şeyler yiyelim mi?" dedi. Bir ihtimal teklifini kabul ederse bu onunla tanışmak için güzel bir adım olabilirdi. Ama Jake çok umutlu bir şanssızdı. Teklifini reddeden Sunghoon üstüne sinirli bakışlarını yollamıştı ona. Sunghoon ayaklarını sürüye sürüye tribünlerden ayrılırken nerede hata yaptığını düşündü. "Hadi ama herkes benimle konuşmaya bayılır."
Arkaya attığı başını önüne alıp fotoğraf makinesini de tekrardan boynuna astı. Neredeyse bir haftadır onunla konuşabilmek için bin bir türlü yol denemişti ve nihayet bir iki kelime de olsa konuşabilmişti ama planlarında daha yetenekli bir Jake çiziyordu. Gerçekler 'sen yalnızca hayal kurarsın böyle' dercesine yüzüne yüzüne çarpıyordu. Belki Sunoo'dan taktikler almalıydı.
Işıklar sönmeden önce buranın kapanacağına dair bir duyuru yapıldı. Ayaklarını sürüye sürüye hiçbir kazancı olmadan buradan ayrılma sırası Jake'deydi şimdi de. Söylene söylene evine giderken çalan telefonunu yanıtladı. Sunoo en azından onu anlıyordu bazen. Akşam dışarı çıkıp çıkamayacaklarını sordu. Kim bilir parayı nereden bulmuştu? Hangi zavallıyı kandırmıştı melek suratıyla. Jake yine de birileriyle konuşmaya belki biraz da yardım almaya ihtiyaç duyduğundan onu reddetmeyip gönderilen adrese doğru yola çıktı.
Kafeye geldiğinde Sunoo bardağı yukarı kaldırarak "sen gelene kadar sipariş ettiğim beşinci bardak su. Nerede kaldın?"dedi. Jake oturağını çekip yerleşirken sorusunu yanıtladı. "Dışarıdaki trafikten haberin olsa sormazdın." Jake soğuktan buğulanmış gözlüklerini çıkarıp yanına koyarken Sunoo keyifli bir dille garsonu çağırdı. Menüsünü zarif hareketlerle parmakları arasına alıp kıvrılan gülümsemesiyle listedekilere baktı.
Jake kollarını oturak arkasına atmış sallandırırken etrafa göz gezdirdi. Kalabalık değildi, şömine detayına kadar ince düşünülmüş gösterişli bir mekandı. Sunoo'ya dönmeden "kimi kazıkladın bu sefer?" Diye sordu. Gözü avizenin parlak taşlarında kalmıştı.
"Güzellik başa bela da olabiliyor cebine para da." Diyerek saçlarını dalgalandırmış menüsünü yine aynı zariflikle katlayıp masaya bırakmıştı. Sabah çalıştığı yerin onlara yeterince para vermediğinden yakınan çocuk akıl almaz bir biçimde farklı birine dönüşmüştü. Sunoo, para insanı değiştirir mi sorusunun canlı kanıtıydı

