(Bölüm şarkısı: Romantic Homicide)
~~~
Hayat acımasızdı. İnsanlar için olsun, hayvanlar için olsun, bitkiler için olsun. Herkes, herşey için acımasızdı. Bir saniye veya iki saniye ne olacağı bilinmezdi. Ölecek mi, sakat mı kalacak, sevdiklerinin acısını mı yaşayacak?
Hayat beklenmedik sürprizler yapmayı severdi.
Peki insanlar hiç düşündü mü? Mesela onlar ne kadar hayata acımasızlarsa, hayat da insanlara acımasız olurdu. Hayat bizden yaptıklarımızın hıncını mı alıyordu? Belki de yaptıklarımızın bedelini ödüyorduk. Belki de yapamadıklarımızın...
Ya da biz şükretmeyi bilmiyorduk. Hayatın bize sunduğu ufacık güzel birşeyle yetinmeyip daha çok istiyorduk. En ufak bir şeyin tadını çıkarmayı bilmiyorduk. Sürekli daha çok istiyor bundan dolayı hayattan sürekli şikayet ediyorduk.
Fakat bilmiyorduk ki yaşadığımız bir günün bile kıymeti çoktu. Sevdiklerimizle geçirdiğimiz bir dakika için bile insan mutlu olmalıydı. Çünkü insan o zamanları çok arayabiliyordu.
"Evet çocuklar kamp yapmaya hazır mıyız?" Adamın heyecanlı sesiyle arka koltukta oturan iki çocuk heyecanla el çırptılar. Adam ve yanında ki ön koltukta oturan eşi kahkaha attılar. Arka koltukta oturan 5 yaşındaki kız takılan kemerden rahatsız olmuş bir şekilde ağlamaya başlayınca annesi endişeyle ona baktı. Babası da aynı şekilde küçük kızına baktı. Henüz kırklı yaşlarında, saçları siyah ve bıyıklı adam gülümseyerek radyoyu açtı. Çocukları ağlayınca ne yapacağını iyi biliyordu. Ailenin en sevdiği şarkı çalınca kadın el çırpıp şarkıya katılmaya başladı.
"Sessizce çiçekler açtı.
Biri beyaz biri siyah
Ağlama bak çiçekler açtı
Çiçekler baharı müjdeler
Sen de benim müjdemsin!"
Arkadaki iki küçük kız gülerek şarkıya eşlik etmeye çalıştı. Babaları da onlara katıldı. Hepsi gülerek şarkıyı dinleyip söylemeye devam ettiler. Bu çocuklarıyla geçirdikleri nadir zamanlardı. İki ebeveynin işi avukatlıktı. Bu yüzden oldukça meşgullerdi. Meşgul oldukları günler çocuklara bakıcıbakardı. Ailecek sadece birkaç gün kaçamak yaparak kamp yapmak istemişlerdi.
Eğlenmeye devam ederken etrafa rahatsız edici bir telefon çalma sesi yayıldı. Adam birkaç saniye gözünü yoldan ayırıp telefona baktı. Rahatsız gözlerle tekrar yola dönüp kaçamak bakışlarla yanındaki eşine baktı. Kadın ne olduğunu anlayıp radyodaki müziği kapattı. Çocuklar uykulu gözlerle annesi ve babasına bakıyordu. "Açacak mısın?" Kadın eşine baktı. Adam kafasını olumlu anlamda sallayarak elindeki telefonu açtı. Gözü yolda kulağı telefondaydı. "Evet buyurun... Ne?!.. Ne demek kaçtı? Tamam biz hemen geliyoruz," diyerek telefonu kapattı. Sıkıntıyla nefes vererek yanındaki eşine bakıp tekrar yola döndü. "Ne oldu?" Kadın endişeyle eşine baktı.
"Kaçmış! Kurtulmuş." Kadın eşinin söylediklerine şaşkınlıkla karşılık verdi. "Ne?" Bu onlar için felaketti ama arkadaki kız için anlamsız cümlelerden ibaretti. Olayları karıştırmayı çok severdi. On iki yaşında olmasına rağmen her zaman dik kafalı ve dediğim dedik olmuştur. Bunu annesine ve babasına soracağını kafasının bir köşesine not aldıktan sonra kafasını yan cama çevirdi. İçinden yarım kalan şarkıyı tamamlamaya başladı.
"Geri dönmemiz gerekiyor." Çekinerek de olsa araba aynasından çocuklarına baktı. Kendini hiçbir zaman affetmiyecekti. Çocuklarına bakarken hep gözlerinde birer yarım kalmışlık, birer suçluluk duygusu olacaktı. Kız bunu biliyormuş gibi ne kafasını camdan çevirdi ne de anne ve babasına baktı. "Peki." Kadında aynı eşinde olduğu gibi gözlerinde yarım kalmışlık ve suçluluk duygusu belirdi.
Adam arabayı geldikleri yola doğru döndürdü. Issız orman yolundan geldikleri yoldan geri dönüyorlardı. Kadın ve adam iş ile ilgili hararetli bir şekilde konuşmaya başladı. Kız ne kadar ilgisiz görünse de kulaklarını anne ve babasının şifreli konuşmalarına kilitlemişti. İçinden o şifreleri çözmeye çalışıyordu.
Kız daha ne olduğunu anlamadan babası direksiyonu sağa doğru iyice çevirdi. Araba yolun ortasında dönerken önden güçlü bir ışık arabanın içine geldi. Adam korkuyla eşinin adını bağırarak söyledi. Fakat karşı taraftan hızla bir tır geliyordu. Sanki bilerek geliyordu.
Tır arabaya daha çok yaklaşınca ışık arabaya daha çok yayıldı. Kız gözlerini kısmak zorunda kaldı. Aynı şekilde anne ve babası da. Küçük kardeşi uyuduğu için hiçbirşeyin farkında değildi. Annesini ağzından bir çığlık koptu. Direksiyon hakimiyetini kaybetti. Ve araba öndeki güçlü ışığın kaynağı olan tıra çarparak iki kere ters takla attı. Kız olduğu yerde tir tir titremeye başladı. Kadının çığlıkları kesilmişti. Araba yandaki uçuruma düşmek üzereydi. Kız korkuyla etrafına bakmaya başladı. Araba ters döndüğü için kafası acıyordu. Kız kardeşi yanında ağlıyordu.
Kalbi korkuyla çarpıyordu. Annesi ve babası neden ses çıkarmıyordu? Emniyet kemerlerini takmışlardı. Kız dikkat etmişti emniyet kemerlerini taktıklarına. Ama neden kıpırdamıyorlar? Emniyet kemerinin onları koruması lazımdı. Ona böyle öğretmişlerdi.
"Anne! Baba!" Kıza ne annesi ne de babası cevap veriyordu. Bir an kalbi yerinden söküldü. Bir an hayat onun için durdu. Bir an nefes almayı unuttu. Annesi ve babasını kaybetmek için daha yaşı çok küçüktü. Küçük bedeni ters duran arabadan çıkmaya çalıştı fakat olmadı. "Yardım edin!" Bağırıyordu fakat sesini duyan yoktu.
Küçük kardeşinin ağlama sesi gelince içinden kardeşi yaşadığı için şükür etti. Kafasını çok fazla kıpırdatamadan kardeşine baktı. Arabada ters bir şekilde durmuş bedeni kemer sayesinde hayattaydı. Ablası koruma iç güdüsüyle elini kardeşine takılı olan kemerin üzerine koydu.
Birkaç adım sesi duydu. Umudu tekrar canlanmaya başladı. "Hey! Yardım edin. Lütfen." Sesi gittikçe kısılmıştı. Korkuyordu hem de deli gibi. Parmak şıklatma sesi geldi. Ne olduğunu ilk başta anlayamamıştı ama sonra kardeşiyle kendisini arabadan çıkmış ayakta dururken buldu. Olduğu yerde afalladı. Nasıl olmuştu bu? Kardeşinin elini sıkı bir şekilde tutmaya başladı. Karşısında az önce içinde oldukları ters duran arabayı gördü. Küçük bedeni ters duran arabanın yanına gidemeyecek kadar korkuyordu. Bir adam, mavi gözleri, sarı saçlarıyla ve üzerindeki siyah deri ceketiyle kızın önünde durdu.
Bu da kim? diye geçirdi kız içinden. Uzun boylu adam eğilerek kızla boyunu eşitledi. "Selam ufaklık." Siyah eldivenli ellerini düz yaparak açtı. Elinde gümüş renginde, üstünde yuvarlak desenler olan ve taşlarla süslenmiş bir taç vardı. Gözünü alabilecek gibi değildi.
Adam yarı alaylı gülümsemesiyle "Bu taç sana emanet ufaklık. Ona iyi bak," dedi. Kız taçın büyüsünden çıkarak karşısındaki yarı alayla gülümseyen adama baktı. Ne dediğini anlayamıyordu. Sadece anne ve babasını kurtarmak istiyordu. "Lütfen anne ve babamı kurtar. Lütfen." Adamın yarı alaylı bakışları yumuşadı. Bir anlığına kız yardım edeceğini düşündü ama adam yine eski bakışlarına geri döndü. "Özür dilerim ufaklık. Affet beni," diyerek elindeki taçı nazikçe kızın sarı saçlarına yerleştirdi.
Taç parladı. Kafasında bir ağırlık hissetti. Bu his tüm vücudunu ele geçirdi. Sanki vücudu taşlarla doluydu. Kızın bir anlığına vücudu parladı. Bu basit bir parlaklık değildi. Bakan biririnin yıllarca gözünü alamayacağı bir parlaklıktı. Küçük kardeşi ablasının arkasına korkuyla geçti. Birden bire kafasındaki taç yok oldu. Ya da kafasında görünmez oldu. Fakat tacın ağırlığı gitmişti. Kız ne olduğunu anlamıyordu. Oysa onun tek istediği anne ve babasıydı.
İçinde karşısındaki adama karşı inanılmaz bir nefret doldu. Sanki onu her gördüğünde bu hissi tadacaktı. Unutmak istemediği bir nefretti.
Adam zaferle gülümsedi. "İşte biliyordum. Sana emanet ufaklık." Adam kıza sanki çok ama çok özel bir elmasmış gibi baktı. Adam bunu beklemiyordu. Bu ufak kızda birşeyler vardı. Taç onu reddetmedi. Taç ona boyun eğdi. Yüzünü unutmak istemiyordu. "Ne yaptın bana!" Adam bu diklenmeye karşı ne diyeceğini bilemedi. Ama hoşuna gitmişti.
"Bilmemen daha iyi taç güzeli," diyerek parmaklarının şıklattı. Adam sanki buharlaşıp havaya karıştı.
Bir anda etraf da polisler olduğunu gördü. Az önce olanlardan hiçbirşey hatırlamıyordu. Gözlerini etrafa gezdirince anne ve babasını cansız bedenlerini gördü. İkisi de adını bilmediği siyah fermuarlı birşeyin içerisine yerleştirilmişti. Sadece bu şeyin kötü birşey olduğunu biliyordu.
Korkuyla yanında elini tutan kardeşine baktı. Kardeşi bu küçük yaşta hiçbirşeyin farkında değildi. Sadece etrafa anlamayarak bakıyordu. Ablasının gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Ne yapacaktı?
Eğilerek küçük kardeşine sarıldı. "Seni hiç bırakmayacağım." Ağlayarak söylediği bu sözler içini yakmıştı. Bundan sonra kardeşi için hayata tutunmak zorundaydı.
~~~