Çağla, perdeleri mutlu bir şekilde açtı. Bugün üniversiteye gidecekti. Ardından camı da açıp, Akdenizin o eylül ayında nemli hafif esintili havasını içine çekti. Klimalı odada durmaktan biraz bunalmıştı ve temiz hava vücuduna iyi geliyordu. Ardından elini yavaş yavaş boynuna, boynundaki çipe götürdü. Çip derisinin altındaydı ama yine de oraya dokununca onu hissedebiliyordu. Bu çip adeta bir tasmaydı. Devlet nereye gittiğini, ne yaptığını, kiminle konuştuğunu; her birini görebiliyordu bu çip sayesinde. Düşbüyücüsü olmanın laneti buydu. Esir hayatı seni bekliyordu.
Tabi ki bu onları psikolojik olarak kötü etkiliyordu. Onlarda birer insanlardı sonuçta... Devlet bu yüzden her ay bir psikobüyücü gönderirdi. Hiç tanımadığın birine tüm dertlerini anlatmak adeta bir ruhsal boşalmaydı. Verdikleri tavsiyelerde oldukça makuldü. Ama her seanstan sonra elini oraya atardı ve çip yaşadığı tüm o ruhsal boşalmayı geri getiriyordu.
Ama sadece bunun için gelmediklerini biliyordu Çağla. Aynı zamanda kontrol amaçlı da geliyorlardı. Zihninde yaşananları kontrol ediyorlardı. Çünkü Çip ile bunu yapamazlardı. Yine de Çağla henüz bu teorisini doğrulayamamıştı. Psikobüyücülerin zihni her zaman boş oluyordu. Ama bundan oldukça emindi.
Ardından onu bir korna sesi kendisine getirdi. Burada düşüncelerine dalmaya devam ederse geç kalacaktı. ''Hadi Çağla kaldır poponu'' dedi kendi kendine. Bugün nasıl bir makyaj yapacağına karar vermek için kıyafetlerine baktı. Aralarından bir kombin seçti ve onu yatağın üstüne bıraktı. Ardından saçlarına baktı. Yeni siyaha boyattığı saçtan pek memnun değildi aslında. Eski çikolata rengini daha çok seviyordu. ''Değiştiririz aşko ne olacak üzülme'' dedi kendine. Ardından yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. ''Ama bu sefer platin renginde olacak. Aynı Daenerys gibi''
Kendi kendine konuşmaya devam ederken telefonuna gelen bildirimi gördü.
Gamze: ''Kankaaaa senin dediğin ritüel işe yaradı konuşuyoruz şimdi teşekkürler >
Çağla: '' çok sevindim ama keşke bir ritüele ihtiyacın kalmasaydı. Neyse elimizdekilerle idare edeceğiz artık''
Gamze: ''Bize öylesi gelir mi? hepsi aynı bu erkoların''
Çağla ''Hayırlısı''
Çağla bir süre erkek kelimesinin üzerinde düşündü. Kendisinde problem neydi? Neden hiç bir zaman bir erkekten hoşlanmamıştı? Islak rüyaları genellikle kadınlarla doluydu. Özellikle beyaz tenli olanlarla. Bunu daha fazla düşünmek istemedi. Bugün yurttan gidiyordu. Üniversite'sini bitirecekti. Ardından özgür bir hayatı olacaktı. Yani kısmen...
Ama en azından bundan sonra devlet ev tutmasına izin vereceklerdi. Kendi evi olacaktı. İstediği saatte girip çıkabilecek, kimseye hesap vermek zorunda kalmayacaktı. Çalışacağı yerler ise muhtemelen devlet tarafından hazırlanmıştı. Tutsaklığı, kısmi tutsaklıkla değiştirebilecekti yani.
Spotify'dan bir müzik açtı ve aynanın karşısına bir tabure çekerek oturdu. Önce yüzündeki kil maskesini temizledi. Ardından Youtube'dan bir makyaj videosu açıp aynısını kendinde yapmaya başladı. Nihayet bitirdiğinde yaptığı makyaj için kendisiyle hiç gurur duymamıştı. Göz kalemini yine çok kötü çekmişti. Bir bok böceği bile benden daha iyi makyaj yapabilir diye geçirdi içinden.
Ardından valizini bir kenara koydu ve çantasını çıkarıp eksik bir şey var mı yok mu diye kontrol etmeye başladı.
Siyah saçlarıyla yine YouTube'dan gördüğü bir saç stili yapmayı denedi ama onu da başaramadı. Aslında yapmıştı ama videoda kadının yaptığı gibi olmamıştı. Her şeye rağmen oldukça güzel duruyordu aslında.
Aynadan kendisine bir süre baktı. Yüzüne, saçlarına, gözlerine her yerine baktı. Aslında oldukça güzel kızdı. Ama yine de içinde bir boşluk vardı. Çipe yine elleriyle dokundu. ''Bu benim tasmam'' Dedi. Ardından gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Oturdu ve küçük bir çocuk gibi ağlamaya başladı. ''Hiçbir zaman gerçek anlamda özgür olamayacağım'' dedi. Ve birden her şey üstüne geliyormuş gibi hissetti. Aynadan o çıplak haline baktı. Gözleri önce göğüslerine ardından bacak arasına indi.
!!-18 sahne uyarısı-Okumak istemeyenler bu paragrafı geçsin!!
Aynadan kendisine bakarken içinde bir şeylerin kaynadığını hissetti. İçindeki biriken öfkesini dışarı atmaya biraz rahatlamaya ihtiyacı vardı, Taylor Swifti düşündü. Odasına girdiğini ve birden sevişmeye başladıklarını. Elleri kilotunun arasına girdi ve mastürbasyon yapmaya başladı. Yavaş yavaş ve elinden geldiğince sessiz bir şekilde inliyordu. Parmağını o ıslak ve sıcak çukura soktu. bir eliyle meme uçlarını ellerken diğer eliyle gidebildiği kadar derine sokuyordu. İkinci ve üçüncü parmağıyla denedi. Zevkten dört köşeydi. Sesi çıkmasın diye eliyle ağzını kapattı. Boşaldıktan sonra nefes nefese kalmış bir şekilde yatağa uzandı. Çok iyi gelmişti.
Yatak örtüsünü çıkarıp çamaşır sepetine attı ve ardından eline geleni giymeye başladı. Beyaz bir pantolon siyah bir kemer ve beyaz bir bluz, üstüne de bir ceket geçirdi. Ceket çipi saklayabilirdi en azından. Ya da tasmasını? Hıh. Çağlaa başka bir şeyler düşünür müsün artık? Diye söylendi kendi kendine.
Ardından odasından ayrıldı. Merdivenleri teker teker, biraz da olsa rahatlamış bir şekilde indi. Duygusal anlamda boşalmıştı sanki. İçindeki tüm siniri atmış bile olabilirdi. Çünkü şuan gayet de mutluydu. Güvenliğe selam verdikten sonra, dış kapıyı arkasından kapatmıştı ki yüksek sesli bir alarm ötmeye başladı.
''Çağla gözlüğün nerede?'' Deyip ona gözlük attı. Çağla onu havada kaptı ve gülerek gözlüğü taktı. ''Kusura bakmayınn'' Dedi güvenliğe ve onu eliyle selamladı.
Gözlük düş büyücüleri için normal gözlükten biraz daha farklı amaçla kullanılıyordu. Renkleri ise aksesuar gibi hissettirsin diye kolay bir şekilde değiştirilebiliyordu. Gözlük çerçevesinin bir köşesinde renk ayarı olması lazımdı. Ama tabiki de bu gerçeği saklamıyordu. Gözlük sayesinde karşındaki insanın gözünü çok net bir şekilde seçemiyordun bu da zihnine girmelerine engel oluyordu. Düşbüyücüsü bu demekti. Karşındakinin düşüncelerini okuyabilme, hayallerini ve isteklerini, duygularını hatta rüyalarını bile yönetebilmeydi. Görünüşen basit ama faaliyete geçtiğinde oldukça güçlü bir büyüydü. Kötü bir şekilde yönetilirse yapamayacağın şey yoktu.
Çağla bunları düşünürken Spotify'da açtığı ''Why Am i like this?'' şarkısı eşliğinde üniversitesine gidecek otobüs durağına doğru yürüyordu. Birkaç alışveriş yapan gençleri gördü yollarda. Kesinlikle geç kalmışlardı.
Çantasını görevliye verdikten sonra otobüste bir yer seçti. Aslında kendisi çanta verme sırasında oldukça geride olduğu için birçok kişi çoktan yerleri kapmaya başlamıştı. Bir tane sarı dağınık saçlı çocuğun yanındaki boş koltuğu gördü. Kendisi koridor tarafında oturduğu için yanındaki cam kenarı koltuk boştu. Aslında otobüste görebildiği tek boş cam kenarı koltuğuydu. Çağla bir süre başında durdu ama çocuk ayaklarını çekmeyince, zorla geçmeye çalıştı. Çocuk ayaklarına çarptığı halde en ufak hareket etmemişti.
''Ay saol ya'' Dedi Çağla sinirle yerine otururken
Çocuk ona döndü ''Hı?''
''Yok bir şey'' Dedi ve dışarıya cama bakmaya başladı.
Ardından buna daha fazla katlanmak istemedi ve düş büyücülerin bir armağanı olan, rüyalarda gezme işine dönmek istedi. Birçok garip rüyalar gördü. Çoğu anlamsızdı. Bir çoğu ise yakın ilişki içeren rüyalardı. Kimisi duvarda yapıyordu, kimisi sokak ortasında kimisi sinemada. Kimisi ise yatakta. Yer zaman hiç farketmiyordu. Çağla bunları hızla geçti. Birkaç fantastik rüyalar gördü. Birazını izledi birazını ise saçma bulup es geçti. Ama sonra bir şey gördü..
Ve burada nedenini bilmediği bir şekilde durmak istedi. Sanki bir güç tarafından burada tutuluyor gibiydi. Ve bu gördüğü yer sanki bir mağaraydı. Her taraf üzerinde bir şeyler çizilmiş taşlarla doluydu. Mağarayı çevreleyen bu taşlar simsiyahtı. Sanki içinden bir şeyleri çekiyormuş gibiydiler. Bu onu daha güçsüz yapıyormuş gibiydi. Yaşam enerjisinin alıyordu.
Çağla bir anlığına tuhaf tuhaf şeyler hisseti. Heyecan? Korku? Merak? Hangisiydi bilmiyordu belki üçü birdendi. Uyanmak da istiyordu ama bir türlü uyanamıyordu sanki. Bunu ilk defa yaşamıştı. Taşlardan birine dokunarak ilerlemeye başladı. Yüzeyleri sanki bir insan tarafından yapılmış gibi pürüzsüzdü. Tek pürüzleri, üzerinde yer alan garip şekillerdi.
Birden neden kör bir şekilde yürüdüğünü merak etti. Sonuçta bu bir rüyaydı ve Çağla rüyaların kendisiydi. Rüyalarda kendisi birer tanrı sayılırdı. Işığı istedi. Ve ışık ona itaat etti Tüm mağarayı aydınlattı. Ardından mağaranın ilerisinde büyük bir tüy yumağı gördü. İçerisi aydınlanır aydınlanmaz uzandığı yerden kalktı. Sanki birisini bekliyormuş gibiydi. Kollarına ve vücuduna bağlanmış dev zincirler orada olduklarını belli edercesine şıngırdamaya başladı. Ama bu normal bir ayı değildi ve bu da normal bir rüya değildi. Tüyleri diken diken oldu.
Ayı, gözlerini Çağla'ya doğru dikti. Gözlerinde hem hüzün hem de kudret vardı. İkisini birden nasıl hissedebiliyordu hiçbir fikri yoktu ama oradaydı. Gözleri, lacivert rengindeydi ve baktıkça kendini o uzay boşluğunda hissetti. Ama ayı bir süre daha bakmaya devam etti. Çağla onun o rengarenk tüylü vücuduna bir süre daha baktı. Kaç tane renk vardı emin değildi. Ama Her renkten vardı tüylerinde. Ve bunların belli bir deseni yoktu sanki rastgele konulmuşlardı oraya.
Tüylerinin her bir rengi vücudunun farklı farklı yerlerinde tamamen karmaşık bir şekildeydi. Çağla belki yanlış sayıyor olabilirdi ama bu ayının tüyleri en az 15 tane rengi barındırıyor gibiydi. Ay ne kadar eşsiz ve güzel. Ama kesinlikle doğal değildi. Böyle bir şey nasıl doğal olsun ki?
''Bana bak'' Dedi Ayı. Otoritesini belli edercesine. Sesi erkek veya kadın sesi değildi. Sanki birçok insanın aynı anda konuşması gibiydi. Çağla bu rüyadan sonra bir süre daha kendisine gelemeyeceğine emin oldu. Gördüğü en garip rüyaydı.
''Bir zamanlar oldukça kutsal olan ben ne hale geldim? Bir insandan yardım dilenecek kadar düştüm'' Ardından kafasını bir yere çevirdi. ''Tamara seni hiçbir zaman affetmeyeceğim''
Tamara kimdi?
Kollarını sert bir şekilde havaya kaldırdı. Zincirlerin şıngırtısı tüm mağarada yankılandı. ''Rüyalarıma gelen kaçıncı düşbüyücüsüsün bilmiyorum. Her birinizden yardım dilendim ama hiçbir insan oğlu geri dönmedi. Bana yardım etseniz nelerle ödüllendirileceğinizi bir bilseniz''
''Nelerle?'' Diye sordu Çağla merakla. Ardından Çipin metalik yüzeyine dokundu. Ah senden bir kurtulabilsem.
''Çipini çıkartabilirim'' Dedi Ayı. ''Ve sana 3 dilek hakkı vereceğim. Üç basit insansı dileğini yerine getireceğim''
Çağla, ayının içindeki gücü ve kuvvetti hissetti. Bunu yapabileceğini biliyordu. İçindeki sonsuz bir kudret vardı sanki.
''Ama nasıl?'' Diye sordu Çağla.
Aklında kıvırcık saçlı, kumral tenli bir çocuk canlandı. Aklına bunu kendisi getirmemişti.
''Onur'u bul'' Dedi. Ardından ayı, yerde uzanmaya başladı. Gözlerinin içine bakmadığında, oldukça sevimli bir tüy yumağı gibi gözüküyordu. Hatta şu an o kadar masumdu ki bu ayının neden buraya kapatıldığını düşünmek dahi istemiyordu. Tüylerinin boyutunu tahmin etmek gerekirse en az 20 cm olmalıydı. Ve görünüşen oldukça yumuşaktı. Bu karanlığa ait değilmiş gibiydi kendisi. Ama bir nedenden dolayı kapatılmış olmalıydı.
Ayı sanki ona hala daha gitmedin mi der gibi baktı. Gözleri hüzünlüydü. Ardından kafasını geri çevirip kollarının arasına yattı. Çağla bir anlığına ama sadece bir anlığına ona dokunup sevmek istedi. Yavaş yavaş isteksiz adımlarla gitti. Ve sanki tutsa kırılacakmış gibi yavaş hareketlerle tüylerine dokundu. Ayı ilk başta irkildi ama Çağla'ya bakmadan yatmaya devam etti. Gözleri arada bir açılıp kapanıyordu. ''Ya sen çok tatlısın'' Dedi içinden. Ellerini o devasa tüylerin arasında gezdirmeye devam etti. Dünyada bundan daha yumuşak hiçbir şeyi ellememişti sanki.
''Seni kurtaracağım'' Dedi. Çağla yumuşak bir ses tonuyla.
Ayı ilk kez gözlerini açmıştı. Çağla bu hareketinden dolayı korkmuştu ama ayı doğrudan ona baktı ve sanki gülümsüyormuş gibi bir yüz ifadesine takıldı.
''Peki ne yiyip içiyorsun sen? Bu mağaranın bir çıkışı yokmuş gibi görünüyor''
''Koruyucular bana yemek ve içecek getiriyorlar, onun dışında benimle konuşmaları yasak'' Dedi. Ayı aslında Çağla bunu cevapladığı için şaşırmıştı. Ama yine de merak etmişti Koruyucular kimdi?
Ellerini biraz daha tüylerinin arasında gezdirdikten sonra ''Ben gidiyorum, hayatta kalmaya bak'' Dedi. Ve o yerde yatan tüy yumağına bir kez daha baktı. Kimdin sen? Adın neydi? Ama daha bu soruları soramadan uyandı. Gözlerini açtığında yine aynı yerdeydi. Yanında o asık suratlı ama görünüşen oldukça yakışıklı çocuk telefonuyla birisiyle mesajlaşıyordu. Gözlüğünü kaldırmıştı bile çoktan. Çağla da aynısını yapıp gözlüğünü katladı ve ceketinin cebine koydu.
Bir süre camdan bakıp gördüğü rüyayı düşündü. Aslında buna rüya demek bile saçma olurdu. Hayatında ilk kez gördüğü rüya, rüya gibi gelmemişti. Aklına gelen binlerce soruyla manzaranın tadını çıkarmaya başladı.