Onur gözlerini açtığında kendisini, kendisinden oldukça büyük bir kuş kafesinin içinde; derin bir suyun dibinde bulmuştu. Kafesi kocaman bir kayaya takılmıştı. Ve kayanın diğer tarafında neredeyse kendisi kadar büyük yengeçleri gördü. Uyudukları için Onur'u farketmemişlerdi. Ayrıca kanatları oldukça ıslaktı.
Kafasını iki yanına da çevirdi. Kendisi değildi bu. Boyutu çok ama çok daha küçüktü ve en önemlisi insan değildi. Yoksa anlaşmaları bu muydu? İnsan olmak yerine kuş mu olacaktı? Ama böyle de sözünü ettiği intikamı alacağını hatta kendisine bunu yapanları bulacağını hiç sanmıyordu. O kozanın içindeki kadın, sen kimdin ve beni neye sürükledin? Diye sordu Onur kendi kendine ama cevap alamayacağını biliyordu.
Ve bir şey daha farketti. Suyun altında nefes alabiliyordu. Nasıl olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu ama akciğerleri oksijenle dolmuş gibiydi sanki. Yandaki taşın altında yengecin hareketlenmeye başladığını gördü. Uykusundan uyanmak üzereydi Onur buradan çıkmayı başaramazsa yengecin midesine gidecekti.
Ağırlaşmış kanatlarını zar zor açmayı denedi. Ardından kanatları korkutucu derecede bir güçle açıldı. Kendisinden 10 kat büyük kanatlar, kafesi kesti. Rüya'da olmadığına tam bu an emin oldu. Çünkü kanatları kafesi keserken acımıştı. Onur acıya rağmen yukarıya doğru çıkmaya çalıştı. Suyun altından ayaklarının yardımıyla çıkmaya, ona verilen ikinci şansı kullanmayı denedi. Kanatları suyun altında hele bir de ıslakken hiçbir işe yaramazdı. 2. Bir hayatı için bu suyun altında, hiçbir balığa yem olmadan bir kuş olarak çıkması gerekiyordu.
Suyun altında çaresizce cikledi.
Ama yine de çabaladı. Çıkacaktı. Güneşten aldığı enerjiyle yansıyan ay ışığını görmeye başlamıştı bile. Ardından çok geçmeden kendini denizin üstünde buldu. Uçmayı denedi, ıslak kanatlarıyla nereye kadar uçabilirdi bilmiyordu.
Ama o an 2. bir olağanüstü bir şey farketti. Kanatları ıslak olmasına rağmen oldukça iyi iş çıkarıyordu. Onur birden havalanmaya başladı. Bir kuş gibi uçtu. Özgürdü artık. İstediği yere vizesiz pasaportsuz gidebilirdi belki. Kira ödemesine gerek yoktu. Çalışması ve geleceği için düşünmesine de gerek yoktu. Tek amacı yemek bulmak ve hayatta kalmak olacaktı. Bir süre daha uçtu. İnsanları duydu, arabaların seslerini işitti. Ve o olayların yaşandığı köprünün ucunda durdu.
Ardından çocuğun biri ona doğru bağırdı
''Anne bak Jako Papağanı'' Dedi. Onu eliyle gösterip Jako Papağanı? Bir dakika paşa?
Paşa yani Onur'un kuşu bir Jako Papağanıydı.
''Onu eve götürelim mi? Çok pahalı diye almamıştın bana''
Ardından üzerinde bir çekim büyüsü hissetti. Ama Onur buna kanatlarıyla karşı koydu. Ve uçmaya başladı.
''Paşa mı oldum ben acaba?'' Diye sordu kendi kendine. Kuşu neredeydi bilmiyordu. Suyun altını boyladıysa bile artık çok geçti. Muhtemelen ölmüştü. Veya en iyi ihtimalle birisi onu görmüş ve sahiplenmişti. Ama ya o paşaysa?
Kendi kendine ''Önce kendi bedenini bul'' Diye çıkıştı kendine. Denizin altına hiç girmek istemiyordu. Sahil kenarlarında kendi bedenini aradı. Bu sırada birkaç kartalın saldırısına uğradı. Ama onların hepsini kolay bir hamlede yere sermişti. Nedenini anlamadığı bir şekilde sıradan bir Jako Papağanından daha kuvvetli ve dayanıklıydı. Kartallardan birisi denizi boylamıştı. Diğeriyle aç olan midesini doyurmuştu. Ardından bir yerlerde tatlı su bulup onu içmeye başladı. Susayıp acıkması normal insandan daha hızlıydı.
Onur kendi vücudunu düşünmeye devam etti. Belki o kadından kendi vücuduna geçmeyi isteyebilirdi. ''Keşke kendi bedenimde olsaydım'' Dedi. Çaresiz bir şekilde.
Ardından çok bir zaman geçmemişti ki ilerde, birkaç ölü ağacın arasında bir insan bedeni gördü. Gece karanlığında seçmek biraz zordu ama görmüştü. ''Umarım benim bedenimdir'' Dedi ve hızla ona doğru hızla uçtu. Eğer o değilse ne yapacağını bilmiyordu.
O kurumuş ağaç kovuğunun üstünde bir süre o insan bedenine baktı. Oydu. Ama tuhaf bir şekilde hiçbir zehirlenme belirtisi, veya boğulma belirtisi yoktu. Sanki uyuyordu. Sanki başına hiçbir şey gelmemişti. Ama yine de Onur'du O. Ama buraya gelmesinin imkansız olduğunu ancak o ağaç kovuğundayken anlamıştı. Akıntı ters yönden gidiyordu. Ama umurunda bile değildi. Bedenini bulmuştu. Yine de burada görmezden gelemeyeceği tuhaflıklar vardı.
Uyandığında ciğerlerindeki tüm suyu püskürttü. Ne zamandır burada baygındı, kaç gündür bu haldeydi bilmiyordu. Ayrıca korkmaya başladı. Şimdi hayatında ne olacaktı? Neden kuşunun bedenindeydi? Kafası allak bullak olmuş vaziyetteydi. Ayağa kalkmaya çalıştı, ama ölü ağacın dalları batıyordu. Ve aniden nedensiz bir şekilde, yerde yatan o ağaçlar yanlara doğru savruldu. Onur'un önünü açmışlardı. Ama Onur şuanda bunun neden olduğunu düşünecek durumda değildi. Önce kendisini düşünmek istiyordu.
O saldıranlar gerçekten kimdi? Neden yapmışlardı? Basit bir Üniversite öğrencisinin ne gibi bir zararı olabilirdi ki öldürmek istesinlerdi onu. Ve anlaşma aklına geldi. Yaptığı ve karşılığı ne olduğu bilmediği anlaşma. Ayrıca bunlara ek olarak üstü başı leş gibiydi. Beş parasızdı. Paraları ve kimliği hatta telefonu denizin dibini boylamış olmalılardı. Kıyafeti de o valizin içindeydi. Kol saatine baktı. Çalışıyordu ama Telefon bağlantısı gerekiyordu.
Ve sanki çok uzaklardan geliyormuşçasına bir ses duydu. Ama o ses sanki her yerden geliyordu. Tüm zihninde duydu, o kozanın içindeki kadının sesini.
''Tüm doğa senin iradendeyken nasıl çaresiz hissedersin?'' Dedi hem sinirli hem de sanki hayal kırıklığına uğramış gibi. ''Sen Doğa'sın, kendini keşfet. Yardımına ihtiyacımız var'' Ardından uzaklardan bir yerlerden büyük bir gürültüyle valizi kaykayı ve Paşa'nın kırık kafesi yanına geldi. Tuhaf bir şekilde hepsi kupkuru ve temizdi. Normal bir insanın yapabileceği şeyler değildi bunlar. Yine de Onur bunu düşünmek yerine Paşayı düşündü ve nerede olduğuna baktı.
Ardından sanki eliyle koymuş gibi buldu onu. Arkasındaki ağacın başında, bir kuşla yemek kavgası yapıyordu. Onur ona gülerek baktı.
Ardından Onur iç çamaşırlarını çıkarıp, lise zamanında bir kulüpten öğrendiği bir büyüyü yaptı. Tuzlu suyu, Tatlı suya dönüştürme büyüsü. Aslında bu göründüğü kadar kolay bir büyü değildi. Odaklanma isteyen bir büyüydü ve şuan Onur odaklanmakta zorluk yaşıyordu. Yine de denemeye çalıştı. Sonuçta banyo yapmak zorundaydı.
Ve onur bunu başarmıştı. Suyu kendine doğru büyüyle çekti. Havada asılı kalan suyu arındırdı. Aslında bunu çok kolay bir şekilde yaptı. Önceden Onur bunu 40 yıl uğraşsa yapamazdı belki de.
Tüm düşüncelerinden sıyrıldı ve çıplak bedenine doğru yavaş yavaş döktü. Elini bir bez gibi kullandı, her yerini sürttü. Banyosunu yaparken de biraz ağlamıştı. Belki de gözyaşlarını saklamanın en iyi yolu buydu. Banyo yaparken ağla ki kimse onun gözyaşı mı su mu olduğunu anlamasın.
Ardından iç çamaşırını valizinden çıkardığı bir poşete koydu ve temiz olan bir tanesini çıkarıp giydi.
Kuşu, sonunda yemek kavgasını bitirebilmişti. Güzelce karnını doyurduktan ve suyunu içtikten sonra yanına geldi. Ayrıca üstü başı su içindeydi. Onur onu görünce neden ağladığını birden unutmuştu.
''Banyo mu yaptın sen?'' Diye Sordu Onur ona.
Kuş gırtlağından gelen sesiyle cevapladı ''Ev-et'' Dedi kafasını sallayarak. Görünüşü oldukça komşk olduğu için pek ciddiye alamıyordu kuşunu.
Ardından omzunda uyuklamaya başlayan kuşu ile beraber bir taşın üstüne çıktı. Kafasını tüm düşüncelerden arındırdı ve şehrin manzarasını denizle beraber izlemeye başladı. İyi bir şeyler düşünmek için önce kafasını rahatlatması gerekiyordu. Evet hala daha okuluna gidebilirdi. Parası vardı. yani aslında çoğu derdi çözülmüştü bile. O bir türlü adını hatırlamadığı Simya ustasının heykeline baktı bir süre.
Bu sessizlik fazla uzun sürmemişti ki onur bir ses duydu. Ama bu ses sanki hep oradaydı. Neden şimdiye kadar farkedemediğini bilmiyordu. Belki ona arka planda çalan bir müzik gibi gelmişti. Belki kafası başka şeylerle dolu olduğu içindi ama şuan farketmişti işte. Doğa ona sesleniyordu.
Birisi acıyla çığlık atıyordu, yardım istiyordu. Birisi ise doğum yapmak üzereydi, yeni doğacak yavrularını kutluyordu. Birisi ise gece avını bereketli geçirmişti. Bir anne ise yavrularını canla başla beslerken bir yandan da yemek arayan avcıyı kovmaya çalışıyordu. Ağaçlar ise istilacı karıncaları kovuyordu sanki.
Onur o çığlık atana odaklandı.
Toynakları uzun süredir koşmaktan ağrıyordu. Sürüsü bir grup avcı tarafından dağıtılmıştı ve her biri nereye kaçtığını bilmeksizin ormana dağılmıştı. Baba geyik ağacı hızla yanladı ve tam o sırada farketti ki eşi onunla beraber değildi. Geride kalmıştı. Eşine bakmak için kafasını kaldırdığında acı bir çığlık duydu. Baba geyik bağırışına bir bağırmayla karşılık verdi ama eşi bir türlü gelmiyordu. Sese doğru hızla gitmeye başladı. Eşinin boynuzlarını görmeye çalıştı ama başaramadı. Ardından hemen karşısında, elma ağacının altındaki hareketlenmeyi gördü korkarak yanındaki mersin çalılarının arasına girdi ve karısının başına ne geldiğini anladı.
Bir insan, hamile karısının kafasını tam kestiği sırada karısı son bir kez daha acıyla bağırdı. Ama bu sefer baba geyik ona cevap veremedi. Gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Ailesini, çocuğunu koruyamamıştı.
''Saldır'' diye fısıldadı Onur. Aslında bunu diyen Onur değil gibiydi. Kendisine ne olduğunu anlamıyordu.
Baba geyik çalıların arasından hızla çıkıp boynuzlarını adamın sırtına geçirdi. Avcı yerde yuvarlanıp geyiğe doğru bir büyü attı. Büyü ise geyiğe çarpmıştı ama büyüsü adama geri sekti. Kıyafetleri yanmaya başlamıştı. Avcı çaresiz bir şekilde bağırmaya başladı.
''İşini bitir'' dedi Onur.
Vücudunun alev alev yanmasıyla meşgul olan adam aynı karısı gibi bağırırken baba geyik bir süre o adamı izledi. Sanki bilinçlenmiş gibiydi. Ama bu çok uzun sürmedi ve baba geyik, boynuzunu adamın boğazına soktu. Çıkan kanı zevkle seyretti. ve bir süre onları yalamaya başladı.
Onur kendi vücuduna geri döndü. Ama bir süre ne yaptığını farkedemedi. Sonradan anlamıştı ki az önce bir hayvana, bir insanı öldürmesini söylemişti. ''Ben katil miyim?'' Diye sordu kendi kendine. Ama bu koruma içgüdüsüydü. Ya da değil miydi? Elleri yavaş yavaş titremeye başladı. Kuşu da ona bağırdı.
''Ko- r-Kak'' Dedi yine o kalın sesiyle.
Taşın üstünden sürünerek yere indi ve kaykayına dokundu.
''Selam Onur''
''Treni kaçırdım, okula otobüsle gitmem gerek'' dedi yapay zekaya.
Onur, şuan birisiyle konuşmak istemiyordu. Yapay zekada bunu anlamış olacak ki Onur'a kaskının içinden oldukça güzel iç açıcı şarkılar dinlettirmişti. Valizi ve kuşu arkalarından son hızla geliyorlardı. Gerçi sadece valizi geliyordu. Kuşu, valizin üstünde uyuyordu.